Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Doğa’ kategorisi arşivi

5 yaş

Nefis bir dolunay akşamından merhabalar! Ay bütün heybeti ile ışıl ışıl yıkıyor içimizi sanki şu an. Dolunaylarda pek bir asabi olan ben nedense bu defa pek bir dinginim. Geçtiğimiz 1 ay boyunca asabiyetim öyle bir tavan yaptı ki, sanırım pek birşey kalmadı da içerde ondan belki de:) Neden mi? Ben de bilmiyorum. Zorlu bir dönem geçirdim. İndim çıktım, dalgalandım duruldum, sorguladım durdum, yanıtı yine taa içerlerde buldum. Fazlalıklarımdan, kalıplarımdan, ezberlerimden kurtuldum. Ya da kurtulmaya başladım diyelim. Uzun zamandır bu kadar fazla zihin karışıklığı yaşamamıştım. Koptu gitti zihin ta ki ben tutup durdurana kadar çıldırmış haldeydi. Fakat ben böyle besleniyorum, böyle öğreniyorum. Sorgulamadan, didiklemeden, kendimle savaşmadan olmuyor. Uzun zamandır, son birkaç yıldır diyelim bu kadar uğraşmamıştım kendimle, iyi ki de oldu. Yeni bir dönem başladı içimde, kalbimde, yeni farkındalıklarla ve kabullenişlerle yeni kapılar açıldı. Ruhuma bahar geldi sanki hele de pisimin doğumgünüyle birlikte.

5. yaşında oldu Doğa dün. Ben de 5 yıldır anne. 5 yıl önceki ben ile şimdiki ben arasında ne fark var diye bakarsak; minik rehberimin karnımda büyümeye başladığı andan itibaren deneyimlediklerim bildiğimiz zaman kavramıyla ölçülemez. Onun bana öğrettikleri hiçbir yerde, hiçbir kitapta yok, olmayacak da. Beni bana olduğu gibi anlatan, böylesine ayna tutan başka biri de yok. Umarım ben de görevimi iyi yapabiliyorumdur, çünkü onun annesi olmak kadar beni onurlandıran başka bir his de yok.

Hem insan hem hayvan doktoru

Pamuk ameliyatını oldu, bugün 3. günü daha iyice. En sevdiği cam kenarına ve dolap tepelerine çıktı bugün, iyileşmeye başladığını anladık. Tam bir kucak kedisi oldu, sevilmeye bayılıyor bugünlerde. Kendi kendini iyileştirdi, dinlenerek, uyuyarak ve sevilerek. Doğa ameliyattan geldiği ilk gün çok üzüldü ve ağladı. Ameliyat yerinin acıyacağını düşünerek kucağına alamıyor henüz ama en azından başını seviyor. Yakında yine evde kucakta taşımalara başlar.

2 yaşında astronot olmaya karar vermişti, geçen yıldan bu yana veteriner olmaya karar verdi. Hatta hayvan hastanesi kurup adını da Dünya koyacakmış. Fakat en son bugün (yani 5 yaşında) verdiği kararla, “hem insan hem de hayvan doktoru” olacakmış. Hayvan olarak da, kedi, köpek, inek, at, tavşan tedavi edecekmiş.

Bugünlerde en büyük sıkıntımız köpek balıkları kitabındaki avlanmaya ilgili bölüm. Sanırım 1 ay önceydi bu kitabı aldım geldim, başladık okumaya. Ne zamanki köpek balıklarının avlandığı ve etinden çorba yapıldığının anlatıldığı bölüme geldik başladı ağlamaya, susturmak mümkün değil. O günden beri de bir daha okumak istemedi ta ki dün geceye kadar. Getirdi bana kitabı yatmadan önce okuyalım diye. “Tek şartla ama. O bölümü okurken sen ben kulaklarımı kapatırım” dedi. Unutmamış! Aldım karşıma anlattım. “Malesef köpek balıklarının da avlanıyor ve etinden çorba yapılıyor, bunu kabul edelim, var böyle bir gerçek” dedim. Yok ne dediysem ikna olmadı. Diğer bir sayfada bir çeşit köpek balığının hamsileri yediğini anlatıyordu. Hamsi de Doğa’nın yemeyi en sevdiği balıklardan. Örneğin bu durumu yadırgamadı ve hatta “aaaa demek köpek balığı da benim gibi hamsiyi seviyormuş bak” dedi. “Peki büyük balıkların küçük balıkları yemesi seni rahatsız etmiyor mu” diye sorduğumda ise “hayır, çünkü aç kalmamak için yiyorlar” dedi.

Zaman zaman et ya da tavuk yerken, “Bu yediklerimiz neşeli tavuklar mı?” ya da “pirzola diye bir hayvan var mı ne yiyoruz biz” diye soruyor. “Yediklerimizin bir zamanlar neşeli oldukları kesin ama…” diye yanıt veremiyorum tabiki de. Hele böyle bir konuda, kendimle bile çelişirken onun özgür iradesine nasıl karışabilirim ki. Seçenekleri sunmak bana ait, kararı kendine kalmış, ne zaman ne şekilde hissederse öyle olacaktır.

Sorgulaması, dayatılanı kabul etmemesi her ne kadar zorlasa da beni bazen, hoşuma gidiyor çoğu zaman. İçimdeki asi ruhu olduğu gibi çıkartıyor dışarı. Çoğunlukla içimde bir yerlerde susmuş küçük Özgür’ü konuşturuyor, bağırtıyor hatta çığlık çığlığa…

Empati

Doğa geçtiğimiz hafta başından beri okula gidemiyor. Bol öksürüklü grip sonrasında bronşite çevirdi. Ateş de eklenince hem o hem biz oldukça zor günler geçirdik. Çocuğunun hasta olması bir anne için ruhsal olarak gerçekten de iç acıtıcı ve fiziksel olarak da ciddi anlamda yorucu bir durum. Her ne kadar her hastalıkta direnç kazanıyor olsalar da insan yıpranıyor böyle dönemlerde. “İyi bakamıyorum sanırım ben bu çocuğa, besleyemiyorum, kesin üşüttü” düşüncelerinden girip “okulda mı, serviste mi üşüttü acaba” dan çıkıyorsunuz. Yüzme derslerine götürdüğünüz için bile kendinizi suçluyorsunuz. Diğer yandan “kızım sütünü, yumurtasını, etini eksik etme” diyen annenize sinir oluyorsunuz. Çünkü o an siz zaten miniğiniz için maksimum uğraş içerisinde gece gündüz iyileştirmeye çalışırken, dışardan gelen yorumlar annenizden bile olsa sinirinizi kaldırabiliyor. Bir de ilaç konusu var tabii. Beni en çok rahatsız eden, en çok suçladığım şey; ilaçlar! Ona verdiğim her kaşık ilaç beni zehirliyor sanki. İşte bütün bunlar biraraya gelince sakin ve an’da kalabilmek zorlaşıyor.

Her defasında, her hastalıkla, her aksilikte yeni bir şey öğreniyorum, kendimle uğraşmayı da sevdiğimden biliyorsunuz ya çabalıyorum hep sevgide kalabilmek için. Çoğu gelgitlerimi, içsel konuşmalarımı da paylaşıyorum buradan sizlerle. İşte bu defa son zamanlarda üzerinde çalıştığım, araştırdığım bir konunun bana çok yardımı oldu; Şiddetsiz İletişim

Süreci dışardan gözlemlemeyi denedim bu defa. Kendimiz ve Doğa için bu durumu nasıl kolaylaştırabilirim, söylenmeden, kendi kendimi de üzmeden bu hastalığı nasıl atlatırız diye yola çıktım ve Şiddetsiz İletişim’in sihirli kelimelerinden biri olan Empatiyi kullandım. Bu arada sanmayın ki şiddet kelimesi sadece vurmak ya da kırmak anlamına geliyor. Bazen bir kelimemiz bazen de göz ucuyla bir bakışımız bile şiddet içerebiliyor. Empati kurdum öncelikle okula gidemediği için kalbi kırık ve ateşli yatan, bir yandan da havlayarak öksüren Doğa ile, aynı zamanda salya sümük grip Serdar ile, bu tablo karşısında dehşete düşüp her dakika arayan “iyi besle onu” diyen annem ile, her defasında verdiği ilaçlara söylendiğim doktorumuz ile, doktorumuza söylenen babam ile… ve çok şükür ki bugün 10. gündür evdeyiz; sakin zihnim, pisim iyileşti yanıbaşımda fıstık yiyor. Belki de gülüyorsunuz içinizden, çok basit geliyor size bu durum, sonuçta ne dertleri olan insanlar var değil mi ama? Ailemiz içindeki küçük kriz durumlarını ne kadar sakin kalarak, sevgiyle çözersek bu toplumun geneline de yansır diye düşünüyorum. İşte bu nedenle çok önemsiyorum Şiddetsiz İletişim’i. Siz de sevdiklerinize karşı ağzınızdan çıkan kelimeleri, karşınızdakilerin sizi üzen kelimelerini bir düşünün, farkedin bakalım neler bulacaksınız. Orada sadece empati kurun ve sevgide kalın başka birşeye ihtiyacınız yok.

Bu arada tabii her gün düzenli yapmam gereken belli bir programım var evde, bazı duruşlar ve meditasyonlar eğitim gereği. Fakat gelin görün ki bu durumda pek de mümkün olmadı Ne oldu? Bu süreçte yoga Doğa oldu benim için. Ona sabırla gece gündüz hizmet edebilmek, şükredebilmek, dua edebilmek bütün duruşların ve meditasyonların yerini aldı. Anne olmanın verdiği haz bir yaş daha büyüttü beni bu hafta. Yeni yıla bu hislerle girdim. “Her ne olursa oldun bir kadın için hayattaki her konuda ona rehberlik eden bir evladının olması gereçekten bir mucize” dedim. “İlahi aşk bu” dedim. Çünkü başka hiçbir şeye benzemiyor.

Dün geceden beri düşünüyorum da, Bilgi Üniversitesi Yönetimi “porno tez” olayında Şiddetsiz İletişim’i kullansaydı herşey çok daha farklı olabilirdi. Öğretmenlerin odalarını kilitlemek ve hard disklerini toplamak yerine onlarla empati kurulsaydı düşünün bi neler olurdu. Ama gördüğüm kadarıyla kimsenin birbirini anlamaya çalışmadığı bir tablo var ortada.

Not 1: Şiddetsiz İletişim ile beni tanıştıran biricik dostum Sedef’e çok teşekkür ediyorum. Bu konuyla ilgili bu ay İnfomag dergisindeki köşemde ayrıntılı bir yazı yazdım.

Not 2: Doğa’nın bronşitinin arka planında kullandığımız bir sprey var. Alerjik reaksiyon bronşite çevirdi fakat grip de varmış tabii altında. Bir de kulladığımız polar uyku tulumunu hayatımızdan çıkardık bu vesile ile. Siz de kullanıyorsanız eğer bilin ki polar kumaşlar terlettiği için bronşit ve alerjik hastalıklara sebebiyet verebiliyormuş.

Not 2: Şiddetsiz İletişim ile ilgili http://www.siddetsiz-iletisim.com/ adresinden bilgi alabilirsiniz.

Barbie yogası

Dün akşam Doğa kendi tabiriyle “yoga halısı”nı yere serdi ve barbie bebeklerine yoga yaptırdı. Yoga sohbetimiz yemek sırasında başladı. Her gün klasik sorusu bana, “Naptın bakalım anne bugün yogada sen yeni birşey öğrendin mi?”  diye başladık. Ben kendi öğrendiklerimi anlattım o da ağaç pozunu öğrenmiş onu anlattı. Ama barbie yogasında koptum tabiii. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim; Diyalog aynen şöyleydi;

 -Hadi barbie aç bacaklarını iki yana kaldır popişini, hadi anne sen de aynısını yapıcaksın

-Ama bunu nasıl yaparım canım neyse yapabildiğim kadar açıyım bacaklarımı bari. Ne duruşu bu?

-Ruj duruşu bu! Barbielere özel bi duruş

-Öyle bir okul hayal ederdim ki anne her yer oyuncak olsun. (Konu birden buraya atladı:))

-Nasıl yani?

-Yani masa sandalye bile olmasın. Yolga halıları bile yumuşak oyuncaklardan yapılmış olsun.

-Eee güzel olurdu gerçekten de:)

-Şimdi izle beni anne yeni jimnastik hareketlerime bak.

-Tamam bakıyorum.

-Ne bakıyosun yapsana aynılarını.

Buyrun yukarıda benim yapmam beklenen ruj duruşu:)) Biraz fazla müstehcen oldu ama napalım barbie yogası böyle çıplak yapılıyomuş:)

Yogadan jimnastiğe, jimnastikten dansa geçtik, sonra da top oynadık:) Çocukla oynamak kadar insanı tazeleyen, şifalandıran başka birşey yok. Sınırsız yaratıcılık, hayal gücü onlarda. Açalım kalbimizi onlara yaratmayı öğretsinler bize de, isteklerimizi, hayallarimizi pozitif titreşimde tutup pozitifi nasıl kendimize çekeceğimizi öğrenebiliriz onlardan rahatlıkla. Böylece hem de kendi çocukluğumuzu hatırlar yaratıcılığımızı nerelerde baltaladığımızı hatırlarız. Herşeyi bir yana bırakın ve onlarla oyun oynayın. Kendiniz ve onun için en güzel hediye bana göre…

Misafirimiz

Çok özel bir misafirimiz vardı bugün. Doğa’ya sabah okula giderken söyledim geleceğini. Kim olduğunu sordu merakla. “Kedileri çok seviyor ve bir de çocuk yogası öğretiyor” dedim. Heyecanla bekledim saatin 5’i geçmesini ve kapının çalmasını. Hiç mi yabancılık çekmez insan hiç mi yeni tanışma sessizlikleri olmaz… Hiçbiri olmadı bunların. Yıllardır tanışıyormuşcasına sıcacık bir sohbet ki büyük bir bölümü Doğa ile birlikte. Çok iyi anlaştılar Doğa ile, çok sevdiler birbirlerini. Biliyordum böyle olacağını…

O kadar yorgunum ki şu an ekrana gözlerimi kısarak bakıyorum. Sadece bu güzel detayları buraya not düşmek için açtım bilgisayarımı. Oysa ki daha ne çok şey yazabilirim onunla ilgili… Ama siz zaten biliyor, tanıyorsunuz onu.

İyi ki geldin Brajeshwari İstanbul’a… Hoşgeldin tekrar!