Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Ben’ kategorisi arşivi

Unutmadan yazmam gerek

  • Ben kategorisinde.
  • 6 Yorum Var

Dün gece rüyamda pamuk dedemi gördüm. Pamuk saçlı boncuk mavi gözlü dedem 25-30 yaşlarında gencecik bir delikanlıydı rüyamda. Yine saçları beyazdı. Turuncu bir gömlek vardı üzerinde. Nasıl da gülüyordu, nasıl da mutluydu. İnanılmaz güzel çiçeklerin olduğu bir bahçedeydi. Yeşil bir sulukla çiçekleri suladım ben sonra dedemin fotoğrafını çektim. Anında çıktı fotoğraf makineden. Hani eskiden parklarda vardı ya böyle makineler hemen basardı. Aynı ondan. Bir de baktım fotoğrafta iki kişi var. Ama ikisi de dedem.

Rüyadan çok net hatırladıklarım, turuncu renkli gömleği ve gülen yüzü. Bir de fotoğraf ve çiçeklerin güzelliği. Geçen yıl Şubat ayında prostat kanseri sonucunda kabetmiştik onu. Ama ben gördüm ki o çok mutlu gittiği yerde. O kadar acının ardından iyi gelmiş ona bu gidiş.

Sonra Serdar’ın babası kötü geçirmiş yine dün geceyi, onun haberini aldık sabah. Doğa bütün gün “Benim büyükbabam ölmüştü biliyor musun?” diyip durdu sanki rüyamı o görmüş gibi. “Deden hastaymış” dediğimde de “Babam ona ilaç versin hemen iyileşir” dedi.

Ah güzel dedem, pamuk dedem ne güzel göründün bana halen gözümün önünden gitmiyor o yüzün. Huzur verdin sanki içime bugün.

Rüya yorumlamayı bilen var mı? Bu rüyama bir yorum yapsa keşke…

Felekten bir gece

  • Ben kategorisinde.
  • 6 Yorum Var

Hey gidi Deep Purple hey… O ne muhteşem canlı performans! Hiç mi yaşlanmadınız be kardeşim! Pes dedirttiniz!

 IMG_1937

Gider miyiz gitmez miyiz, bilet kalmış mıdır falan derken bu gece konserde bulduk kendimizi. En son geçen yıl Tori Amos’a gitmiştik. Tam 1 yıldır konsere gitmişliğimiz yok. Uzaydan dünyaya inmiş gibi olduk biranda konser başladığında:) Fakat nasıl da içimizdeki rock ateşi sönmemiş bir defa daha anladık, bütün gece zıpzıp zıplayarak eğlendik. Bir de ne varsa eskilerde var dedik. Düşünsenize bu akşam 1968 yılında kurulmuş bir gruptu izlediğimiz ve halen dimdik birarada sahnedeler. Böylesine kitlelere hitap eden, profesyonel, kaliteli müzik yok işte bugün. Bir Pink Floyd, bir Deep Purple, bir Led Zeppelin gelir mi bir daha? Yok gelmez. Hayat değişiyor müzikler de değişiyor normal olarak. Ama eskilerin tadı bende bitmiyor halen. Doğa mesela 20′li yaşlarında neler dinleyecek en çok bunu merak ediyorum.

Konser öncesi başbaşa yenen yemek ilaç gibi geldi bize. 3 yıl önce evin yolunu bilmezdik, ne çok gezerdik dedik.  Keşke daha sık yapabilsek dedik. Ama çocuklu masalara bakıp o da olsa yanımızda dedik sonra. Bir de büyüse de böyle konserlere gelse bizimle diye hayal ettik. Onsuz bir geceydi ama hep onu konuştuk yine:)

Su kuşu

Bulutlar gidince attık kendimizi havuza. 2 gündür bu su kuşu havuzdan çıkmıyor. Tahminlerimden çok daha olgun, çok daha büyümüş kızım. 3 yılımı sadece onunla geçirmiş olmanın, bütün sorumluluğun sadece benim almış olmanın hazzını yaşıyorum şu birkaç gündür. İyi ki de işe ara vermişim, her anını yaşamışım diyorum. Gururlanıyorum hem kendimle hem de onunla. Kolay mı geçti bu 3 yıl. Nereden nereye geldik, ne krizler atlattık diyorum. Bir yandan da görüyorumki ergenliğimiz de yaman olacak. Pek eğleneceğiz sanırım. Olsun varsın onu da atlatırız. 

mayo

Evle ofis karıştı

  • Ben kategorisinde.
  • 1 Yorum Var

Serdar evden çalıştı bugün. Hafif ateşli bir boğaz enfeksiyonu geçirmekte. Doğa’yı anneme gönderdik hem evden rahat çalışabilelim hem de ona mikrop geçmesin diye.

Bütün gün Serdar’dan gelen sesler şöyle; “Aaa ölüyorum ben”

“Neyin var canım?”

“Çok fenayım boğazım acıyor, her yerim ağırıyor”

“eee ilacını içtin mi?”

“Neredeydi ilacım?”

Bizimki hasta olunca pek bir kuzu gibi oluyor. Zaten normalde de oldukça sakin bir kişiliktir ama hasta olunca daha da bir sakin. Tek sorun; bir türlü ilaç saatlerini tutamıyor aklında. Hiç ilaç içmeyi sevmediğinden ağrı kesiciyi bile zor içiyor. Yani Doğa bile daha kolay kabul diyor ilaç içmeyi.

Tabiki ben ne kadar söylensem de hasta olması çalışmasına engel değil hiçbir zaman. O ateşli haliyle bütün gün çalıştı neredeyse. Eee benim de işlerim vardı zaten, salondaki masada karşılıklı ofis modundaydık bugün. Sonra akşama doğru baktım ki bu böyle olmayacak, koştum akşamki yoga dersine yetiştim. İyi ki de gitmişim şarj oldum, kendime geldim. Eve döndüm Serdar uyuklama moduna geçmiş. İlaçlarını hatırlattım, içti ve uyudu. Bir yazımı daha yazdım dergi için. 

Son günlerin iş temposunun sonucu oldu bu. Umarım yarın sabaha toparlamış olur biraz. Onu böyle görmeye hiç alışkın değilim.

Dalgalandım da duruldum

Anladım ki herşey olanı olduğu gibi kabul etmekle başlıyor. Gerçek mutluluk asıl o zaman başlıyor. Serdar’ın yoğunluğu, akşam yemeklerinde çoğunlukla bizimle olamaması, annemin iş hayatına devam etme kararı alması sonucunda hiç yardımsız Doğa’yı tek başıma belli bir yaşa getirebilme çabalarım ve bu çabalar sonucunda yorgunluk ve yalnızlıktan şikayet edişlerim, içimdeki gel-gitler… hepsi zamanla duruluyor. Gün be gün daha bir sakin kabulleniş ve teslimiyet duygusu ile uyanıyorum. Mevcut koşullardan şikayet etmek yerine şükretmenin tadına varıyorum. Aslında hayatın ne kadar basit olduğunun ve mutluluğun asla bir sır olmadığını, her an orada içimizde olduğunun farkında varıyorum. Aksilikler, engeller olduğunda durup beklemeyi, düşünmeyi “vardır bir nedeni” demeyi sever oldum. Çünkü hep oluyor bir nedeni. Aksilik, terslik, olumsuzluk olarak nitelendirdiğimiz durumlar hep bir hediye, değişim ve yenilik getiriyor. Değişime kucak açabilmekiçin ise asıl olan dimdik durabilmek; Aynı bir ağaç gibi… her koşulda.

Anne olmak ruhsal anlamda büyük bir ders oldu benim için. Her gün daha farklı yanlarımı keşfediyor, kendimi daha yakından tanıyorum. Öfkeli, korkak, kızgın, kırgın hallerimi de seviyorum artık. Kendimi gözlemeyi, kendime uzaktan bakabilmeyi çok seviyorum. Didik didik ettim kendimi yıllardır. Her halimi, her anımı yargıladım, nedenlerini aradım, sorguladım çok. Okumadığım kitap, gitmediğim seminer kalmadı neredeyse. Şimdi görüyorum ki bu didikleyiş hiç bitmeyecek, hayat boyu sürecek. Ama her geçen gün daha fazla teslimiyet içinde, daha fazla farkındalıkla… Eskisine göre tek bir fark var. Bana rehberlik eden güzeller güzeli bir insan var sadece 3 yaşında. Her durumda önce dönüp bir kendime bakmayı, kendimi sorgulamayı bana hiçbir kitap, seminer değil, sadece Doğa öğretti. Yani diyeceğim şudur ki; ruhsal anlamda bir yolculuğa, bir arayışa çıkmak istiyorsanız ille kitaplarda aramayın yanıtları. O belki yanıbaşınızdadır da siz görmüyorsunuz. Gün gelir size sizi öğretir. Ta ki o zaman görürsünüz içinizdeki sizi.  Zamanla anlarsınız ki sevgisiniz siz sadece başka hiçbir şey değil.