Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Biz’ kategorisi arşivi

Onlar bilerek geliyorlar

  • Biz kategorisinde.
  • 8 Yorum Var

“Dedeni kaybettik..” diye başladım lafa. Meğer ne de yanlış yerden başlamışım. Ölümü bir çocuğa anlatmak için en son kullanılması gereken sözcüklerden biriymiş. Direkt olarak lafı dolandırmadan söylemek gerekiyormuş. Oysa ki hastalığı ilerlediğinden beri uzunca zamandır hazırlıyorduk ya hani hepimiz kendimizi, özellikle de ben Doğa’ya nasıl anlatırım kısmını. Ama yok o an gelince herşey başka oluyor. Ne kadar serinkanlı olmaya çalışsa da insan olmuyor. En iyisi serinkanlı olmaya çalışmadan her ne isen, nasılsan onu yaşamakmış. Onlar minicik yaşlarına rağmen bizden daha iyi biliyorlar ve bilerek geliyorlar bu dünyaya, aslında ölümün de doğum gibi doğal ve kabul etmemiz gereken bir süreç olduğunu. Minicik gördüğümüz yaşları aslında bizden yıllarca büyük…

Bir süre ağladıktan sonra biraz mahsun, biraz çekingen soru bombardımanı başladı. Ölümle ve ölüm sonrası ile ilgili. Kısa ve net yanıtlar vermeye çalıştıysam da şu 4 yıllık acemi annelliğimde en zor kısımdı bu. Biliyorum ki sorular devam edecek. Ve sorularını genelde tuvalette klozetin üstünde otururken soruyor. Farkında mı bilmiyorum ama içindekileri boşaltırken duygularını da boşaltıyor ve bırakıyor. Umarım hep böyle yapar. Hiç içinde tutmaz.

Serdar’ın acısını hafifletebilecek tek şey o şu an. Onun sevgisi, gülücükleri, öpücükleri… Birbirlerine sarıldıkları an biliyorum ki yenileniyorlar, çoğalıyorlar. Kayınpederimin gittiği aynı gün Doğa’nın en sevdiği oyuncağı Mırnav kedisini de kaybettik:( Yani takside unuttuk büyük ihtimal ama Doğa dedesinin Mırnav kediyle aynı yere gittiklerini sorguluyor. Kendi de inanmıyor ama bir ihtimal Mırnav kedinin dedesine orada arkadaş olacağını geçiriyor içinden. Zaten düşünüyorum da kaç gündür, neşeli, şakacı, sevgi dolu dedesi ancak Mırnav kedi gibi sevimli, muzip bir oyuncakla kaçabilirdi buralardan… 

Yukarıdaki fotoda bizimle her yere gelen Mırnav kedi geçtiğimiz haftalarda Serdar ve Doğa ile… Herhangi bir takside ya da oyuncakçıda gören olursa haberimiz olsun:) Dedesinin ölümü üzerine bir de bu oyuncağını kaybetmek ciddi bir üzüntü yarattı Doğa’da. Bakmadığımız oyuncakçı kalmadı ama aynısından bulamadık. O acımızın arasında bir de oyuncakçıları gezmek durumuda kaldık. Bana kalırsa gerçekten gitmesi gerekiyormuş Mırnav kedinin ama tabii Doğa’ya ilk aşamada bunu anlatamazdık. Dünden beri biraz daha kabullendi gibi bakalım zamanla göreceğiz…

Boşluk… belirsizlik..

  • Biz kategorisinde.
  • 5 Yorum Var

Zaman durdu bizde bugünlerde. Boşluk içinde belirsizlik, belirsizlik içinde boşluk, hiçlik hissi hakim bedenimize. Ne yapsak, nerelere gitsek… hem anlamlı hem anlamsız. Çoklukla Doğa ile doyasıya oyun oynuyoruz. Hayatın gerçek anlamda ne ifade ettiğini ancak bu şekilde fark edebiliyoruz. Her şeyin aslında bir oyun olduğunu görüp onunla birlikte gülebiliyoruz halen. Serdar’ın babası son demlerindeyken biz birbirimize sarılıp öylece şifalanmaya çalışıyoruz.
Böyle durumlarda hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Sözler tükeniyor. Sevgiye sığınıyorsunuz. Sevgide kalıyorsunuz. Orada herşey olması gerektiği gibi akışta.
Babası acil kendi babacığının yanına gitmek zorunda kalırken “dedemi neden göremiyorum” diyen, aylardır “ağustos bugün mü” diye uyanarak tatile gideceği günü bekleyen ama hayat kendi planlarını yaptığı için tatili iptal olan ve bundan habersiz olan miniğinize yanıt verebilecek gücü kazanıyorsunuz. Bunun yanı sıra, “sen yaşlı mısın, ananem yaşlı mı” ya da “babam 100 yaşına kadar yaşar dimi” gibi sorulara mantıklı yanıtlar bulmaya çabalıyorsunuz.
Her ayrıntının içi boşalıyor. Işıkla, sevgiyle doluyor. Tazeleniyorsunuz, daha bir anlam kazanıyorsunuz.
Şanal Günseli’nin bir kitabında geçiyordu sanırım, hangisi hatırlamıyorum ama diyordu ki; “Bir erkek ancak babasını kaybettiğinde büyümüş olur”. Tabii bu durumda annesini 8 yaşında, babasını da ondan sadece birkaç yıl sonra kaybetmiş olan babam biraz erken büyümüş oluyor… Ondan sanırım bu kadar mükemmeliyetçi oluşu, bu kadar dimdik duruşu, ağaç gibi hiç savrulmamacasına. “Ölümden korkmayın” derdi bize hep çocukluğumdan beri. Belki de ölümle çok erken yaşta tanıştığından… Şimdi de aramızda yine en soğukkanlı ama bir o kadar da sevgi dolu olan o…Serdar’ı en iyi anlayan, hepimizi sakinleştiren…
Gelecek günlerimiz ışıkla dolsun diyorum…

Dün..

Zihnim vırvırvır konuşmakta dünden beri, sakinleştirmek adına da pek birşey yapamadım gündelik işlerden ve Serdar’ın aniden gece ateşlenmesiyle birlikte sabaha kadar başındaydım. Doğa annemlerdeydi dün gece. Oysa ki birkaç gün öncesinden planlanmış bir geceydi dün. Doğa annemlere yatıya gidecek ve biz de başbaşa en romantiğinden bir akşam yemeği yiyecek ve hatta sonrasında da sinemaya gidecektik… Fakat hayat bana koca bir ders daha verdi dün, “plan yapma” dedi bir defa daha.

Havuza her gidişimizde ciddi bir şekilde uyardığım tek şey var; “Kollukların yokken büyük havuzun kenarından yürüme ve havuzdan suluğuna su doldurma”. Fakat bu uyarımla ben mi yarattım, o mu merak etti bilemiyorum ben havuzda iken gelip benim yüzdüğüm taraftan suluğuna su doldurmak sitedi. “Yapma, tehlikeli” dedim. Dinlemedi ikinci defa geldi. Ayağında pembe crocslarıyla, elinde suluğu, yengeçli mayosuyla dengesini kaybedip düştü havuzun en derin yerine. Tam da dibimde. Bakıyorum, gidiyor suyun dibine. O donmuş halimle önce mayosundan sonra da saçlarından tuttum çıkardım. Tabii o an bütün havuz personeli, etrafta güneşlenen kim varsa koştu geldi sağolsun. Kitlenmiş olan annem en güzel müdahaleyi yapıp anında ters çevirdi Doğa’yı ve kusturdu. Yuttuğu bütün suları çıkarttı. O anlar bende kopuk. Çok net hatırlamıyorum. Kulağımdaki tek ses annemin “Tutsana Özgür çıkarsana haddii” demeleri ve etraftakilerin “çocuk düştü koşun” diye haykırışları… Kustuktan sonra uzunca bir süre ağladı, çok korktuğunu söylerek… Ben gözyaşlarımı içime akıttım, tiyatro oynadım geri kalan saatlerde. Onu o havuza tekrar sokup yüzdürebilmek, korkusunu alt edebilmek için akla karayı seçtim. Neyse ki giredik birlikte tekrar yüzdük, oyunlar oynadık. Çocukluğuma dair, benim de havuza düştüğüme dair uydurma hikayelerle, nasıl da cesurca suyun yüzeyine çıktığına dair konuşmalarla sonlandırdık günü. Ben de sonlandım o gün sanki, ömrümden ömür  gitti diyebilirim. Planlar bozulmasın, olay hemen kapansın, zihinlerde yer etmesin diye annemlerde yatıya kalması programını bozmak istemedim. Onu anneme bıraktım, Serdar beni almaya geldi, arabaya bindim ve bıraktım gözyaşlarımı aksınlar diye. Ne kadar süre aktılar bilmiyorum ama içimdekileri çıkartana kadar bağırarak ağladım. Uzunca bir süre o anı tekrar tekrar yaşadım. Elimle saçlarından tutup suyun yüzeyine çıkarışım hiç gitmedi gözümün önünden. Birkaç saniye daha geç kalsaydım, ya o an havuzda olmasaydım, ya düşerken kafasını vursaydı… gibi binbir olasılık düşündüm. Sonra durdum, benim de orada olup, onu çıkartmam, o anı yaşamam gerekiyormuş dedim. İkimiz de yarattığımız deneyimle iyi ki yüzleşmisiz dedim. Uyarılarımı dikkate almadığında neler olabileceğini görmesi iyi oldu dedim. İşte ağır geldi o an annelik. Hem de çok.

Bir de kızımın ne kadar sınırları delici bir tipleme olduğunun bir defa daha farkına vardım. Tehlike arz eden durumlarda ciddi sınır koyup, kararlı davranmak da ne kadar da doğru yaptığımı gördüm. Siz siz olun sakın güvenmeyin bu cücelere, benim çocuğum yapmaz, denemez demeyin.

İşte böyle bir günün ardından planladığımız üzere herşeye rağmen çıktık bir kadeh şarap içtik. Zaten benim mutlaka nefes almam gökyüzüne biraz bakmam gerekiyordu. Fakat eve döndüğümüzde Serdar’ın ateşi çıktı ve sabaha kadar ateşliydi. Bugün yine aynen devam etti. Dinlenmesi ve kendine iyi bakması gerekiyor.

Doğa iyi çok şükür. Babasının ateşini ölçüp ilaçlarını içiriyor:) Dedesine havuza nasıl düştüğünü ve nasıl korktuğunu anlatmış. Hoşuma gitti duygularını açıkça anlatmış olması. Çünkü bu gibi yaşanmış olaylar farkında olmadan ciddi yaralar açabiliyor derinlerde ve uzunca yıllar kalabiliyor içerilerde bir yerlerde.

Kafamın içindeki düşünceler ve onları kovalayan olasılıklar neyse ki duruldular biraz bu akşam itibariyle. Her ne oluryorsa “an” da oluyor.

“An” larıma anlam katan bu ikisi iyi ki var…

4 yaşın ardından

İyiyiz… Herşey yolunda, merak edenlere… Sadece kendimle kalma, keşfetme zamanındaydım diyelim. Bu arada uzun zamandır yapmak isteyip, bu yola zorlanıp da yapamadığım birşey yaptım ve her gün gelen yardımcı bayanımıza güle güle dedim. Eee bu kadarı rahatsızlık veriyordu zaten bana bir süredir. Kısa bir süre önce işlerimin yoğunluğundan ve bir yorgunluk ve tükenme hissiyatı ile kabul ettiğim yardımcı maceramız da sona erdi çok şükür. Evde benden başka biri, mutfağımda, her yerimde. Ben benlikten çıkmışım da haberim yok. Mutfağımı özlemişim, çamaşırlarımı, ütülerimi, herşeye dokunmayı, yaratmayı… 10 gündür evimle hasret giderdim diyelim. Yemeklerime, mutfağıma geri döndüm. Serdar’ın demesiyle “brokoliler, lahanalar geri döndü ehhehhe!” Tabii böyle olunca hayatın ritmini tutturmak, dengeyi sağlamak biraz zaman aldı. Evden çalışan biri olarak her birşeyi birarada götürebilme gücünü tekrar kazanmak keyifli oldu. Şimdilik sadece belli aralıklarla evi temizleyecek bir bayan ayarladım o kadar. Bundan böyle de böyle gidecek gibi. Kontrol bende ya mutluyum böyle:) Ev işlerinden şikayet edersem ileriki günlerde bu yazdıklarımı açar okurum bari…

Bu arada pisinin doğumgününü kutladık geçen haftasonu. Onun 4 yaşı ve benim de anneliğimin 4. yılı geride kaldı. En sevdiklerimizle neşeli bir doğumgünü partisi yaptık. Öncelik cücelerin eğlenmesiydi, herşey ona göre kurgulandı. Biz yetişkinler de figuran olarak yanlarında bulunduk o kadar.  Fotoğraf koymuyorum çünkü söz konusu olan çocuk bile olsa izinsiz özellikle internette fotoğraf yayınlanmasını doğru bulmuyorum. Burası için 4 yaş hatırası aşağıdaki dondurmalı foto olsun.

Bir de pisinin 4 yaşına dair belleğimden silinse de yazı ile kayıt altına alınması gereken diyaloglar şunlar;

-Doğa yemeğini bitirir misin sofrayı kaldırmak üzereyim?  / Yok sağol anne doydum ben ( henüz daha 3 kaşık almış)

-Ama sen fasülyeyi severdin neden yemiyorsun? Sadece pilavla olmaz ki. / Kendi tercihlerimi kendim yaparım anne ben.

*****

– Benim aydede ile ilgili bazı hayallerim var anne.

-Nedir canım?

-Mesela ayda uzaylı hayvanlar olsun isterdim. En çok da uzaylı koyunlar, sincaplar.

-Belki de vardır.

-Gece olunca bi de bütün gezegenleri görebilmeyi hayal ediyorum.

-İstersen rüyanda görürsün belki.

*********

-Anne tavuk hem hayvan hem yiyecek. Nasıl oluyor yani bu?

************

Önümüzdeki dönemde daha sabırlı, kızımı daha fazla dinleyen ve anlayan anne olabilmek adına çalışmalarım devam edecek:)

Gezdik, oynadık geldik

  • Biz kategorisinde.
  • Yorum Yok

Bursa’da kutladık 23 Nisan’ı kocaman bir aile olarak. Pisi büyükannesinin yanında olduğu için çok mutluydu. 3 gün boyunca parklarda oynadı, zıpladı, coştu. Biz de hasret giderdik birbirimizle. Yedik, içtik, paylaştık içimizdekileri. Eee daha ne olsun.

Serdar da iş sehayatinden döndü, dün akşam itibariyle biz de döndük ve çekirdek 3 kişilik ailemizleyiz sonunda. Doğa ile tatiller pek bir keyifli hale geldi. Tam tak koluna gez modunda. Ben de başladım yaz planları için kaşınmaya. Yerimde durasım yok.

Boğazımın gerisinde hafif bir karıncalanma hissi ve biraz halsizlik var bugün üzerimde. Alerjik demek istemiyorum kendime çünkü bıktım bu alerji kelimesinden son zamanlarda. Şimdiki doktorlar herşeye alerji diyor neredeyse. Belki de haklılar, yediğimiz bu hormonlu meyve ve sebzelerden hepimizin bünyesi alerjik oldu çıktı sonunda. Evden çıkasım gelmedi bütün gün. Bir de bu rüzgar da neyin neyi şimdi… Kendimi iyileştirip, bir toparlanayım yazacaklarım var. Birikti çok…