Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



eğitim’ kategorisi arşivi

Ebeveynlik üzerine…

Ebeveyn olmak, hayata farklı bir bakış açısı geliştirmenizi sağlıyor. Kimi zaman olabildiğince korumacı olurken kimi zaman da alabildiğine özgürlükçü oluveriyorsunuz. Aradaki dengeyi kurabilmek çoğu zaman çok kolay olamıyor. Geçenlerde çocuklarımızla olan bağımız konusunda yoga hocam Dada Ac. Hiranmayananda Avt. ile sohbet ederken şöyle dedi; “Neden endişe ediyorsun ki, onlar zaten evrenin çocukları? Her ne kadar özgür bırakacaksın ama bir o kadar da disiplinli olacaksın. Sen elinden gelen her türlü fedakarlığı yapacaksın ama sonra özgür bırakacaksın”. Aslında hocam burada yoganın da temeli olan bir ahlaktan bahsetti. Yani hayatın her alanında denge kurabilmek! Fedakarlık yapmak ama şikayet etmeden, sevmek ama bağlanmadan, sevdiklerine bağımlı olmadan. Her anlamda son derece özgür büyütülmüş biri olarak bunun önemini çok iyi biliyorum aslında. En vurucu nokta da, özgürlüğün bedende değil ruhta, kalpte başladığını. Buna rağmen anne oluşumun ilk yılında ciddi sorgulamıştım kızıma olan bağımlılık duygumu. İçinizde büyüttüğünüz bir canlıyı sahiplenip, sarmalayıp “o benim” diyebilmek öyle şişiriyor ve besliyor ki egonuzu. Bir süre egonuz havalarda geziniyorsunuz dünyanın en büyük mucizesine sahip olduğunuz ve onu siz yarattığınız için. Ama ne zaman konuşmaya başlıyor, size ayna tutuyor işte o zaman siz de ayaklarınızı yere basıyor ve farkına varıyorsunuz ki ebeveyn olmuşsunuz, bir “insan” büyütüyorsunuz. Korkularınızı onda görüyor, sevinçlerinizi onda yaşıyorsunuz. Birbirinizin yansıması oluyorsunuz. Ne verirseniz onu alıyorsunuz.

Dada bir de çok önemli bir şey daha söyledi sohbetimiz sırasında; “Çocuklara bir şey öğretmeye çalışmayın, sadece örnek olun yeter”. Bunu duyduğum anda tabii sigara içen ebeveynler geldi aklıma. Bir yandan tüttürürken, bir yandan da “evladım sigara sağlığa çok zararlı”diyen. Ya da çocuğuna kola içirmeyen ama kendi yemeğe kolasız oturmayan. Yargılama amaçlı söylemiyorum bunları, sadece bu köşenin de adı “ayna” olduğu üzere kendimizi biraz olsun analiz edelim istiyorum. Kaldı ki eşim de kısa bir süre öncesine kadar kolasız oturmazdı yemeğe, sonra birden bırakma kadarı aldı kolayı. Bunu duyduğu gün kızımız sarılıp tebrik etti kendisini. Hayat da dümdüz bir çizgiden oluşmuyor tabii, inişleri çıkışları olduğu gibi hepimizin de farklı faklı bakış açıları var. Sigara konusunda çok tepkiliydim bir süre öncesine kadar özellikle çocukların yanında içilmesine. Fakat kızım bu tepkimi öyle içselleştirmiş olmalı ki dışarıda elinde sigara gören her insana “sen sigaranın zararlı olduğunu bilmiyor musun ki içiyorsun” gibi söylenmeye başladı. Tabii bu hoşuma gitmedi ve sonunda ona herkesin hayatta kendi seçimleri olduğunu ve sevdiklerimizi seçimlerine göre yargılamamamız gerektiğini ve buna bizim karışamayacağımızı anlattım. Tabii burada en büyük ders kendimeydi aslında.

Bütün bunları düşünüp, gözlemlerime devam ederken, geçtiğimiz hafta kızımın okulunun düzenlediği seminerde konuşmacı olan İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin de taşları yerine oturttu. Bilgi sahibi olmak ile bilinç sahibi olmanın farklı olduğu konusuna değinen Ergin de, çocuklarımıza bir şeyler öğretebilmenin en iyi yolunun onlara rol model olmaktan geçtiğini, eğitimsel ve yaşamsal deneyimlerimizin bir bütün olması gerektiğini söyledi.

Ergin’in bilgisayar konusunda verdiği çok önemli bir bilgi var ki onu da paylaşmam gerekiyor. Almanya’da yapılan bir araştırmada, günde 8 saat bilgisayarda şiddet oyunu oynayan bir ergen ile, uyuşturucu alan bir insanın vücudundaki kan düzeylerinin aynı olduğu saptanmış. Teknoloji her ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da çocuklarımızı ondan verimli faydalanma noktasına getirebilmek ciddi disiplin ve özen istiyor. Bu konuda kesinlikle ipleri çocuğun eline bırakmadan ebeveynlerin kontrollü ve disiplinli olması gerekiyor. Ergin’in verdiği bilgilere göre, yine yapılan araştırmalar sonucunda görülüyor ki; kontrollü olarak günde 1 saat bilgisayarda strateji oyunu oynayan bir ergen, bilgisayarda oyun oynamayan arkadaşlarına göre yüzde 50 daha yüksek performans gösteriyor.

Hem çok seveceğiz, hem özgür bırakacağız ama bir yandan disiplinli olacak, bir yandan da örnek olacağız. Çok da kolay görünmüyor evet farkındayım. Hatta çocuk sahibi olmak isteyen bir çifti anında uzaklaştırabilir bu tanımlama. Ama bana göre annelik, bir kadının kendini tanıma sürecinde yaşadığı en değerli deneyimdir ve koşulsuz sevgiyi hücrelerinde hissedebilmenin tek yoludur. Ebeveynlikte de asıl olan sevgidir her zaman, her kapıyı açan, her an’ı onurlandıran.

*İnfomag Şubat sayısı köşe yazım.

Sorgulamalar…

Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki çevremde “ne de olsa çocuktur” diyemiyorum çoğu zaman. Biliyorum ki ebeveynler var hep arka planda. Ebeveynlik şekilleri üzerinde de yargılama ya da yorum yapmak değil amacım ama o kadar saf sevgiyle dünyaya gözlerini açan bebeklerin, gün gelip de gözleri sevgisizce, hırçın bakan çocuklar haline gelmesine üzülüyorum. Üzülmek ne demek içim acıyor. Hiçbir çocuk bunu hak etmiyor. İşte böyle zamanlarda ciddi sorguluyorum ebeveyn olma kararının nasıl, neye göre verilmesi gerektiğini.

Hayat akıp geçiyor, bize de olanlara uyum sağlamak kalıyor fakat gözümüzü açalım biraz da canım. Önce kendimizi iyileştirelim ki hastalıklı çocuklar yetiştirmeyelim. 30 yıllık ilkokul öğretmeni olan annem, “Hiç bu son 2 yıldaki kadar dikkat eksikliği, geç öğrenme, yemek problemi olan ve okumada zorluk çeken çocuklarla karşılaşmamıştım” diyor.  Uykuları kaçıyor annemin bu yüzden, her gün buna kafa yoruyor, okuyor, araştırıyor ne yapılması gerektiği konusunda. Çalıştığı okulda yoğun çalışmalar yürütülüyor bu konuda. Her çocuk ayrı ele alınıyor. Çoğunlukla görülüyor ki, okul öncesi dönemde kazanılmış davranışlar hepsi. Ya çok televizyon izletilmiş, ya hiç konuşulmamış , iletişim kurulmamış çocukla, ya her işini annesi yapmış, ya bakıcılar arkasından gezip ağzına beslemiş, ya da malesef sevgi görmemiş… Eminim ki çok farklı nedenler de vardır ama geneli böyle annemin anlattığı kadarıyla.

Ben 3 aylıkken Bursa’ya yakın bir köy okulunda çalışıyormuş. “O okuldaki çocukların gözlerindeki pırıltıyı, heyecanı çok az çocukta gördüm” diyor. Çok çeşitli okullarda çalıştı bugüne kadar, özelinden devlet okuluna kadar hep en iyilerinde görev yaptı. Halen çalışıyorsa, bu da sadece meslek aşkından. Ama son dönemde üzüldüğünü, sıkıldığını görüyorum zaman zaman. Yine de çocuklarına yani öğrencilerine olan inancını, umudunu hiç kaybetmiyor. Her birinin hikayelerini, gösterdikleri gelişmeleri anlatırken gözlerinin içi gülüyor.

Çok isterim Doğa’nın annem gibi bir ilkokul öğretmeni olsun. Doğa’yı büyütme sürecinde, şu kısacık 3,5 yılda tabiki nesil farklılığından dolayı didişmelerimiz oldu ama Doğa ile ilgili çok erken yaptığı hiçbir tespitinde yanılmadı ve bizim hep baş destekçimiz, sağ kolumuz oldu biricik anneannemiz. En son geçtiğimiz cuma akşamı şöyle dedi bana; “Bütün çocuklu arkadaşlarına söyle hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Sadece boncuk dizdirin, makas kullandırın, hamur oynatın ve puzzle yaptırın. Yazı yazabilmeleri, parmak kaslarının gelişmesi için gerekli olanlar sadece bunlar”. Ben de tamam dedim söylüyorum işte size buradan. Tabiki de tahmin edersiniz ki , birçok öğretmen gibi çok karşı annem de alınan birçok oyuncağa, gereksiz tüketime.

Nereden geldi konu buraya da annemi anlattım ben de bilemedim. Aşkım depreşmiş sanırsam:) Yazmışken bir de fotosunu koysam iyi olur:) Şubat tatilinde Antalya’ya gitmiştik 3 nesil, bu fotoyu Doğa çekmişti.

Bu postu yazmama neden olan olay bende kalsın ama konunun annemle hiçbir ilgisi yok aslında. Yakından tanıdığım bir çocuğun kızıma davranışı üzdü beni geçtiğimiz günlerde. Kızım için değil çocuk için çok üzüldüm. Kızım görmeli, tanımalı farklılıkları, arkadaşlarını sevecekse her haliyle sevmeyi, kabul etmeyi öğrenmeli. Kabul etmek istemiyorsa da seçim yapabilmeyi öğrenmeli. Diğer çocuk için ise yapabileceğim birşey yok malesef. O da bir gün dönecek sevgiye… aslında yuvasına, her zaman bildiği tek şeye…

Okul durumlarımız

Geçen gün taksi şoförü sordu “ne olacaksın büyünce” diye. Bizimkinin cevap; “İtfayeci ve de postacı”. Herşey bir yana bu “ve de” bağlacını kullanma şekli beni öldürüyor.
Fotoğraftaki de itfayeci yeleği ve hortumu. Geçen hafta resim dersinde yaptılar. Gymboree’de en sevdiğim ve bence en faydalı olan ders resim.

2 gündür sokaklardayız. Uzun zaman sonra ilk defa bugün pusetinde kendi kendine konuşarak, anlatarak 2 saat kadar durdu. Neyse ki bir kinder ve bir lolipop ile kapattık günü. Pek hoşlandım tabiii bu durumdan ben, havayı içime çekerek yürüdüm gönlümce. Bu mor atkı ve bere sırf ben boynuma şal bağladım diye takıldı.
Müzik & oyun dersimiz vardı bugün. Öğlene doğru aşırı yorulmuş bir şekilde çıktık oradan. Hem yorulup hem para ödüyorsunuz yok hiçbir mantığı yok bu işin. Evde yorulduğumdan daha çok yoruluyorum orada hatta çünkü Doğa bütün oyunlara benim de katılmamı ve bütün dans, hareket vs. he ne varsa benim de yapmamı istiyor. Bugün birara nevrim dönmüş “aaa yeter ama” dedim. Baktım bütün anneler aynı his içinde hepsi birden söylenmeye başladı. Neyse ki üyeliğimiz bu ay sonu bitiyor . Bu kadar sosyallik yeter anne-kız. Özgürleşme vakti gelmiştir. Aralık itibariyle haftada 3 gün yarım gün anaokuluna başlıyor cadı. Denemelerimiz başladı bu ay haftada bir saat gidiyoruz. Bayıldı yeni okula, “tavşanlı okul”diyor oraya. Ben de çok sevdim, tam bize göre sıcacık ve sevgi dolu…yakında anlatacağım size de…

Spor salonunda bilim ve felsefe

Yakın zamanda katıldığım bir meditasyon ve grup çalışmasında felsefe öğretmeni bir çift ile tanıştım. Bu çiftle sohbetimiz sırasında yeni bir kişisel gelişim programı başlatmak üzere olduklarını öğrendim. Programın, bir spor salonunda uygulanacak ve de derslerin 7-17 yaş grubuna verilecek olması bana ilginç geldi. Bu nedenle sizler için daha ayrıntılı bilgi aldım.
YankıGym Sürekli Eğitim Merkezi Koordinatörü olan Meriç Bilgiç, İngiltere ve Belçika’da okumuş. Catholic University of Leuven’da Felsefe masterını birincilikle bitirmiş ve üstün başarı ödülü almış. Aynı zamanda Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü Kurucu hocalarından. Bilgiç, bu programın dershanelerin yarattığı kişilik bozukluğuna karşı, kişiliği güçlendirmeyi amaçladığını anlattı: “Dershaneye gönderilen çocuk genellikle okulda başarısız olan çocuk oluyor. Aynı öğrenci dershanede de başarısız oluyor. Özel ders aldırılıyor, yetmiyor, dayak atılıyor, aşağılanıyor. Sonunda özgüvensiz, başarısızlığa koşullanmış, en iyi ihtimalle hırslı, saldırgan kişilikler oluşuyor. Bu program bu zinciri kırmayı amaçlıyor. Dershanelere karşıyız. Dershaneler çocuk için bir cinayettir. Tam ifadeyle çocukların sonsuz olasılıklı dünyalarını eğitim adında tek olasılıklı, hayal gücü sıfırlanmış mekanik ve acımasız bir dünya hücresine hapsediyorlar.”
Evet gerçekten de iddialı ve bir o kadar da çarpıcı değil mi? Programdaki dersler çok ilgimi çekti; Matematik oyunları, Bilim Tarihi felsefesi, müzik, ingilizce konuşma, diksiyon, yoga-meditasyon, modern dans, bale, taekwondo, judo, jimnastik ve drama.
Bilgiç derslerle ilgili şunları söyledi: “1000 metrekare üzerine kurulu bir spor salonunda bilim adamları ve felsefeciler meslek sırlarını çocuklarla paylaşacak. Programlarımız MEB’in yıllık eğitim takvimine paralel olarak haftaiçi ve haftasonu uygulanıyor. Öğretmenlerimiz kendi alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde başarılar elde etmiş seçkin isimlerden oluşuyor.”
Bir bedensel etkinlik yanında bir dizi zihinsel ders ile beraber verildiğinden ve zihin beden dengesinin öğrencide nasıl geliştiğinin gözlendiğinden bahseden Bilgiç, “Çocuklarda bu en büyük sorun; Ya çok hareketli bir beden ve sıfır zihinsel konsantrasyon, ya da aksine bilgisayara yapışmış bir elektronik organ, kavanozda beyin yaşamı fakat beden yok. Biz ikisini de yerine koyup yüksek düzeyde ruhsal ve bedensel yeteneklerini dengeli kullanmasını öğretiyoruz. Bu programın arkasında bir felsefe var. Bir bilgi ve ahlak felsefesi var. Öyle görüş anlamında bir felsefe değil, sistematik, akademik bir felsefi arkaplanı var bu eğitimin.”
Bilgiç, “Derdimiz insan gibi insan yetiştirmek. özgüvenli, sorumluluk sahibi, yükümlülüklerine, toplumuna sahip çıkan, kendi sınırlarını bilen, zorlayan ve yeteneklerini geliştiren yetkin bilinçler yetenekli, sağlıklı, güzel nesil yetiştirmek” diyor.
Bu özel kişisel gelişim programı ile ilgili daha ayrıntılı bilgiyi Meriç Bilgiç’ten (mericbilgic@gmail.com) ya da YankıGym’den (yankigymcenter@hotmail.com)alabilirsiniz.

Not: Bu yazı Infomag dergisinin Ekim sayısındaki köşe yazımdan alıntıdır.

Okul hevesi

Bugün okullu olduk. Eylül itibariyle Doğa Gymboree’ye başlıyor. O da ben de çok heyecanlıyız! Sanırım artık okullu olma vakti çoktan gelmişti ki bunu zaten bugün Gymboree’de geçirdiğimiz 1 saat içerisinde anladık. Doğa kendini öyle kaptırdı ki “Benim okulum burası kalırım ben burada” dedi. Bize el salladı ve gitmemizi söyledi. Tabii büyük ihtimal bırakıp gitsek 15 dk. sonra beni arayacaktı ama yine de orayı sevdiğini bu şekilde ifade etmesine bayıldık.
Eylül’de yeni bir dönem başlıyor bizim için anne-kız. Biraz fazla sosyalleşiyor olacağız ve de ikiz kardeş yapışık durumlarımız biraz olsun düzelecek sanırım. Turuncu Gymboree çantası omuzunda Doğa evin içinde turlar atıyor. Çocuklar yeniliğe ve değişime ne kadar açıklar aslında. Hepimiz böyle doğuyoruz, sonra bir şekilde, bir an geliyor kapatıyoruz kendimizi kendimize. ve sonra herşey aynı olmaya, sürekli aynı olaylar başımıza gelmeye başlıyor. Ne zamanki olumsuzluklar her tarafımızı sarıyor ve biz dibe vuruyoruz işte o zaman düşünmeye başlıyoruz ben nerede yanlış yaptım diye. İşte Kuantum da taaaaa çocukluğunuza dönüyorsunuz. Ve de nerede kendinizi kitlediğinizi buluyorsunuz terapistinizle birlikte. Sonra ise kodlamanız değişiyor yani hayat seçimleriniz farklılaşıyor. Değişime ve yeniliklere direnmeyi bırakıyor, bütün kapılarınızı açıyorsunuz.
İşte bu yüzden artık Doğa ile iletişim halinde olduğum her an, gerek kullandığım dile gerek davranışlarıma dikkat etmeye çalışıyorum. O da kendini kapatmasın, değişimden korkmasın, hayal kurmayı öğrensin, hayallerine inansın, hayalleri için savaşsın istiyorum. Birşeyi istediğinde, gerçekten çok güçlü istediğinde olacağına inansın istiyorum. Sınırları olmasın hayallerinde, zihninin oyunlarına düşmesin, duygularına kilit vurmasın, aklını doğru zamanda doğru yerde kullansın istiyorum. Çok mu şey istiyorum? Bilmem ki…çocuk sahibi olmak böyle birşeymiş…