Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Genel’ kategorisi arşivi

Beden gerçeklere göre yaşar

  • Genel kategorisinde.
  • Yorum Yok

“Sanat ve edebiyatı ele alışımızdaki başlıca tabulardan biri, sanatçıların yapıtlarından söz ederken onların yaşam öykülerinin dikkate alınmaması gerektiği ilkesidir. Bence sanatçıların başlarına gelenler, onları bitmez tükenmez şekilde yeni ifade biçimleri aramaya iten şeydir. Olan biten, sanatçı ve toplum tarafından unutulmamalıdır, çünkü aksi halde zalimce yetiştirilişin yol açtığı o erken dönemdeki acılar ortaya dökülebilir ve ‘ebeveynlere hürmet etme’ emrine uyulmaz”

Yukarıdaki satırlar Alice Miller’in çocukluk travmalarımıza dair ezber bozan kitabı “Beden Asla Yalan Söylemez” den. Bu yazarın okuduğum ilk kitabı ama bütün kitaplarındaki ana tema çocuklukta yaşadığımız acıların inkar edilmesi üzerineymiş. Bu kitapta asıl olarak, gerçek ve güçlü duygularımızın inkarının bedenlerimiz üzerindeki etkilerini anlatıyor. Çocukluklarında suistimal edilmiş çocukların hastalıklı bir bağlanma, gerçek olmayan sevgi, korku ve görev duygusunu sergilediklerini vurgulayan yazar bu konuyu şöyle detaylandırmış: “Çocukluğunda suistimal edilen insanlar, genellikle hayatları boyunca bir gün o mahrum bırakıldıkları sevgiyi yaşayacaklarını umarlar. Bu beklentiler, ebeveynlerine olan bağlılıklarını pekiştirir, bu bağlılığa dinde sevgi denir ve bir erdem gibi görünür. Ne yazık ki terapilerin çoğunda aynı şey olur, çünkü halen geleneksel ahlakın hakimiyeti altındadır. Bu ahlakın bedelini beden öder. Hissetmeleri gerekeni hissettiğine inanan ve hissetmeyi kendilerine yasakladıkları duyguları hissetmemek için ellerinden geleni yapan bireyler, sonunda hastalanırlar, yani kabullenemedikleri duyguları çocuklarına yansıtarak faturayı onlara ödetirler.” Miller, burada dinin ve ahlakın talepleri ile çok uzun bir süre üstü kapatılan psiko-biyolojik bir yasayı ortaya koyuyor. Kitabın birinci bölümü edebiyat dünyasının ünlü şahsiyetlerinin bu anlamda yaşadıkları çocukluk acılarının yazılarına ve hayatlarına nasıl yansıdığını gözler önüne seriyor. Gerçekten oldukça sarsıcı bir kitap.

hindçocuk1

Rishikesh’te gün batımı ritüeli sırasında dualarla Ganj nehrine çiçekler bıraklılıyor. Çiçekleri bu dünya güzeli kızlar satıyor. Birinden alsanız diğeri size küsüyor, kızıyor, üzülüyor. Ama herşey gözlerde saklı.

 

Hikayeleri incelenen yazarlar arasında Kafka, Virginia Woolf,  Yukio Mişima, Çehov, Dostoyevski ve daha niceleri var. Miller’a göre bu yazarlar anne babalarından şiddet görmelerine ve onlar tarafından suistimal edilmelerine rağmen ailelerine duydukları bağlılığın bedelini, ağır hastalıklar, erken ölüm ve intihar ile ödediler. “Ayrıca bedenleri – içlerindeki hiçe sayılmış ve aşağılanmış çocuklar – anlaşıldıklarını ve saygı gördüklerini hissetmedi. Bedenler ahkali emirlerle bağlantı kuramadılar. Bedenin nefes alma, dolaşım,sindirim gibi işlevleri ahlak kurallarına değil, yalnızca gerçekten hissettiğimiz duygulara tepki gösterir. Beden, gerçeklere göre yaşar”.

hindçocuk2

Bedeninin işaretlerini fazlasıyla önemsemeliyiz diye düşünüyorum. Kimi zaman olmadık zamanda olmadık bir yerimizdeki ağrı bile kimbilir belki çok eskilerden kalmış birşeyleri hatırlatıyordur bize. Geleneksel ahlak ve beden bilgisi konusunda bugüne kadar bütün bildiklerinizi ters yüz eden bu kitabı ben sevdim. Ciddi anlamda okuru ters köşeye yatıran, kendiyle yüzleştiren bir kitap. Diğer yandan yazarların kendi dünyalarını ya da travmalarını yapıtlarına nasıl yansıttığını görmek açısından da ilginç.

hindcocuk3

Geldim blogcum geldim

Ülkemin hali malum, insanlığımızdan utanırken, birçok masum insan tutukluyken, Berkin halen uyuyorken, sansürün dibine vurmuş iken, kış ortasında kısa kollu ile gezecek kadar küresel ısınmanın sonuçlarını hissediyorken, mevsiminde yediğimiz sebze ve meyvelerin bile tadı yokken, insan denen şeyin dünya geneline yayılan depresif ve mutsuz halini hissediyorken size bugün de şunları yaptım desem ne olur ki? Yakınımda, uzağımda birçok insanın grip gibi kanser, ağır depresyon, tanımı konmamış birçok garip hastalık haberini alıyorken, biliyor musunuz bugün sahilde yürüyüş yaptım, kuşların da fotoğrafını çektim bakın desem? Bundandı uzunca bir süredir sessiz kalışım, yazamayışım. Günlük tadında yazma isteğim yoktu ne zamandır. Hal böyle olunca da burası nadasa kaldı bir süredir.

Geçtiğimiz yıl ders verdiğim stüdyoda bu yıl ders vermiyorum. Aslına bakarsanız yoga derslerine bir süredir ara verdim. Kendi yogama tabiki devam. Beni ayakta tutan tek şey diyebilirim. Yeni bir stüdyoda ders vermeye başlar mıyım yoksa özel dersle mi devam ederim şimdilik bilemiyorum. Fakat zaman zaman sizlerden de soranlar, yazanlar oluyor. Yeni bir yerde ders vermeye başladığımda mutlaka buradan haber vereceğim.

Hayat farklı aktı yaz aylarından bu yana. İlk kitabım Rehberine Kulak Ver’in heyecanı halen içimde taptaze. Tamamen kalbimi koyarak, kendimi bütün samimiyetimle ortaya koyduğum bir kaynak kitap. Umarım ihtiyacı olan okurlara ulaşıyordur. Diğer taraftan ne zamandır çizittirdiğim birşeyler vardı. Kendi yarattığım, yaşattığım karakterlerim ve onların hikayeleri. Ne olacak bunlar derken bir gün yolum YazıEvi’ne düştü. Yeşim Cimcöz ile önce telefonda tanıştık. Aaaaa dedim bu kadın tam benim dilden konuşuyor. Sonra Yazıevi’ne bir daldım dalış o dalış Ekim ayından beri halen çıkamadım. Dünya tatlısı hocam Özlem Kiper ile çok keyifli Öykü Atölyesi yaptık. Şimdi cebim yeni öykülerimle dopdolu. Özlem atölyede bizi çok farklı dünyalarla tanıştırdı, farkı tatlar çaldı ağzımıza. Zorladı kalemimizi. Her hafta yeni konu, yeni öykü. Hayata yazmak için geldiğimi bir defa daha anlamamı sağladı sağolsun.

Bu arada sevgili Yitik Ülke Yayınları bir öykü kitabı hazırlıyordu. Elimde mutsuz aşk öyküsü var mı diye sordular. Tesadüf bu ya vardı, hemen yolladım ama tabii biraz endişeyle beğenirler mi ki diye. Ne de olsa taze öykücüyüm henüz. Mutsuz mu mutsuz öyküm yayın kurulu tarafından beğenildi ve kitaba kabul edildi. Nasıl sevindiğimi anlatamam. İşte o kitap “Mutsuz Aşk Vardır” şu an kitapçılarda. 133 yazarlı mutsuz aşk öyküleri kitabı. Kadir Aydemir yayına hazırladı. İçinde hocam Özlem Kiper’in de bir öyküsü var hatta benden söylemesi.

Ama artık bu blog öyküleri kıskanır oldu. Biraz buraya da vakit ayırma vakti geldi. Sizlerle dertleşmeyi, paylaşmayı da hayli özlemişim. Ülkenin de dünyanın da hali böyledir artık bize düşen dimdik durmak. Derslerimiz her geçen gün üzerine beş koyarak geliyor. Dönem böyle yapacak bir şey yok. En güzel direnme şekli de yazmak ve okumak. Tabii bir de yoga yapmak:)

Şubat tatiliyle ilgili yazacaklarım vardı ama onlar da diğer postun konusu olsun. Böylece blog da taze dursun.

Yeni yıl

Yeni yılda yüreğimizde kıpırdanan, aklımıza düşen, zihnimizde esen her ne varsa gerçekleştirmek adına adım atabilmeyi diliyorum hepimiz adına. Değişime kucak açmayı, değişerek dönüşmeyi, duygularımızla büyümeyi, cesaretle kendimiz olmayı diliyorum.

Ve tabiki daha özgür, barış dolu bir dünya ve Türkiye için duamızı da edelim ama elimizden geleni de yapalım üzerimize düşen her ne ise. Çalışma, üretme ve dimdik durma vaktidir sevgili okurlar.

Yarınki yeni ay kalbinizi aydınlatsın. Sevgilerimle.

Şiddet dursun ve özgürlüklere saygı gösterilsin!

  • Genel kategorisinde.
  • Yorum Yok

Hepimiz hem toplum adına hem de kendimiz adına bir şeyler öğrendik şu birkaç günde. Benim en büyük dersim sosyal medya adına oldu. Bilirsiniz sosyal medyaya karşı pek de sempatik değildim ve çok fazla bilgisayar başında kalıp, sürekli twit atanları eleştirirdim. Bundan böyle sosyal medyaya bakış açım tamamen değişti. Nasıl bir gücü göz ardı ettiğimin farkına vardım. Aşağıda size sosyal medya üzerinden katıldığım bir anketin sonuçlarını aktaracağım.

İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından 20 saatte 3 bin eylemci ile yapılan anketin sonuçları topluma orada ya da herhangi bir yerde direniş eyleminde bulunan kitlenin kimliği ve talepleri konusunda çok net bilgiler veriyor.

Direnişçilerin yüzde 39.6’sı 19-25; yüzde 24’ü 26-30 yaşları arasında. Yüzde 75.8’i eylemlere sokağa çıkarak katılan direnişçilerin, yüzde 53.7’si daha önce hiç bir kitlesel eyleme katılmamış ve yüzde 70’i kendini hiç bir siyasi partiye yakın hissetmiyor. Yüzde 14.7’si bu konuda kararsızken yalnızca yüzde 15.3’ü ise kendini bir siyasi partiye yakın buluyor.

Ankete göre, direnişçilerin protestolara destek vermelerinde en etkili neden yüzde 92.4 oranla  Başbakan’ın otoriter tavrı. Polisin protestoculara uyguladığı orantısız gücün etkili olduğuna kesinlikle katılanlar yüzde 91.3 iken, demokratik hakların ihlal edilmesinin etkili olduğuna kesinlikle katılanların oranı yüzde 91.1. Medyanın suskunluğunun etkili olduğuna kesinlikle katılanlar yüzde 84.2 ve ağaçların kesilmesinin etkili olduğuna kesinlikle katılanlar yüzde 56.2.

Bağlı bulunduğu siyasi hareketin yönlendirmesiyle eylemlere katıldığını söyleyenlerin oranı ise yalnızca yüzde 7.7 düzeyinde.

Anket katılımcılarının yüzde 81.2’si  kendini  “Özgürlükçü” olarak tanımlıyor. Yüzde 64.5 oranda “Laik”, yüzde 54.5 oranda da “Apolitik” tanımlaması yapılmış. Protestolara destek verenler arasında, kendilerini tanımlarken “Ak Parti seçmeniyim” nitelemesine katılmıyorum diyenler yüzde 92.1 oranında iken, “Muhafazakarım” seçeneğine katılmıyorum diyenlerin oranı ise yüzde 75.0.

Katılımcıların 2 öncelikli isteği var; Öncelikle polis şiddeti dursun (96.7) ve özgürlüklere saygı gösterilsin (yüzde 96.1).

yoga gezi

Gezi Parkı’nda yoga

Siz de içinizdeki güneşin parladığını, kalbinizin umutla dolduğunu hissediyor musunuz?

Ben, kullanılan şiddetten ötürü oldukça üzgün ama bir yandan gençlerimizin gücünü ve her kesimden insanın bir olduğunu gördüğüm üzere çok umutluyum. Artık biliyorum ve daha çok inanıyorum ki birbirimize karşı çok daha uzlaşmacı, anlayışlı ve dayanışmacı olacağız. İşte şimdi o günlerdeyiz, hep konuştuğumuz, yazıp çizdiğimiz “BİR OLMA” zamanındayız. Özellikle bugünlerde kalplerinizden umut ve sevgi eksik olmasın. Kendinizi hem içsel hem fiziksel güçlü tutmaya çalışın. Çevrenize destek olabilmeniz için öncelikle sizin güçlü ve sağlıklı olmanız gerek. İnandığınız ritüeliniz her ne ise onu bugünlerde daha fazla yapın ki çevrenize de ışık saçın. Böyle böyle ışığımızı büyütelim…

Pazarlamanın böylesi

Şimdi size çok etkileyici bir pazarlama öyküsü anlatacağım. Yaklaşık 3 hafta önce glutensiz diyete başladıktan hemen sonra nerede ne bulabilirim şeklinde ürün araştırmasına girdim. Malum hemen hemen herşeyin içinde var buğday proteini denen gluten. İlk aşamada diyetimi planlama sürecinde haftanın belli günlerinde ekmek aldığım Backhaus Caddebostan’a uğradım. Sipariş üzerine glutensiz ekmek yaptıklarını duyunca çocuklar gibi sevindim ve gerçekten de ilk denemede gördüm ki glutensiz ekmekleri de diğer ekmekleri gibi oldukça lezzetli. Genellikle ekmeğimizi evde yapıyoruz ama ailecek Backhaus’un bazı ekmeklerini çok sevdiğimizde haftanın belli günleri oradan alırdık. Evet alırdık çünkü artık almıyoruz.

Glutensiz ekmeğin tadını çok sevdiğimden benim gibi buğday proteini yiyemeyen birkaç arkadaşıma tavsiye ettim Backhaus’u. Her biri ayrı sevindi. Ekmeğin boyutu da, lezzeti de yerinde, üstelik kızartınca nefis oluyor. Fiyatının 15 lira olması ilk başta biraz şaşkınlık yaratsa da uzunca süre idare edecek kadar büyük bir ekmek. Fakat ne oldu bilin bakalım? Bu sevincim kursağımda kaldı çünkü ekmeğin fiyatı birden 20 lira oldu 1 hafta içerisinde. Ben duyduğumda şok oldum ve bir daha Backhaus’a gitmedim o günden beri. Ekmeğimi artık tamamen evde yapıyorum. Nasıl bir mantıktır 1 hafta içerisinde talep görüyor diye bir ekmeğe 5 lira zam yapmak. Kaldı ki ekmeğin üzerinde glutensizdir ibaresi etiketi bile yok. Biz Backhaus’un tecrübesine güvenip alıp yiyorduk ama demek hata etmişiz. Neymiş efendim malzemesi yurtdışından geliyormuş. Beklerdim ki, ekmeğe olan bu talebi fark ettiklerinde ekmek alanlara minik glutensiz kurabiyeler, kekler sunsalar, inanın o kadar çok isteklisi vardı ki, çünkü bu alanda ürün kısıtlaması olduğundan insanlar alternatif bulamıyor. Ama onlar direkt müşteriyi kaçırmak için esaslı bir zam yapmayı tercih ettiler. Başardılar da tebrik ediyorum, kendileriyle ilişkim bitmiştir. Umarım hatalarını anlar, düzeltme yoluna giderler. Çünkü bu zihniyetle daha çok müşteri kaybederler.