Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Biz’ kategorisi arşivi

Hep böyle kalsak

  • Biz kategorisinde.
  • 2 Yorum Var

Salonun ortasında yerlerde pirinçler, bir yanda çamaşır sepeti ve içinde kocaman tüylü oyuncak köpek uyumakta. Pirinçler de köpeğin yemiydi ama doydu artık karnı. Aynı köpek daha önce arka odadaki çamaşır askısının altında yaşıyordu, yuvası orasıydı. Artık salonda. Bazen çok karnı ağırıyor ya da terliyormuş koşarken:) Bu nedenle veterinere gidiyor. Veteriner bendeniz hemen bir iğne yapıveriyorum ona.  Sonra seviyoruz köpeği bolca. Çünkü onu en kolay iyileştirecek şey sevgi…

Yemek saatinde, günün özetini veriyor herkes. Arada pisi, servis altlıklarını yere serip seksek oynuyor. İki de bir yemeğin tadına bakıp “Hımmm delicious” diyor, biz çatlıyoruz orada tabii gülmekten ama çok da belli edemiyoruz. Yeni öğrenmiş bu kelimeyi dünden beri söylüyor sürekli.

Sonra başlar baba ile Gormiti ya da Starwars tiyatrosu. Cidden görülmeye değer. Mutfakta işim varken onlar yoğun tiyatro oyununda:)

Uyku vakti… Eşofman altına, pembe ince yün çorapla giyilmiş siyah pırıldak ayakkabılar çıkarılır. Başlar masal dünyası…

Çocuk olduk yine bu akşam. Özgürce oyun oynadık, hesapsızca eğlendik, coştuk, dans ettik, okuduk, yazdık, çizdik, anlattık… Hep böyle kalmak istedik.

Boğazım da nasıl bir acı bu arada, tahminlerimize göre pisiden önce Serdar’a geçen mikroplar şimdi bana uğradılar. Kulağıma vurdu ağrısı resmen. Oyunlar da bitti ya artık serilip yatabilirim. Nasıl da içimi kıpır kıpır eden birşeyler var ki bu ara ahh boğazımın ağrısı bile canımı sıkamıyor. Paylaşabileceğim zaman gelecek elbet. Mutluluğuma, heyecanıma ortak olacaksınız biliyorum…

Bir daha gitmeyelim

  • Biz kategorisinde.
  • 4 Yorum Var

Tüketim konusunda her geçen gün daha bir antipatikleşiyorum sanırım. Bu işten en fazla rahatsız olan kişi de Doğa. Ama o da bir gün anlayacak beni biliyorum. Her ne kadar her gördüğümüzü alamayacağımızı az çok öğrenmiş olsa da çocuk işte nihayetinde istiyor sürekli. Örneğin dün karşıda ofiste işimiz vardı karşıya geçtik, sonrasında da Mohini’ye uğrayalım dedik. Sadece şöyle bir dolanıp çıkmaktı amaç. Alttaki oyun alanına bile kapalı dedik inmedik, zira mikrop yuvası top havuzunda oynasın istemedik. Fakat oraya adım attığımız andan itibaren ruhum sıkıştı inanın. O çocukların amaçsızca etraftaki bilgisayar oyunlarıyla oynayışları, annelerin ve bakıcıların salt vakit geçirmek amaçlı halleri, dükkanlardaki saçma fiyatlar. Hele bir Disney Store açılmış, girdim neler var diye bakmak için. Biri yanıma geldi ve “Mickey televizyonlarımız indirimde hemen verelim size de” dedi ve ben son sürat attım kendimi dışarı. Midem bulandı ve o ruhumdaki sıkışıklık hissi geçmedi oradan çıkana kadar. Kumlu resimlerden yapmak istedi, izin vermedik. Çünkü her yerde var onlardan ve her gördüğünde istiyor, yapıyor. Bu defa izin vermedim işte, gıcığım ya. İstemedim o tüketim çılgınlığının içine düşmek. “Çok istiyorum ama” dedi yine yapmadık. Neyse sadece dolaştık ve o yağmurda attık kendimizi dışarı. “Bir daha gelmeyelim buraya bu son olsun” dedim. Kadıköy’e gidelim örneğin, yağmurda yürüyelim, parklara gidelim, İstiklal’e gidelim, sahile inelim denizi koklayalım, taş ve kozalak toplayalım, aile büyüklerimizi ziyaret edelim, arkadaşlarımızda buluşalım ama Mohini’ye gitmeyelim haftasonu.

Sonrasında Adem Baba’da yediğimiz balık ve salatanın tadını hiçbirşeye değişmem. Pisi yine favorisi hamsi tava ve ardından şekerpareyi götürdü:))

Arabada trafikte sıkıntıdan giyindi soyundu, çoraplar dahil çıkardı. Birara baktık benim şapkamı, Serdar’ın da atkısını takmış poz veriyordu.

Şubat tatili

Pisi şubat tatilinde ve ben tam zamanlı anneyim bu hafta. Bolca aktivite sığdırdık bu haftaya hava koşullarına rağmen. Hiç bizden beklenmeyecek şekilde geziyoruz tozuyoruz. Normalde pek bir ev kuşu olan biz her güne bir eğlence koyduk kendimizce. Tabii yağan güzel kar da bu eğlencenin büyük bir parçası oldu.

Herşeyi birlikte yapıyoruz. Çamaşırları birlikte asıyoruz, salataları birlikte yapıyoruz,bulaşık makinesini boşaltıyoruz…vs. Her sabah uyandığında, “Bugün de tatil mi?” diye soruyor. Belli ki yorulmuş o minik beden her gün okula gitmekten. Belli ki ev kokusu, anne kokusu özlenmiş. Minik burun halen akmakta. Kendisinin söylediğine göre, içerdeki sümüklü böcek ailesi halen oradaymış:) Gidemediler bir türlü bu kış. Elimizden mendil eksik olmadı.

Bu sabah Hatice Hanım geldi, “Size bir Maraş kurabiyesi yapıcam. Dün bir arkadaşımla msn’de konuşurken tarifini aldım” dedi. Ben şok! “Ne msn’ni, nasıl yani İnternet’e mi girdin” falan gibi kekelemişim. Kendisi bizim ev işlerimize yardımcı olan bayan, sağ kolum. Meğer İnternet kurduymuş haberim yok! Doğa’nın doğumundan beri eve bir yardımcı almakta direndim. “Nasıl olsa evdeyim, ne gerek var” dedim. Ne zor zamanlarda tek başıma yüklendim herşeyi. Ama bir an geldi tükendiğimi hissettim. Kendimi tanıyamaz oldum. Şimdi bir süredir her gün yarım gün gelen bu bayan kurtarıcım oldu benim. Maddi olarak da çok yük olmuyor. Çünkü insan ne kadar kazanıyorsa o kadar harcıyor. Tüketiminizi kontrol ettikten sonra bir problem yok.

Doğa diyor ki biraz önce; “Bak baba ben artık tek ayak zıplamayı öğrendim.”

Serdar; “Nerden öğrendin kızım?

Doğa: “Kendim onun için çok çalıştım da ondan.”

Bu akşam Mickey gösterisine gideceğiz, bu nedenle Serdar biraz erken geldi bizi götürecek. Sanırım ehliyeti olup da araba kullanmayan bir ben kaldım:) Sevemiyorum işte bir türlü.

Bicycle day

  • Biz kategorisinde.
  • 3 Yorum Var

Öbür yarım, kardeşim Onur’un uzun süredir içinde olduğu güzel bir proje var;  Bicycle day

2.albüm çıktı; “Habbit in Wonderland”

 bicycleday_front

Albümü bazı cafeler, restoranlar, klüpler, müzelerde hatta bazı sokaklarda bulabileceksiniz.

“Music is free” diyorlar ve bana göre çok deneysel, alkışa değer bir iş çıkartıyorlar ortaya.

Onur, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde araştırma görevlisi. Burslu okuyup bitirdiği müzik bölümünde akademik kariyer yapma kararı aldı. Çocukluğunda kendi oyuncaklarını hep kendi yaratırdı. Yaratıcılığın sınırlarını zorlardı çoğu zaman. Eğitim hayatı da zor oldu tabii biraz annem ve babam için. Çünkü bu özellikte çocuklar mevcut sistemi kabullenmekte çok zorlanıyorlar. Ruhları hep özgür kalsın istiyorlar. Kendisinin müziğe olan inancı ile anne-babamın ileri görüşlülüğü ve fedakarlıkları sayesinde bugüne gelindi. Çok gurur duyuyoruz tabii bugün onunla, attığı her adımıyla. Sisteme uymakta halen zorlanıyor, isyan ediyor çoğu zaman ama neyse ki artık müziği var yazdığı, çizdiği, söylediği… kendini bulduğu…

Şimdi Onur’un hemen hemen aynısından bir tane de bizim evde var. Aynı onun küçükken yaptığı gibi kapakları zil yapıyor. Mikrofonuyla uyumak istiyor. Şarkılar besteliyor, hep sahnede olmak istiyor, içi içine sığmıyor. Sesleri ayırt ediyor, tanıyor… Umarım ben de annem-babam gibi bir yol açabilirim bu cüceye…

 bicycle day2

habbit in wonderland

onur karagöz; vocals, computer
alican okan; computer, rhodes, synthesizers
berke can özcan; drums

in some tracks featuring feryin kaya on doubless

recorded@çatı123 in july & september 2009

mastered by emre değer & tolga tüzün

designed by ilkay can saray

http://bicycleday.muxtape.com

http://www.lastfm.com.tr/music/Bicycle+day

http://www.facebook.com/bicycleday

Tatil

spagettiYağmur bulutları bizi Kıbrıs’ta da bırakmadı. Güneşi bulduğumuz zamanlarda kumsaldaydık. Yağmur bastırınca da pinpon oynadı baba-kız. Yağmurdan kaçan salyangoz avına çıktılar, dedektif oldular. Doğa’ya göre çok maceralı bir tatildi. Bir yandan da şaşırdı tabii babası bilgisayar ve telefon olmadan da yaşayabiliyormuş diye:)

kum

doga cerez

Ne istiyorsa onu yedi. Açık büfeden pek birşey beğendiremedik kendisine. Sürekli “o acı, bu tatlı” diye bahaneler buldu. Gittiğimiz ilk gece “Neden bu otelde uyumak zorundayız evimize dönelim” diye 1 saate yakın ağladı. Her ortama kolay uyum sağlayan kızımızı ilk defa bu kadar kaygılı görmek şaşırttı ve üzdü bizi o gece. Neyse ki ertesi gün bolca arkadaş buldu ve geri kalan günlerde yanımıza bile pek az uğradı. Ama yine de her sabah uyandığında “Salı günü mü bugün?” diye sordu. Sanırım yaşı itibariyle evine özlem duygusu başladı. Döndüğümüzde yatağına ve oyuncaklarına kavuşma sahnesi görülmeye değerdi:)

Bize ilaç gibi geldi bu kısacık tatil. Üstelik kaldığımız otelde çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza da rastladık. Bolca sohbet ve dinlence birarada oldu. Salamis Bay’da kaldık. Otel küçük ve yetersizdi hizmet anlamında. Fakat kumsalı ve denizi çok güzel. Zaten oraların en iyi denizi orasıymış. Çocuklar için hemen hemen hiç aktivite yok. Sezon olmadığı için mini klüp falan kapalıydı. Sadece birkaç oyun ablası çocukları toplayıp biryerde oyunlar oynatıyorlardı. Bazı gecelerde çizgi film izlettiler fakat bizimki çizgi film gecelerinde hep uyuyakaldı:) Kıbrıs’a gidecekseniz Kaya Artemis’i tercih edin fakat orası da çocuk için ücret alıyor. Bize saçma geldiğinden tercih etmedik ama bir dahaki sefere düşünebiliriz.