Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Ateşi düştü neyse ki 4 günün sonunda. İlk defa bugün ağzına biraz birşeyler koyabildi. “Okulun bahçesinde kaldı” dediği neşesi de yerine geldi. Hatta okula gitmeyip bütün gün benim yanımda olup, birlikte oyunlar oynamaktan pek mutluydu. En önemlisi de dans etti ve “yoga halımı getir yoga yapıcam” dedi. Bu da kendine geldiğinin göstergesi. Ama tabii 4 gün süren ateşin verdiği halsizlik, yemek yememesinin sonucu olan zayıflama konusunda çalışmalarım sürmekte. Sanırım ben de yorgunluğumu fark etmemişim ama bugün külçe gibiydi bütün bedenim. Kollarımı kaldıracak halim yoktu. Dinlendirdik kendimizi bolca sarılarak, yayılarak…
Hayatımın şokunu yaşattı bana Doğa bu hastalığında. Bebekliğinden beri antibiyotik çok zor içer. Kısacası antibiyotikten nefret eder. “Kim sever ki” diyeceksiniz biliyorum ama hiçbir şekilde içirmek mümkün olmuyor. 4 gün boyunca ateşli baygın yattığından zorla bir şekilde içirdik. Fakat dün akşam 40 dk. ikna etmek için uğraşmama rağmen yok içiremiyorum. Delirme noktasına geldim. En sonunda tehdit ettim. Evet başka çarem yoktu ya da o an ben öyleydim. “Ya bunu içersin ya da iğne olursun ikisinden birini seç” dedim. “Tamam iğne olurum hiç korkmam” dedi. Defalarca sordum emin olup olmadığını. Tutturdu iğne olacağım diye. Zaten bu ikinci antibiyotik. İlk aldığı etki etmedi değiştirdi doktorumuz ilacı. Her ilacı içemiyor alerji yapıyor. Şimdi ya iğne de alerji yaparsa diye o riski göze alamadım, yani kararını uygulamaya koyamadım ve kendisine de bu şekilde açıkladım. O sırada babam uğradı, ateşi çıktı. Yattı uyukluyor. O halde verdik antibiyotiği. Bu sabah tekrar aynı, dakikalarca süren ikna süreci. En sonunda bir kaşık antibiyotiğin üzerine bir kaşık nutella pazarlığıyla hallettik. Fakat her defasında söylüyor; “Sevmiyorum diyorum sana bu beyaz şurubu”. Aslında, vücudunun antibiyotiğe ihtiyacı olmadığını anlatmaya çalışıyor bana… Haklı da… Mesajı aldım. Ama şehir insanlarıyız biz. Aldığımız besinler, soluduğumuz hava hiçbiri saf değil. Dolayısıyla taşıdığımız virüsler de bir başka. Malesef bazıları antibiyotik almadan geçmeyen cinsten. Tabiki de en son başvurulacak şey olmalı her zaman antibiyotik ama kendi gerçekliğimizi de kabul etmek gerek. Öte yandan tıbbi tedavinin yanı sıra, alternatif terapilerin de etkisi tartışılmaz derecede yüksek oluyor. Örneğin yüksek ateşli durumlarda hep reiki ile sakinleştirdim, canlandırdım Doğa’yı. İyi ki akıyor enerji ve herşey olması gerektiği gibi dedim bir defa daha şükrettim…

Dün okuldan aldım baktım surat bembeyaz. Zaten salgın var, sınıfta 3 kişilerdi dün. Çoğunluğu yüksek ateşli boğaz enfeksiyonu. Anladım göz bebeklerinden belli ki geliyorlar bize de… İlk iş eve gelince bugünkü randevularımı iptal ettim. Hafif bir duş sonrası çıkmaya başladı ateş. Dün geceden beri 38′i göremedik henüz. Hep 38,5 ya da 39,5 ve üzerindeyiz. Kışın bile ateşlenmedi böyle. Sabahın köründe gittik doktora, koca bir şişe antibiyotiğimizi aldık geldik.
Ne de dayanılmaz tatlılıkta bu haliyle bile. “Neşesizim biraz” diyor da başka birşey demiyor. “Sev ben anne yanımda dur” ya da “Seviyorum seni ben” diyor gözleri yarı açık baygın vaziyette. Oruç durumları var bir de tabii. Süt dahil içmiyor. Pizza istedi canı öğlen. Evdeki her yemeği red etti, ki bunların içinde 2 çeşit çorba, en sevdiği yemek barbunya, bulgur pilavı dahil. Pizza geldi, “sonra yerim” dedi uyuyakaldı. Ben ise akşamdan hiç uykusuz her an ateş ölçen insan olarak uyuyakalmamak için kendime söylediğim minik tavuklu barbekü soslu pizzanın tamamını yedim o uyurken. Ne harika değil mi ama? Hani çocuğum yemedi birşey benim de içimden gelmedi, boğazımdan birşey geçmedi durumu yok yani. Nasıl yedim ben de bilmiyorum. Kitap, dergi okuyamıyorum uykum geliyor, başında oturuyorum öylece. Arada kafasını kaldırıp “uyumuyorum ben dinleniyorum sadece” diyor:(
Neşesi yerine gelsin istiyorum biran önce. Böyle anlarda bile güzel annelik. O kor gibi yanan minik eli tutmak var ya, her duygunun üzerinde.

İyiyiz… Herşey yolunda, merak edenlere… Sadece kendimle kalma, keşfetme zamanındaydım diyelim. Bu arada uzun zamandır yapmak isteyip, bu yola zorlanıp da yapamadığım birşey yaptım ve her gün gelen yardımcı bayanımıza güle güle dedim. Eee bu kadarı rahatsızlık veriyordu zaten bana bir süredir. Kısa bir süre önce işlerimin yoğunluğundan ve bir yorgunluk ve tükenme hissiyatı ile kabul ettiğim yardımcı maceramız da sona erdi çok şükür. Evde benden başka biri, mutfağımda, her yerimde. Ben benlikten çıkmışım da haberim yok. Mutfağımı özlemişim, çamaşırlarımı, ütülerimi, herşeye dokunmayı, yaratmayı… 10 gündür evimle hasret giderdim diyelim. Yemeklerime, mutfağıma geri döndüm. Serdar’ın demesiyle “brokoliler, lahanalar geri döndü ehhehhe!” Tabii böyle olunca hayatın ritmini tutturmak, dengeyi sağlamak biraz zaman aldı. Evden çalışan biri olarak her birşeyi birarada götürebilme gücünü tekrar kazanmak keyifli oldu. Şimdilik sadece belli aralıklarla evi temizleyecek bir bayan ayarladım o kadar. Bundan böyle de böyle gidecek gibi. Kontrol bende ya mutluyum böyle:) Ev işlerinden şikayet edersem ileriki günlerde bu yazdıklarımı açar okurum bari…
Bu arada pisinin doğumgününü kutladık geçen haftasonu. Onun 4 yaşı ve benim de anneliğimin 4. yılı geride kaldı. En sevdiklerimizle neşeli bir doğumgünü partisi yaptık. Öncelik cücelerin eğlenmesiydi, herşey ona göre kurgulandı. Biz yetişkinler de figuran olarak yanlarında bulunduk o kadar. Fotoğraf koymuyorum çünkü söz konusu olan çocuk bile olsa izinsiz özellikle internette fotoğraf yayınlanmasını doğru bulmuyorum. Burası için 4 yaş hatırası aşağıdaki dondurmalı foto olsun.
Bir de pisinin 4 yaşına dair belleğimden silinse de yazı ile kayıt altına alınması gereken diyaloglar şunlar;
-Doğa yemeğini bitirir misin sofrayı kaldırmak üzereyim? / Yok sağol anne doydum ben ( henüz daha 3 kaşık almış)
-Ama sen fasülyeyi severdin neden yemiyorsun? Sadece pilavla olmaz ki. / Kendi tercihlerimi kendim yaparım anne ben.
*****
- Benim aydede ile ilgili bazı hayallerim var anne.
-Nedir canım?
-Mesela ayda uzaylı hayvanlar olsun isterdim. En çok da uzaylı koyunlar, sincaplar.
-Belki de vardır.
-Gece olunca bi de bütün gezegenleri görebilmeyi hayal ediyorum.
-İstersen rüyanda görürsün belki.
*********
-Anne tavuk hem hayvan hem yiyecek. Nasıl oluyor yani bu?
************
Önümüzdeki dönemde daha sabırlı, kızımı daha fazla dinleyen ve anlayan anne olabilmek adına çalışmalarım devam edecek:)

Cuma günüydü evden çıkarken şöyle dedi; “Anne biliyor musun sahnede giyceğimiz t-shirtümün üzerinde sen varsın.”
“Nasıl yani?” dedim.
“Eee sensin işte. Giyinmişsin süslenmişsin, öyle heykel gibi duruyosuuuun”.
Hafta boyunca anneler günü gösterisinin içeriğiyle ilgili hiçbir şey söylemedi. O gün bütün gün düşündüm nasıl bir fotoğraf bastılar acaba t-shirtlere diye. Tabii sahnede onu öyle görünce gülmekle ağlamak arası bir duyguydu önce yaşadığım. Vesikalık fotoğraflarımızı bastırmışlar çocukların t-shirtlerine, kırmızı bir kalp içinde. Sonrası ise kopuk saatler. Ayça yanımda ne güzel sular seller gibi ağlarken, ben Doğa beni görüp üzülmesin diye ağlayamadan boğazımda bir düğümle durdum öyle. Arada bıraktım gözyaşlarımı tabii ben de ama fark ettirmeden. En önde oturuyorduk çünkü ve gözümün içine bakıyordu ağlamıyım hep güliyim diye. Sabah öyle konuşmuştuk. “Sevinçten ağlayabilirim belki” dediğimde, “ağlama anne gül sen” dedi.
Bizimkiler en küçük grup olarak koroda şarkılar söylediler ve yoga yaptılar. Nefes alışları ve aslan pozları görülmeye değerdi. Kendi minicik elleriyle hazırladıkları hamurdan yapılmış çerçeveleri verdiler her birimize sahnede. Pıt pıt atan minik yüreklere bizimkiler de katılınca pek bir heyecan ve coşku yaşandı.
Gösteri sonrası yorguluktan yerlerde sürünen bu iki kanka böyle de poz verdiler. Nasıl bir yorgunluksa artık Doğa söylentilere göre kuliste bir ara sızmış içi geçerekten, uyandırmışlar sahneye çıkarken. Ama kendisi halen hiç böyle birşey olmadığını iddia etmekte.
Teşekkür ederim sana minik öğretmenim, rehberim, bana böyle güzel bir gün yaşattığın için. İyi ki gelmişsin dünyama, tamamlamışsın beni.
Anne olan, olmayan, anne olduğunu hisseden bütün kadınların günü kutlu olsun.
Kadın olmak her haliyle eşsiz.

Bugün okuldan geldiğinden beri her cümlenin sonu “yahu” ile bitiyor.
“Ne demek bu yahu? Pek bir anlamsız bir kelime galiba, kullanmasak mı acaba” diyecek oldum yapıştırdı lafı aynen;
“Anne ben yahu demiyorum ki ahu diyorum aslında. Sen yanlış anladın”
“Ahu ne demek canım peki?”
“Eee kelebek sınıfından bir kızın adı….”
