Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar







Bana göre bu seni en iyi anlatan fotoğraflarından. Burada sanırım 2 yaşına yaklaşmıştın.
Mayıs ayında 4 yaşında olacaksın ama bugünlerde öyle komiksin, öyle şeyler söylüyorsun ki her gün ayrı bir eğlence!
*En komiği, İngilizce ve başı “st” harfleriyle başlayan kelimeleri telaffuzun. Öldürecek beni bu;
Stop: Ustop (Hatta geçen yılki yuvanda spor öğretmenin sürekli stop dediği için onun ismini Ustop sanıyordun)
Stella: İstella
Star wars : İstarwars
*Burnun aktığı zamanlarda ve bir süredir akmakta yine; burnunda sümüklü böcek ailesinin yaşadığını söylüyorsun. Bunu okulda öğretmenlerine de söylemişsin, pek eğlenmişler!
*Geçen akşam yatmadan önce “Tuvaletin var mı” diye sorduğumda, “Yok anne henüz sinyal gelmedi” dedin:)
*Yine geçen akşam yatmadan önce çıplak yatıcam diye tutturduğunda, ben ya sabır çekip “böyle davrandığın zaman beni sevdiğinden şüphe ediyorum Doğa” dediğimde karşımda dikilip, “Ben seni her modelinde seviyorum ama” dedin.
*Şelalelerin ve nehirlerin uzaya döküldüğünü söylüyorsun.
*Kendini hava lordu ilan ettin. Beni orman babanı da toprak lordu! Ne olacak bu Gormiti sevdası!
*Sürekli 12 yaşında olmak istediğini söylüyorsun. Örneğin eski oyuncaklarından birini bulup, “Aaaa ben bununla 3 yaşındayken çok oynardım” diyorsun. Pisim sen zaten daha 3,5 sun sadece. Neden bu kadar çabuk büyümek istersin ki…? Dün, “neden 12 yaşına basmak istiyorsun? Ne olacak 12 yaşında olunca?” dedim en sonunda. “Arkadaşlarımla yalnız başıma dışarı çıkacağım” dedin. Korktum ben şimdiden. Kendimden de, senden de. Hazır mıyım ki seni tek başına bırakmaya? Yok dur daha…


Doğa ateşlendi pazartesi gecesi. Boğaz enfeksiyonu geçiriyor, bademciklere inmiş hastalık. Bakışlar halsiz, konuşmak istemiyor, çorba dışında birşey içmiyor, yemiyor. Zaten pazartesi akşamı yemekte köfte ve pilav vardı. Baktım yemiyor. Neden yemediğini sorduğumda aynen şöyle dedi; “Bu köfte boğazımı yakıyor lütfen bana ılık çorba ver”.
“Hah hoşgeldin grip” dedim ve 1 saat sonrası ateş başlamıştı. Neyse ki bugün ateşi düştü ama halen iştahsız ve keyifsiz. Serdar hiç dayanamıyor Doğa’nın hasta olmasına. Doktora gidiyoruz, orada bile ağzını bıçak açmıyor. Boğaz kültürü aldırmaya gittik, Serdar mümkünse kapıdan girmek istemiyor, donuk bir halde duruyor öyle. Tabiki ben her zamanki gibi Doğa’yı ikna etmeye çalışan insan oluyorum:) Doktor ve tahlillerden sonra bizi eve bıraktı ve ofise gitti.
Dün akşam baktım saat 17.00 civarıydı girdi kapıdan, ki kendisinden beklenmeyecek kadar erken bir saat bu. Elinde Güllüoğlu’ndan bir kutu tatlı! Biliyor ki Doğa ancak tatlı yer böyle zamanlarda, tıpkı babası gibi! Ben bu kadar sebze meyve insanıyken, bu ikisinin tatlı ve çikolata düşkünlüğü hasta ediyor beni.
Fıstıklı kadayıf almış Doğa seviyor diye. Açtık kutuyu, bizimki “Aaaa sarı saman tatlısına bayılırım. Kemal paşa ve şeker paşadan sonra en sevdiğim tatlı” dedi! (En sevdiği iki tatlı kemal paşa ve şekerpare:)) Koptuk tabiii! Ama ondan bile 2 çatal aldı bıraktı.
Hasta olunca bile komik bu pisi!

Evet aynen böyle söylüyor başlıktaki gibi. Yuvadan alıyorum eve geliyoruz. Sanırsınız bunlara yuvada enerji içeceği içirmişler. Öylesine bir hareketlilik, enerji yatma saatine kadar devam ediyor. Sonra 1 saate yakın süren uykuya ikna etme süreci başlıyor. Geçen yıl akşam 8 olduğunda uykum var diyip odasına kendisi giden cüce bu yıl akşam 10′dan önce yatmıyor ki bu da bana göre çok geç bir saat. Ama ona göre hiç de değil… Önce babam uyutsun diyor. Sonra tam Serdar masal anlatmaya başlıyor, “Aaa yanlış söylemişim ben aslında annem uyutsun istiyordum” diyor. Eee bir değiil iki değil bu akşam artık “işim var baban uyutacak beni de çağırma artık” dedim. Biraz mızıldandı, “uyku tutmadı beni bir türlü” dedi, ağladı ama uyudu sonunda. Kumanda bizde olsun artık istiyorum. Sen git o gelsin şeklinde bizi oynatır oldu iyice. Ne zaman ki biraz ipleri gevşetsek hemen başlıyor bizi yönetmeye. Numaradan ağlamalar, “sinir ediyorsunuz beni” şeklinde diklenmeler, sınırları delmeye çalışmalar.
Yaşın henüz 3,5 pisim ya, bunun 6 yaşı var, ergenliği var… var da var… Bak boynumun sağ tarafı tık tık atıyor böyle zamanlarda…
Son zamanlarda düşünüyorum da aynı dayına benziyorsun. Zırdelisiniz ikiniz de işte! Ondan böyle birbirinizi bir acayip sevişiniz de:)



“Sinir ediyorsunuz beni” dedi bize haftasonu arabadaydık. Ne yaptık, niye sinir ettik anlamış değiliz.
“Ben de maillerime bakıcam. Bir sayfa aç bana” gibi şeyler söylüyor bilgisayarın başına oturup. Kendince bir yöntem bulmuş, aynen fotodaki gibi kullanıyor mouse bir güzel. Çok karşıyım ben bu kadar küçük bilgisayarla haşır neşir olmasına. Mümkünse ne kadar geç o kadar iyi bana göre. Böyleyim işte biraz kuralcıyım ya da kimilerine göre geri kafalıyım bilemem.
Winx, barbie hiç bilmesin istedim. Hep uzak tuttum. Ama kontrolüm dışında öğrendi her ikisini de. Bıraktım kendi haline bu defa, iyiki de bıraktım bağımlısı olmadı. Yine de hiç sevmiyorum kız çocuklarıda bu konseptleri.
Bir de gece uyuturken papaz eder oldu bizi. Önce babam uyutsun diyor. 2 masal sonra “karıştırmışım ben aslında annem uyutsun istiyordum” diyor. Gidiyorum yanına, “tamam artık gözler kapansın, kaşınma, sevme, masaj falan bitti” diyorum. “Böyle demenden hiç hoşlanmıyorum. Mesela seni seviyorum falan desen…” diyor. Hadi bir posta daha başlıyoruz kaşı, sev, şimdi kaşı, şimdi sev, sırtıma masaj, ayağıma masaj… derken uzuyor gidiyor.
Ha bir de Gormiti izler oldu o kısıtlı televizyon izleme saatlerinde. “Hava lorduyum ben” diyor. Ben orman lordu, Serdar da toprak lorduymuş. Winx izlemesin diye yırtınırken ben şimdi de Gormiti çıktı başımıza. Şu televizyon ve bilgisayarı camdan atasım var bu aralar.
Sedef’le konuşmak biraz olsun rahatlattı beni; Anatema’da da yazdım biraz önce. En azından doğru yolda olduğumu anladım ama halen şoktayım. Ne kadar hızlı büyüyorlar!
Bir çocuğun büyümesini izlemek de aslında bir meditasyon ama bu apayrı bir yazının konusu:)
