Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Biz’ kategorisi arşivi

Şubat tatili

Pisi şubat tatilinde ve ben tam zamanlı anneyim bu hafta. Bolca aktivite sığdırdık bu haftaya hava koşullarına rağmen. Hiç bizden beklenmeyecek şekilde geziyoruz tozuyoruz. Normalde pek bir ev kuşu olan biz her güne bir eğlence koyduk kendimizce. Tabii yağan güzel kar da bu eğlencenin büyük bir parçası oldu.

Herşeyi birlikte yapıyoruz. Çamaşırları birlikte asıyoruz, salataları birlikte yapıyoruz,bulaşık makinesini boşaltıyoruz…vs. Her sabah uyandığında, “Bugün de tatil mi?” diye soruyor. Belli ki yorulmuş o minik beden her gün okula gitmekten. Belli ki ev kokusu, anne kokusu özlenmiş. Minik burun halen akmakta. Kendisinin söylediğine göre, içerdeki sümüklü böcek ailesi halen oradaymış:) Gidemediler bir türlü bu kış. Elimizden mendil eksik olmadı.

Bu sabah Hatice Hanım geldi, “Size bir Maraş kurabiyesi yapıcam. Dün bir arkadaşımla msn’de konuşurken tarifini aldım” dedi. Ben şok! “Ne msn’ni, nasıl yani İnternet’e mi girdin” falan gibi kekelemişim. Kendisi bizim ev işlerimize yardımcı olan bayan, sağ kolum. Meğer İnternet kurduymuş haberim yok! Doğa’nın doğumundan beri eve bir yardımcı almakta direndim. “Nasıl olsa evdeyim, ne gerek var” dedim. Ne zor zamanlarda tek başıma yüklendim herşeyi. Ama bir an geldi tükendiğimi hissettim. Kendimi tanıyamaz oldum. Şimdi bir süredir her gün yarım gün gelen bu bayan kurtarıcım oldu benim. Maddi olarak da çok yük olmuyor. Çünkü insan ne kadar kazanıyorsa o kadar harcıyor. Tüketiminizi kontrol ettikten sonra bir problem yok.

Doğa diyor ki biraz önce; “Bak baba ben artık tek ayak zıplamayı öğrendim.”

Serdar; “Nerden öğrendin kızım?

Doğa: “Kendim onun için çok çalıştım da ondan.”

Bu akşam Mickey gösterisine gideceğiz, bu nedenle Serdar biraz erken geldi bizi götürecek. Sanırım ehliyeti olup da araba kullanmayan bir ben kaldım:) Sevemiyorum işte bir türlü.

Bicycle day

  • Biz kategorisinde.
  • 3 Yorum Var

Öbür yarım, kardeşim Onur’un uzun süredir içinde olduğu güzel bir proje var;  Bicycle day

2.albüm çıktı; “Habbit in Wonderland”

 bicycleday_front

Albümü bazı cafeler, restoranlar, klüpler, müzelerde hatta bazı sokaklarda bulabileceksiniz.

“Music is free” diyorlar ve bana göre çok deneysel, alkışa değer bir iş çıkartıyorlar ortaya.

Onur, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde araştırma görevlisi. Burslu okuyup bitirdiği müzik bölümünde akademik kariyer yapma kararı aldı. Çocukluğunda kendi oyuncaklarını hep kendi yaratırdı. Yaratıcılığın sınırlarını zorlardı çoğu zaman. Eğitim hayatı da zor oldu tabii biraz annem ve babam için. Çünkü bu özellikte çocuklar mevcut sistemi kabullenmekte çok zorlanıyorlar. Ruhları hep özgür kalsın istiyorlar. Kendisinin müziğe olan inancı ile anne-babamın ileri görüşlülüğü ve fedakarlıkları sayesinde bugüne gelindi. Çok gurur duyuyoruz tabii bugün onunla, attığı her adımıyla. Sisteme uymakta halen zorlanıyor, isyan ediyor çoğu zaman ama neyse ki artık müziği var yazdığı, çizdiği, söylediği… kendini bulduğu…

Şimdi Onur’un hemen hemen aynısından bir tane de bizim evde var. Aynı onun küçükken yaptığı gibi kapakları zil yapıyor. Mikrofonuyla uyumak istiyor. Şarkılar besteliyor, hep sahnede olmak istiyor, içi içine sığmıyor. Sesleri ayırt ediyor, tanıyor… Umarım ben de annem-babam gibi bir yol açabilirim bu cüceye…

 bicycle day2

habbit in wonderland

onur karagöz; vocals, computer
alican okan; computer, rhodes, synthesizers
berke can özcan; drums

in some tracks featuring feryin kaya on doubless

recorded@çatı123 in july & september 2009

mastered by emre değer & tolga tüzün

designed by ilkay can saray

http://bicycleday.muxtape.com

http://www.lastfm.com.tr/music/Bicycle+day

http://www.facebook.com/bicycleday

Tatil

spagettiYağmur bulutları bizi Kıbrıs’ta da bırakmadı. Güneşi bulduğumuz zamanlarda kumsaldaydık. Yağmur bastırınca da pinpon oynadı baba-kız. Yağmurdan kaçan salyangoz avına çıktılar, dedektif oldular. Doğa’ya göre çok maceralı bir tatildi. Bir yandan da şaşırdı tabii babası bilgisayar ve telefon olmadan da yaşayabiliyormuş diye:)

kum

doga cerez

Ne istiyorsa onu yedi. Açık büfeden pek birşey beğendiremedik kendisine. Sürekli “o acı, bu tatlı” diye bahaneler buldu. Gittiğimiz ilk gece “Neden bu otelde uyumak zorundayız evimize dönelim” diye 1 saate yakın ağladı. Her ortama kolay uyum sağlayan kızımızı ilk defa bu kadar kaygılı görmek şaşırttı ve üzdü bizi o gece. Neyse ki ertesi gün bolca arkadaş buldu ve geri kalan günlerde yanımıza bile pek az uğradı. Ama yine de her sabah uyandığında “Salı günü mü bugün?” diye sordu. Sanırım yaşı itibariyle evine özlem duygusu başladı. Döndüğümüzde yatağına ve oyuncaklarına kavuşma sahnesi görülmeye değerdi:)

Bize ilaç gibi geldi bu kısacık tatil. Üstelik kaldığımız otelde çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza da rastladık. Bolca sohbet ve dinlence birarada oldu. Salamis Bay’da kaldık. Otel küçük ve yetersizdi hizmet anlamında. Fakat kumsalı ve denizi çok güzel. Zaten oraların en iyi denizi orasıymış. Çocuklar için hemen hemen hiç aktivite yok. Sezon olmadığı için mini klüp falan kapalıydı. Sadece birkaç oyun ablası çocukları toplayıp biryerde oyunlar oynatıyorlardı. Bazı gecelerde çizgi film izlettiler fakat bizimki çizgi film gecelerinde hep uyuyakaldı:) Kıbrıs’a gidecekseniz Kaya Artemis’i tercih edin fakat orası da çocuk için ücret alıyor. Bize saçma geldiğinden tercih etmedik ama bir dahaki sefere düşünebiliriz.

Gidiyoruz

  • Biz kategorisinde.
  • Yorum Yok

Sabahın köründe uçuyoruz Kıbrıs’a. Doğa ve ben nezle, Serdar dergileri bitirmemiş olmanın stresinde gidiyoruz bakalım. Doğa’yı normal saatinden biraz daha erken uyutmaya çalıştım dinlensin diye ama ne çare. Tutturdu “Nerde benim uykum? Salonda kaldı sen bilmiyosuuun” diye. Sonra timsahını istedi ama okulda kaldığını hatırlayınca bastı yaygarayı. Biraz ağladıktan sonra “Aaaa uykum geldi salondan çok mutluyum anne” dedi ve küt diye uyudu. Yemek istedim o an kendisini.

Sıkkınım şu bir haftadır. Nedensiz ama içimde bir sıkıntı var atamadığım. Ne yapsam olmadı bir türlü.

Denize atlayınca geçecek ama biliyorum. Tek isteğim baba kız kumdan kale yapsın ve bolca vakit geçirsinler birlikte, ben de onları izliyim yeter…

Herkese ailesi ve dostlarıyla geçecek neşeli bayramlar…

Heybeliada

4 yıl önceydi. Hemen hemen her haftasonu giderdik Heybeliada’ya. Adanın en tepelerinde küçücük ama manzarası alkolik yapacak derecesinde güzel olan bir evimiz vardı. Bahçede salıncakta oturur saatlerce konuşurduk. Bazen de susardık sadece dururduk öyle. Sessizliği dinlerdik. Ben yine elimde Eckhart Tolle kitapları okur dururdum aralarda:)) Hamakta sallanırken meditasyon yapmaya çalışırdım. Serdar da gülerdi halime… Sabaha karşı martı sesleriyle uyanırdık.Kahvaltı sonrası iskeleye iner, gazetelerimizi alır çay bahçesinde bir yandan okur bir yandan laflardık. Ne keyifti ama… Birlikte kuracağımız hayata dair ilk hayallerimizi orada, o salıncakta konuştuk. Doğa bütün gerçekliğiyle öylesine sarmalıyordu ki bizi, birbirimizden hiçbir şey saklayamıyorduk o gerçeklik içinde biz de. Sanki duygularımız çırılçıplak kalmıştı. Bazen konuşmak bazen de susmak oluyordu yanıtlarımız. Çok şey, paylaştık, konuştuk, tartıştık orada.

Fotoğraf016_kucuk

Dün akşamüzeri Doğa ve biz üçümüz elele vapurdan inip adaya ayak basınca tüylerimiz ürperdi biran. Bir defa daha anladık niye Doğa koymuşuz kızımızın ismini. İkimiz de baktık birbirimize, sanki ait olduğumuz yer burası dedik. Tanya ve Ersin Hoca ile tadına doyum olmaz bir gece geçirdik. Sağolsun Doğa da pek bir uyumluydu, hiç üzmedi bizi. Gerçek sevginin ve içtenliğin olduğu yerde huzur buldu o da belli ki.

Dünden bende kalanlar şarabın güzel tadı, güneşin batışı, kediler Tostos ve Temtek:), tabla, sohbet veeee Doğa’nın Tanya’ya bir anda hayran oluşu:)

Fakat günün en komik ayrıntısı gece vapurdan indiğimizde kucağımda uyuyan Doğa’nın gözünü aralayıp, “aaa geldik mi Türkiye’ye?” demesi ve tekrar uyumaya devam etmesiydi!!

Not: Fotoğraf makinesini unutmuşuz. Giderken vapurda bizimki camdan atlayacaktı dışarısını izlerken de bunu da cep telefonumuzla çektik.