Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...







Funda‘yı okudum ve bugünü yazmak istedim. Bu aralar en büyük problemimiz, “hadi oynalayalım anne ne dersin?” şeklinde günün her saatinde kendisiyle oynamamı bekleyen bir cüce. Allah herkesin başına böyle problem versin diyorsanız siz de annem ve ailemizin diğer büyükleri gibi, buyrun bizim eve. Gazeteyi açıyorum “okuma lüffen” diyip alıyor elimden. Dergi açıyorum “hadi kes yapıştır yapalım” diyor. Odasına gidiyoruz başlıyoruz sırayla hamur, boyama… vs. Eee bir yerden sonra fenalık basıyor insana.
Bugün yuvadan aldım. Öğle yemeğini güzelce yemiş, karnı tok. Taksiye bindik. Takside uçak yaptı kendini. Kafası gözü patlayacak. “Kızım dur” diyorum seksen defa anlamıyor. Kızdım, bağırdım hafiften. “Anne bana kızma” diye başladı ağlamaya. Taksiden indik eve geldik ağlama devam. “Bi sarılabilir miyim sana?” şeklinde kucağıma geldi ve sakinledi. 2 saat anlattım: “Anneler bazen çocuklarına kızabilir” dedim.
Sonra yine başladı “gel benimle oyna” ve “gazete okumanı istemiyorum” durumları. Oturdum yine anlattım: “Anneler babalar istedikleri zaman istediklerini yaparlar. Çocuklar da yapar. Herkes birbirine saygılı olmalı” dedim. Biraz fark etti sanki. Kısa süreli de olsa izin verdi bana. Boğuluyorum bu ara. Yuva ile konuştum normal olduğunu söylediler, orada sürekli aktivite halinde olduğu için evde de aynı şeyi bekliyormuş. Ama olmaz ki ben gazete okuyabilme özgürlüğümü geri istiyorum.

Bugün Kadıköy’e gittik. Alkım Kitapevi, Çiya, Tansaş’tı rotamız. Kitapçıdan yukardaki kitabı aldık; Tübitak Erken Çocuk Kitaplığı’ndan “Ayda”. Bizimki bu aralar merak sardı uzaya, aya, yıldızlara. Harika bir kitap yine Tübitak’tan. Birkaç defa okunduktan sonra;
-Anne ben uzaya gitmek istiyorum.
-Tamam Doğa ama astronot olman gerek.
-Astronot kıyafetim yok ki benim ama.
-Astronot kıyafeti öyle her yerden alınmaz.
-Babam da gelsin benimle uzaya.
-Uzaya gidince ne yapacaksın?
-Mars’ı görücemm. Hadi baba uzaya gidelim.
!!!!
Bütün gece bu uzay muhabbeti uzadı da uzadı. En sonunda Serdar hayali bir oyun uydurdu. Bunlar ikisi rokete binip uzaya gittiler. Uzaydan taş (legolar) topladılar bana getirdiler. Şimdi rüyasında astronot olduğunu görüyordur büyük ihtimal:))
Bu haftasonları hiç bitmese. Bu ikisi sürekli oynasalar böyle… benim de vücudum, kafam dinlense…
Çiya’daki yemeklerden hiç hoşlanmadı. Otlu bulgur pilavını bile sevmedi. Biraz ezogelin çorba ve karadut şerbeti içti bolca. “Çok lezzetliymiş bu mor meyve suyu” diye diye 3 küçük bardağı götürdü.

2 minik tanıştı bugün. Pek bir komikti halleri. Doğa’nın bitmek bilmeyen çenesi, Cem‘in cool tavırları… Film gibi izledik hallerini Yasemin’le.
Benim aklımda Doğa’dan kalan en komik ayrıntılar;
*Charlie&Lola izlerken Cem’e durup dururken: “seni seviyorum” !!
*Eve girdiğinde salondaki çiçekleri görüp gibi Cem’e: “aaa senin bitkilerin mi var?”
)
*Gayet büyük bir ciddiyetle dergisini okuyan Cem’e: “hadi oynayalım biraz ne dersin?
Ayrıca Cem’in kapkekleri de nefisti! Hepimiz oldukça fazla yedik:)
Fotoğraf makinemin hafıza kartını bilgisayarımda unuttuğumdan çekemedim foto. Yasemin koyar belki birkaç kare.
Ne kadar da yakın oturuyormuşuz ve hep aynı yerlerde gezip duruyormuşuz birbirimizden habersiz. Evren karşılaşması gerekenleri karşılaştırıyor bir şekilde bir yerlerde.
Çok sevdik biz Doğa ile yeni dostlarımızı. “Güneş açsın parka gidicez dimi anne Cemlerle” diyerek uyuduk bu gece.

