Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Doğa’ kategorisi arşivi

Kalbim Ege’de kalacak

Pazardan geleli 1 saate yakın oluyor. Aldığımız bütün meyvelerden, özellikle incir, bolca mideye indirdim, sebzeleri de çiğ çiğ ısırarak yiyesim var öylecene. Çiğ sebze iyidir hoştur da benim bünyeye dokunuyor o yüzden zor tutuyorum kendimi. Her gün pazara gidip tazecik meyve sebzelerin seyrine bakabilirim, o kadar güzeller ki. Havuçların kabuğu soyulmayacak kadar incecik, salatalıklar çiçekleriyle birlikte önünüzde. Ege otları, kabak, domates, taze fasulyeden falan hiç bahsetmiyim. Doğa annemle şu anda salatalık ve acurlardan turşu kuruyor. Sanırım İstanbul’a dönmem hayli zor olacak bu gidişle. Burada pazarda 5-7 lira çok pahalı bir rakam örneğin. Biz zavallı İstanbullular herşeyin “organik” halini, bilmem kaç katı fiyatına alırken burada 1.50 tl ya da 2 tl. gibi rakamlarla alışveriş yapabilmek şaşkınlık yarattı bende. Annemlerin siteden bir ev yapıp acil buralara yerleşesim, Egeli olasım var. Bakın taze adaçayı ve kurutulmuş lavanta aldım çayını yapmak için. Akşamları cırcır böceklerinin sesiyle balkon sefamı yaparken bu çaylar bana çok iyi geliyor. Tabii Doğa’nın isteği üzerine bir de ayçiçeği aldık, güneşe koyduk kuruyor.

fotoğraf

Merhaba Kuşadası

Geçtiğimiz haftasonu uzunca bir süreliğine hoşçakal dedik İstanbul’a. Neredeyse okullar açılana kadar Egeliyiz artık. Annemler yaklaşık 20 gün önce ani bir kararla Kuşadası’na yerleşme kararı alıp, buraya taşınınca bize de tası tarağı toplayıp buraya gelmek düştü. Şimdilik hayatımızdan çok memnunuz. Tek derdimiz Serdar ve Pamuk’a duyduğumuz özlem. Görüntülü konuşma biraz olsun oyalıyor Doğa’yı ama yine de her sabah Serdar’ın geleceği güne kaç gün kaldığını hesaplayarak ve Pamuk’u sayıklayarak gözünü açıyor.

Burada hayat oldukça dingin, tam benlik, doğa ile içiçe, stresten ve karmaşadan uzak. Doğa burada kediler, köpekler, karıncalar, çiçekler, böcekler, deniz, gökyüzü derken günü yatağa yapışarak kapatıyor. Bütün endişesi günde kaç dondurma yiyebileceği, kaç kere yüzebileceğinden ibaret. Annesinin çılgın gibi her an haber izlediği ve kimi zaman haberlerle birlikte katılarak ağladığı günler de geride kaldı neyse ki. Artık haberleri o uyuduktan sonra izlemeye gayret ediyorum. Ama gözyaşlarımı tutmam pek mümkün değil, halen geldiğinde salıveriyorum. Gerçi gözyaşımız kaldı mı diyeceksiniz evet birara kurudu hepimizin gözleri ağlamaktan.

Doğa için oldukça ağır bir yüktü 30 gün önce duydukları, şahit oldukları, gördükleri. Ne ağaçların kesilmesine, ne polislerin şiddetine ne gaz bombalarına ne de ölümlere anlam veremedi. Biz anlam veremedikten sonra çocuklar nasıl versin ama değil mi? Polis, gaz, başbakan, ağaç, ölüm kelimelerine ne farklı anlamlar yükledi kendi içinde. Olanlara bu kadar yakınen şahit olmasını tercih etmezdim ama oldu. Çocukları hayatın içinden tamamen soyutlamak da doğru değil. Ama diğer taraftan gündemin bizlerde yarattığı derin acı, kızgınlık ve öfkemizi çocuklara yansıtmak da doğru değil. Her ne kadar kontrol etmeye çalışsak da çocuklar bizim duygusal dalgalanmalarımızı birebir hissediyorlar. Önemli olan her ne hissediyorsak şeffaf ama onları incitmeden kendimizi ifade edebilmek.  Aslına bakarsanız gündemden biraz olsun uzaklaşıp, kendinizi şarj etmenin tek yolu bugünlerde çocuklarla vakit geçirmek. Onların koşulsuz sevgisi sizi iyileştirebilir, güç verebilir.

Anne olmak, hatta ebeveyn olmak bugünlerde her zamankinden daha da zor. Yaralanan, dövülerek öldürülen, göz altına alınan, hor görülen, hakaret edilen evlatlar ve yürekleri yanan anneleri, babaları gördükçe çocuklarımızın bu ülkedeki geleceğine dair endişelerimiz kat be kat artıyor. Fakat bu endişelerimize sarılırsak onları daha da büyütürüz. Endişelenmek yerine desteğe ihtiyacı olanlara nasıl destek olabiliriz onu düşünelim, gündeme nasıl dahil olabiliriz ona bakalım. Ayrıca şifaya ihtiyacı olanlara bolca şifa gönderelim, dua edelim. Şimdi anneler olarak her zamankinden daha da güçlü olma, çalışma, okuma ve üretme zamanı. Artık boşa geçirecek hiç vaktimiz yok.

Burada her sabah köşedeki bakkaldan gazete almaya gidiyorum. Malum penguen basınının gazeteleri yerinde dururken gerçeklerden bahseden 1-2 gazeteyi bulmak zor oluyor. Hatta dün plaja indiğimizde bir marketten Doğa’ya deniz yatağı almaya çabalarken, bir adam istediği gazete kalmadığı için söyleniyordu. Adanın tamamı böyle mi bilemiyorum tabiki ama gözlemlerim sürecek ve zaman zaman gücüm oldukça buradan aktaracağım. Gücüm oldukça diyorum çünkü halen kalben yorgunum. Hepimiz öyleyiz. Zaman zaman enerjimi toplamam zor oluyor, ama güzel günler göreceğimize inancım ve umudum beni ayakta tutuyor. Bir de biliyorum ki bu daha başlangıç. Mücadele içinde güçlü durmayı öğreneceğiz her geçen gün. Kendimiz için yaşadığımız günler geride kaldı, birlik olma zamanı.

Dün gece limana yakın bir parkın bahçesinde Gezi destekçileri 15-20 kişi forum yapıyorlardı ve adanın genel sorunlarını konuşuyorlardı. Bunları görmek gülümsetiyor biraz olsun. Yarınlar adına umut veriyor.

Umut, hep kalplerinizde olsun…

Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük bu dükkanda:)

Dün gece bu dükkanı gezdik. Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük:)

İyi ki gelmişsin

IMG_1343

Doğa bugün 8 yaşına basıyor. Sabah uyandı ve “bugün 15 Mayıs anne” diyerek geldi yanımıza. Kocaman bir sarılışla “iyi ki gelmişsin iyi ki kızım olmuşsun” dedim yine, her zaman söylediğim gibi. Doğum günleri çok önemli onun için. Neden bu kadar hızlı büyümek istiyorsa? En çok istediği biran önce 12 yaşına gelebilmek. En sevdiği sayı 12. Bugün ona olan sevgimi ve minnetimi en fazla nasıl gösterebilirim diye düşündüm. En iyisi  birlikte en çok ne yapmayı seviyorsak onu yapmak dedim. Örneğin sabah en sevdiği krepten yaptım sürpriz olarak. Üzerine pekmez ya da bal yerine nutella sürüp yedi. Sonra, akşam üzeri okuldan alacağım ve en çok istediği uçurtmayı almaya gideceğiz. Tabii oradan da pizza yemeye, en sevdiğinden; zeytinli ve peynirli, domates sosu az olacak:) Gecenin devamı ise ödevi varsa onları yapıp evde mırıl mırıl gerinerek geçer artık. Hava da buna gayet uygun bugün. Aslına bakarsanız çocuklarla sohbet etmek ve vakit geçirmek onlar için en güzel hediye. Belki bu anları özel kılmak adına minik şeyler yapılabilir ama değerli ve kalıcı olan an’larda paylaştığınız duygular.

Son birkaç gündür eve geldiğinde deli gibi oyun oynuyoruz. Öyle istiyor canı bugünlerde. Dün örneğin kızma biraderin içine çiflik kurduk, barbie’leri pony’lere bindirdik falan. Değişiyor onun da kimyası günden güne. Okuldan gelince bazen sadece sarılıp gıdıklamaca oynuyoruz uzunca zaman. Bazen film izliyoruz. Ara ara benim ya mutfak ya da yazı masamda işlerim oluyor, o da kendi başına buluyor yapacak birşeyler. Çoğunlukla Pamuk’la oynuyor böyle zamanlarda. En sevdikleri birlikte kovalamaca, ip ve top oyunları. Pamuk artık ne desek anlıyor. Miyavlayarak konuşur halde bizimle. Sabah saatimin alarmı çaldığında örneğin 5 dk. daha fazla uyursam gelip miyavlayarak uyandırıyor. Geceleri Doğa’nın odasındaki minik sallanan sandalyenin üzerindeki battaniyesinde uyuyor.

Sabah evimize haftada bir temizlik için gelen yardımcımız elinde bir kavanoz ayva reçeliyle geldi. Evde yapmış, bana da getirmiş biraz. Reçeli bir süre açamadım çünkü ayva reçeli bana anneannemi anımsattı. En güzel yaptığı reçellerden biriydi ayva. Zaten bugün hayatta olsaydı, Doğa’nın doğum gününü ve benim anneliğimin 8. yılını kutlamak için beni ilk arayanlardan olurdu. Gözyaşlarıma engel olamadım, bıraktım biraz aksınlar. Nur içinde yat güzel anneannem bak Doğa her geçen gün daha da büyüyor, şaşırtmaya devam ediyor bizi tavırlarıyla, sözleriyle. Biliyorum ki sen hep olduğun gibi bugün de benimlesin, çok yakınımdasın.

Bugün hiç olmadığım kadar bencilim, sadece kızım ve Serdar var kalbimde, düşüncelerimde. Doğa ile birlikte tamamlanan sevgimiz var. Doğa’nın bize küt diye gelişi, önce beni dağıtıp sonra toplayışı var. Olur olmadık zamanlarda çıkan bilgeliği var. Sağlıklı ve mutlu bir yavrum olduğu için, anne olduğum için şükredeceğim bugün.

8. doğum gününde Doğa, Cartoon Network’te yayınlanan Sürekli Dizi adlı çizgi filme bayılıyor. En sevdiği yemek iskender, en sevdiği renk mor, en sevdiği tatlı dondurma. Doğa’ya göre her bebek dünyaya gelmeden önce kendi gezegeninde annesini ve de kedisini seçermiş:) Uzay ve gökyüzü halen en büyük merakı. “Aydede çıkmadan uyumam” diyerek kendi kendine gündüz uykularını kaldırdığı 2 yaşından bu yana değişen hiçbir şey yok bu konuda. Geçenlerde babam Göztepe Parkı’nda Doğa’ya uçan balon almış fakat 1 gün sonrasında Doğa balonunu uzaya yollamaya karar verdi. Ama üzerine uzaylılar için bir not yazdı: “Sizi seviyorum”…

Not: Çocuklarla sohbet etmek ile ilgili sevgili Sedef, Doğan Cüceloğlu’dan bir paylaşımda bulunmuş blogunda. Mutlaka okuyun derim. 

Bugünlerde annelik…

Doğa’nın yüzünde farklı bir ifade var bugünlerde. Fazlaca büyüdü gibime geliyor. Hiçbir konuda kararlarına karışmak, müdahale etmek söz konusu değil. Zaten ben onun hislerini nereden bilebilir mişim ki? Ancak o bilirmiş. Okuldaki rehberlik öğretmeni fazla kararlı bir çocuk sakın bu kararlılık halini bozmayın dedi. Zaten öyle birşey söz konusu değil. Doğa ile ilgili olarak yorgunluğum çoğunlukla konuşmaktan ve onu ikna etme sürecinden kaynaklanıyor. Bazen gerçekten insan üstü bir çaba gösteriyorum. Çileden çıktığım zamanlar da oluyor tabii ama öyle zamanlarda da kendisi tarafından öyle yumuşakça uyarılıyorum ki en iyisi biraz mola almak oluyor. Yoksa kendimle çelişiyorum. En rahat günlerimizmiş bebeklik halleri meğer. Büyüdükçe annelik daha karmaşık ve yorucu. Bitmek tükenmek bilmeyen soruları bir yana, onu kendi yoluna bırakabilmek, kendi seçimlerine saygı duyabilmek, bir yandan sınır koyup, disiplinli olup bir yandan yakın olabilmek çoğu zaman zor. Fakat şu bir gerçek ki, ne zaman anne kendi olabiliyor çocuk da o zaman kendi yolunu daha buluyor, yani biri ya da birşey olmaya çalışmıyor. Günümüz popülist kültüründe hepimiz birşeylerin parçasıyız ya da öyle görünmek istiyoruz. Kendimizi olduğumuz halimizle sevip sarmalamadığımızda çocuğumuzu da bu saçma kültürün bir parçası haline getiriyoruz. Sistem böyle malesef diyip geçersek biz de bu sistemin içinde kayboluyoruz, tıpkı çoğumuzun birbiriyle aynı olduğu, aynı giyindiği, aynı konuştuğu, aynı yerlere gittiği gibi çocuklarda aynı şekilde yaşamaya başlıyoruz. Oysa ki farklılıklar güzeldir, yenilikler geliştirir insanı, ufkunu açar. Çocukları yeni uğraşlar denemekten, farklı arkadaşlar edinmekten, kendi kararları hakkında söz sahibi olmaktan alıkoymamak gerek.

Bugüne not: Okuyan ve yazan Doğa’nın bugünlerde en sevdiği yazar Salih Memecan ve kitap serisi Sizinkiler:) Zeytin ve Limon’un maceralarını okuyup okuyup gülüyor.

En sevdiği çizgi filmler: Lego Star Wars ve Sürekli Dizi.

Bunları özellikle not etmek istedim çünkü hayretle izliyorum bu beğenilerini. Benim zevklerimden oldukça farklı:)

Serdar ve ben

Özel hareket arayışımız sürüyor

Doğa ile okullar başlamadan önce genel kontrol için diş hekimine gittik. Hem de dişlerinin arka tarafında siyah lekeler oluşuyor onları temizletmek istedik. Yaklaşık 3 ayda bir ziyaret ediyoruz diş hekimini geçen yıldan beri bu lekeler yüzünden. İlk defalarında oldukça ürküyordu Doğa, dişçi koltuğuna bile oturmak istemiyordu. Hatta ilk ziyaretimizde sadece 2 dişin üzerindeki lekeyi çıkartabildi doktor sadece yani bu da 5 saniye almamıştır ancak. “Sabredelim zorlamayalım” dedik. Her gidişimizde daha da alıştı fakat tam olarak değil henüz. Aslında bu konuda oldukça hak veriyorum ona, biz bile diş hekimine gitmekten kaçarken çocuk nasıl alışsın.

Son gidişimiz ama hayli komikti. Bir elinde her yere taşıdığı köpek oyuncağı Mutlu Bobi ( Bu ismi 4 yaşında iken koymuştu peluş köpeğine), bir eli benim elimi sıkı sıkı tutatak sabrederek 15-20 dakika oturabildi dişçi koltuğunda ki bu bizim içim büyük gelişme. En sonunda artık o kadar dayanılmaz ve sıkıcı bir hal aldı ki sanırım aynen şöyle dedi doktora; “Şu yaptığınız şeyi lütfen yapmaz mısınız artık?” Büyük bir sabır ve sevecenlikle yaklaşan doktorumuz gülmemek için kendini zor tutarak o an bıraktı işlemi. “Tamam o zaman 3 ay sonra görüşürüz” dedi.

Ama o muayene sırasında doktor Doğa’nın hiç hoşuna gitmeyen birşey söyledi; “Gördüğüm kadarıyla üstteki dişlerini alt dudağının üzerine tamamen kapatıyorsun. Bu hareket üst çenenin öne kaymasına sebep olur, dişlerde sıkışma olur. Böyle devam ederse üst damağına bir aparat takmak zorunda kalabiliriz. Bu yüzden bu hareketi yapmamaya çalışırsan iyi olur”. Doğa dinledi ama hiç tepki vermediği gibi tam da doktorun dediği hareketi yapa yapa çıktı odadan.

İşte bu hareket. Geçtiğimiz Haziran ayı okulun son gününde çekmiştik bu fotoğrafı. Hazırlık sınıfından mezuniyet:)

O gün diş hekiminden çıkınca dondurma yemeye gittik. Karşılıklı oturuyoruz, bir yandan konuşuyoruz. Sinirlerinin çok bozuk olduğunu söyleyip biraz ağladıktan sonra başladı anlatmaya; “Anne dişçinin dediği hareketten vazgeçmem çok zor. Çünkü ben o hareketi utandığım zaman yapıyorum. Onu yaparken bütün vücudumu sıkıyorum. Bu beni çok rahatlatıyor. O benim en özel hareketim. Başka ne yapabilirim ki?”  Bu açıklama karşısında dumur olmuş ben dondurmamı nasıl bir hızda yediğimi hatırlamıyorum. “Düşünelim o zaman nasıl bir hareket bulabilirsin bunun yerine” diyebildim sadece.O günden bugüne 1 ay geçti halen zaman zaman “Başka özel hareket bulamıyorum” diye söylenerek dolaşıyor evin içinde. Geçen gün baktım televizyon izlerken şortunun iplerini ısırıyor. “Keşke bunu yapmasan” dedim. “Ya anne özel hareketimin yerine hareket bulmaya çalışıyorum” dedi. Eminim ki ben sürekli “yapma çocum dişlerini öyle” desem hareket iyice yerleşecek. Bu nedenle kendime söz verdim uyarmıyorum. Utandığı anlarda ki eğer yanındaysam, yani okulda değilse, onu rahatlatacak başka şeyler yapmaya çalışıyorum. Bilmem bakalım göreceğiz bir yol alabilecek miyiz?

Benzer bir durumu burun karıştırma konusunda yaşamıştık. Geçtiğimiz yıllarda acayip burnunu karıştırıyordu ve elini ağzına sokuyordu sonrasında. Tabii ben çok sık uyardığım için davranış iyice yerleşti. Eminim ki burnunu karıştırırken de bir duygusal ihtiyacını karşılıyordu. Bir şeyleri yerine koyuyordu içsel anlamda, kimbilir belki de kendini keşfediyordu. Ne zaman ki uyarmayı bıraktım zamanla azaldı. Dün gece uyumadan önce sohbet ediyoruz, şöyle dedi bana; “Anne bazen okulda burnumda çok kuru sümük oluyor. Ne yapıyorum bil. Peçeteyi kıvırıyorum bir ucunu bir burnumu bir ucunu da diğer burnuma sokuyorum. Sonra ortadan hareket ettiriyorum. Böyle yapınca hem burnumu kaşımış hem de kuru sümükleri çıkartmış oluyorum.”

Görüldüğü üzere, onlar kendi çözümlerini buluyorlar bir şekilde ve en son ihtiyaçları olan şey de benim burun konusunda yaptığım gibi bıdı bıdı sürekli uyaran ebeveynler.