Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar






Ben: Doğaaa, ayda su bulunmuş biliyor musun? Hani su, hava yoktu ya ayda. Bugün gazetede okudum, su bulmuşlar orada.
Doğa: aaaaaaaaaa! ( ciddi bir şaşırma) Neden ki? Peki nolcak şimdi?
“Eeee bilmem belki gidersin oraya” desem baktım uykusu kaçacak bizim minik astronotun. ”Bilmiyorum ben de” dedim ve uyuttum.



2 gündür okuldan böyle bir pisi alıyorum. Eve gelince de Serdar gelene kadar çıkarmıyor. Aslında ben hep böyle kalsın istedim. Tam da “Doğa Pisi” olmuş bizim kendisine hitap ettiğimiz gibi:)

Biraz önce kitap okuyoruz. Midem ağrımaya başladı hafif, yatar pozisyondan dikey duruma geçtim;
-Doğacım biraz midem ağırıyor oturarak okuyalım mı? Sanırım birşey dokundu bana.
-Aaaaaa ben dokunmuştum ya sana anne hatırladın mı?

Aragonitimle çalışmalarım devam ediyor:) Geçen hafta bir gece topraklanması için toprağa koydum, sonra biraz güneşe çıkardım. Güneşten aldıktan sonra o gece başucumda duruyordu küpeler. O gece sabaha kadar uyumadım. Bu hep böyle oluyor bana. Aslında kitapta diyor ki; “Kaliteli bir uyku için yastığınızın altına koyabilirsiniz”. Fakat ne kaliteli uykusu bildiğiniz ayaktaydım bütün gece. Birkaç defa daha deneyimledim ama aynı durumu. Ametist ve kuvars taşlarımı yatak odasında tutamıyorum örneğin. Hele bir yanlışlıkla unuttum diyelim ki bütün gece uyuyamıyorum. Bir enerji veriyor ki sormayın. Uyumak yerine koşabilirim örneğin o enerji ile.
Bir haftadır Sevgi Ersoy’un “Mucize Taş Aragonit” adlı kitabını incelemekteyim. Hepsini okumadım. Sadece ilgimi çeken sayfalara göz atıyorum. Bazı kitaplar böyle bir etki bırakıyor bende, hepsini okumak gelmiyor içimden. Öncelikle ilk sayfalardaki, “taşı sol elinize alın, gözünüzü kapatın, bir mağaraya girin, oradan şuraya gelin, buradan dönün…” tarzındaki meditasyon öğretileri beni biraz soğuttu kitaptan. Evet yargılıyor olabilirim ama hoşlanmıyorum bu tarzdan. Taşın özelliklerini, nasıl programlanacağını ve tarihini anlatması yeterli benim için. Yani nasıl kullanacağını herkes kendi içgüdüleriyle bulabilir diye düşünüyorum. İlle de şöyle yapın, böyle yapın şeklinde işin pazarlamasına gerek yok. Bir de mucize taşta falan değil yani sizde, içinizde!
Kitaptan hoşuma giden ilgi çekici bazı bilgiler şöyle;
“Aragonit taşının en güçlü enerji taşıyanları İspanya ve Fas’ta bulunuyor. Adını İspanya’da Monika de Aragon şehrinden alan Aragonit’e Almanya, İtalya, Avusturya, ABD ve Çin’de rastlayabilirsiniz. Eski Roma’da bilhassa hanımların çok neşeli olduğu söyleniyor. Bunun da kadınların meşin sicimlere sırayla bağlayarak başlarına taktıkları aragonite bağlı olduğu anlatılıyor. Çünkü aragonit mükemmel bir stres taşı. Kendisi üzerinde taşıyanı neşelendiriyor ve canlandırıyor.”
“Aragonitin iyi bir ebeveyn taşı olduğu da söylenir. Eskiden anne babaya sabırla ve sevgiyle, aynı zamada kendilerine bir hediye olarak gelen bebeği saygıyla büyütebilmeleri için armağan edilen aragonitin yanı sıra, bir aragnit de bebeğe verilirmiş. Aile büyükleri aragoniti bebeğin yastığının altıda muhafaza ederlermiş. bebeğin her ağlayışında taşı çıkarır, vücudunda gezdirir, nerede bebekte sakinleşme olursa orada vücudunda 2 dk. tutarlarmış. Aynı zamanda hazım sistemi üzerinde etkisi olan bu taşlar çocukların gaz sorunlarında kullanılırmış. Aynı taş bebeğin banyo suyuna konurmuş. Aragonitin dolunay tesirlerine karşı iyi bir koruyucu olduğuna inanıldığı için ebekler ve çocuklar bilhassa dolunay gecelerinde aragonitleriyle uyurlarmış. Diş çıkaran bebeklerin dişetleri iyice yıkanıp temizlenen bir aragonitle ovulduğunda, hem acıların hafiflediği hem de kolay diş çıkardıkları görülmekteymiş.”
Kitaptan tespit ettiğim kadarıyla benimki Fas aragonitiymiş. Hani yazmıştım ya Doğa bu kitabı eline alıp sürekli ona okumamı istiyor diye. Meğersem aragonit taşı bütün burçlarda kullanılabilirmiş ama Boğa, Aslan, Başak, Kova, Oğlak burçlarında çok etkiliymiş. Doğa da bir Boğa! Ah bilseydim bebekliğinde asmaz mıydım yatağına bir tane. O gazdan ağlamaları, uyuyamamaları biraz hafiflerdi belki. 2 yaşından beri gündüz uykusu uyumayan pisim belki mışıl mışıl uyurdu öğlen uykularını da kimbilir. Oysa ki o naptı; “aydede çıkmadan uyumam ben” dedi kestirip attı öğlen uykularını bir kalemde.Neyse o günler geçti bitti bugüne bakalım bu taşın ne faydası olur Doğa’ya. Yaş oldu neredeyse 3,5. Meyvelerin, sebzelerin içine koysam tadı değişir mi yer mi acaba diye düşünmekteyim:) Bu da bir anne tesellisi işte…

-Bana öyle deme
-Bakma bana öyle
-Bana kızmandan hiç hoşlanmıyorum.
-Tuvaletimi kendim yapıcam gelme sen
-Ben daha oynayacaktım burada niye geldin ki? (Oyunevinde)
-Doymadım diyorum sana kaldırma yemeğimi
-Ben daha acıkmadım gelmiyorum yemeğe
-Acıkınca söylerim diyorum ya
-Söyle şu sineğe konmasın bir daha üstüme. Çiçek değilim ben.
- Bu grip aşısından pek hoşlanmadım ben. Zaten aşı sevmem ben. (Bugün doktorda)
Pisi kendini bu aralar böyle ifade ediyor. Zaman zaman çileden çıkarsa da genelde gülüyoruz haline çünkü o kararlı ve ciddi surat ifadesi görülmeye değer. Fakat güldüğümüzü de belli edemiyoruz o zaman olay iyice kopuyor ve bizimle dalga geçmeye başlıyor. Geçen gün nasıl bir nevrim döndüyse “ya sabır” demişim kendime. Birden dikildi karşıma; “ya sabır deme bana öyle” dedi. Patladım tabii o an ben. Sonra arkası geldi; “Ya sabır ne demek anne hadi anlat bana”…
