Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Ben’ kategorisi arşivi

Böylesi hayalcilik bile güzel

  • Ben kategorisinde.
  • 8 Yorum Var

Bir önceki postuma çok güzel bir yorum gelmiş. Bolluk içinde yaşayan, yokluk nedir bilmeyen bir nesilin çevre bilinci edinmesini beklemek hayalciliktir demek istiyor Gökhan. Teşekkürler bu güzel yorum için. Çok da haklı aslında ama yeni nesilllere inanmazsak gerçekten de var olamayız gibi geliyor bana.Öte yandan, yeni neslin bu bollukla birlikte  ciddi anlamda yokluğu da deneyimleyeceği bir gerçek; Öncelikle su başta olmak üzere, mevsiminde taze sebze ve meyve, orman bulabilecekler mi acaba bundan 10 yıl sonra? Belli ki bu süreci yaşayarak öğrenecekler ve gerekli dersleri çıkaracaklar kendi paylarına. Fakat herşeye rağmen karamsar olma vakti değil, çözüm üretme ve kendimizi eğitme vaktidir.

susuz

Özellikle 2000′li yıllardan sonra doğan çocuklar ciddi anlamda bolluğu deneyimliyorlar. Tabii sadece maddi olanaklarla kısıtlı bu durum çoğu zaman. Örneğin doğumdan itibaren kendisine her ay yeni oyuncak alınan çocukların yanısıra oldukça büyük bir yaşa gelene kadar neredeyse hiç oyuncak göremeyen çocuklar da var. Aslında şöyle bir düşününce herşey çok basitmiş gibi görünüyor. Bizde olanları, para, yiyecek, kitap, oyuncak, kıyafet vs. olmayanlarla düzenli olarak paylaşsak… Bu bilinci çocuklarımıza da aşılasak.

Paylaşmayı öğrensek artık her anlamda. Duygularımızı, bilgilerimizi de paylaşsak egomuzu bir yana koysak. Her bilgiyi kendimize saklayıp hep lider olma hevesimizden sıyrılsak, her duygumuzu içimize atıp, bastırıp, çevremizdekileri istediğimiz kalıba sokmaya çalışmaktan vazgeçsek. Dedikodu yapmasak, yargılamasak, suçlamasak, herkese karşı gerçek anlamda ne hissediyorsak öyle davransak.

Çözüm kendimizde aslında. Bireysel olarak “sadece benim önemsememle çevre kurtulacak mı diye düşünüyorsanız” çok yanılıyorsunuz. Dönüşümler önce küçücük başlar, sonra büyür büyür yayılır. Hayal ediyorum; çevre bilinci ve düşünce sistemleri her okulda zorunlu ders olsa. İngilizce dersinden daha öncelikli bana göre bugün bu ikisi. 3,5 yaşında kızım 3-4 ingilizce kelime öğrenmiş hiçbir önemi yok, arkadaşlarına şiddet gösteriyorsa, çevreyi kirletiyorsa, çiçekleri koparıyorsa eğer.

Sevmeyi unuttuk biz temelde herşey ondan kaynaklanıyor. Öyle bir daldık ki hayatın içine, içimizdeki sevgiyi yitirdik. Robotlaştık çoğunlukla,mevcut sistemin kuklası olduk çıktık. İçimizdeki koşulsuz sevginin kaynağı ile buluşma vakti çoktan geldi geçiyor bile. Biz yeni bir dünya yaratana kadar dünya bizi yeniden yaratacak bu gidişle.

Yine de geldim dünyaya

  • Ben kategorisinde.
  • 5 Yorum Var

palyaço

Yine ben miyim düşen
Hiç zamanım da yok ki
Yine ben kopup gelen
Bimediğim şey yok ki

Yine de geldim dünyaya
Hiç zamanım da yok ki
yine de geldim dünyaya
Hiç yok

İçim yanar içim bilmez
İçim var içim düşünmez
İçim aşk içim değişmez
İçim saf içim kirlenmez

 

Yine ben miyim düşen
Görmediğim şey yok ki
Yine ben kopup gelen
Bu dersin sonu yok ki

Yine de geldim dünyaya

Re – Mor ve Ötesi

Bugünlerdeki ruh halimi en iyi anlatan sözler bunlar. Yazamıyorum… Kendimle hesaplaşma halindeyim yine… Aynaya bakıyorum yine ve yine. Her defasında başka birşey görüyorum. Kimi zaman korkuyorum kimi zaman gülüyorum ve çoğunlukla gözyaşı döküyorum. Gözlerim hep dolu dolu. Nedenini buldum, biliyorum da zaten. Büyük bir temizlik içindeyim anlayacağınız.

Bugün eski cdlerimin arasında buldum Mor ve Ötesi’ni, pek hoşuma gitti tekrar dinliyor olmak.

Doğa’yı gidip alasım var hemen yuvadan. Ona sarılsam, gıdısını koklasam herşey bitecek sanki.

Aragonit; ebeveyn taşı

Aragonitimle çalışmalarım devam ediyor:) Geçen hafta bir gece topraklanması için toprağa koydum, sonra biraz güneşe çıkardım. Güneşten aldıktan sonra o gece başucumda duruyordu küpeler. O gece sabaha kadar uyumadım. Bu hep böyle oluyor bana. Aslında kitapta diyor ki; “Kaliteli bir uyku için yastığınızın altına koyabilirsiniz”. Fakat ne kaliteli uykusu bildiğiniz ayaktaydım bütün gece. Birkaç defa daha deneyimledim ama aynı durumu. Ametist ve kuvars taşlarımı yatak odasında tutamıyorum örneğin. Hele bir yanlışlıkla unuttum diyelim ki bütün gece uyuyamıyorum. Bir enerji veriyor ki sormayın. Uyumak yerine koşabilirim örneğin o enerji ile.

kitapBir haftadır Sevgi Ersoy’un “Mucize Taş Aragonit” adlı kitabını incelemekteyim. Hepsini okumadım. Sadece ilgimi çeken sayfalara göz atıyorum. Bazı kitaplar böyle bir etki bırakıyor bende, hepsini okumak gelmiyor içimden. Öncelikle ilk sayfalardaki, “taşı sol elinize alın, gözünüzü kapatın, bir mağaraya girin, oradan şuraya gelin, buradan dönün…” tarzındaki meditasyon öğretileri beni biraz soğuttu kitaptan. Evet yargılıyor olabilirim ama hoşlanmıyorum bu tarzdan. Taşın özelliklerini, nasıl programlanacağını ve tarihini anlatması yeterli benim için. Yani nasıl kullanacağını herkes kendi içgüdüleriyle bulabilir diye düşünüyorum. İlle de şöyle yapın, böyle yapın şeklinde işin pazarlamasına gerek yok. Bir de mucize taşta falan değil yani sizde, içinizde!

Kitaptan hoşuma giden ilgi çekici bazı bilgiler şöyle;

“Aragonit taşının en güçlü enerji taşıyanları İspanya ve Fas’ta bulunuyor. Adını İspanya’da Monika de Aragon şehrinden alan Aragonit’e Almanya, İtalya, Avusturya, ABD ve Çin’de rastlayabilirsiniz. Eski Roma’da bilhassa hanımların çok neşeli olduğu söyleniyor. Bunun da kadınların meşin sicimlere sırayla bağlayarak başlarına taktıkları aragonite bağlı olduğu anlatılıyor. Çünkü aragonit mükemmel bir stres taşı. Kendisi üzerinde taşıyanı neşelendiriyor ve canlandırıyor.”

“Aragonitin iyi bir ebeveyn taşı olduğu da söylenir. Eskiden anne babaya sabırla ve sevgiyle, aynı zamada kendilerine bir hediye olarak gelen bebeği saygıyla büyütebilmeleri için armağan edilen aragonitin yanı sıra, bir aragnit de bebeğe verilirmiş. Aile büyükleri aragoniti bebeğin yastığının altıda muhafaza ederlermiş. bebeğin her ağlayışında taşı çıkarır, vücudunda gezdirir, nerede bebekte sakinleşme olursa orada vücudunda 2 dk. tutarlarmış. Aynı zamanda hazım sistemi üzerinde etkisi olan bu taşlar çocukların gaz sorunlarında kullanılırmış. Aynı taş bebeğin banyo suyuna konurmuş. Aragonitin dolunay tesirlerine karşı iyi bir koruyucu olduğuna inanıldığı için ebekler ve çocuklar bilhassa dolunay gecelerinde aragonitleriyle uyurlarmış. Diş çıkaran bebeklerin dişetleri iyice yıkanıp temizlenen bir aragonitle ovulduğunda, hem acıların hafiflediği hem de kolay diş çıkardıkları görülmekteymiş.”

Kitaptan tespit ettiğim kadarıyla benimki Fas aragonitiymiş. Hani yazmıştım ya Doğa bu kitabı eline alıp sürekli ona okumamı istiyor diye. Meğersem aragonit taşı bütün burçlarda kullanılabilirmiş ama Boğa, Aslan, Başak, Kova, Oğlak burçlarında çok etkiliymiş. Doğa da bir Boğa! Ah bilseydim bebekliğinde asmaz mıydım yatağına bir tane. O gazdan ağlamaları, uyuyamamaları biraz hafiflerdi belki. 2 yaşından beri gündüz uykusu uyumayan pisim belki mışıl mışıl uyurdu öğlen uykularını da kimbilir. Oysa ki o naptı; “aydede çıkmadan uyumam ben” dedi kestirip attı öğlen uykularını bir kalemde.Neyse o günler geçti bitti bugüne bakalım bu taşın ne faydası olur Doğa’ya. Yaş oldu neredeyse 3,5. Meyvelerin, sebzelerin içine koysam tadı değişir mi yer mi acaba diye düşünmekteyim:) Bu da bir anne tesellisi işte…

Yeni küpelerim

aragonitAnnem ve babam geçtiğimiz ay Bodrum’dan bana küpe getirdiler hediye olarak. Biliyorlar ki en bayıldığım şey küpe, binlerce olsa yine vazgeçmem almaktan. Benim deliliğim de bu işte. Neyse, bunlar başka küpe ama baktım kahverengi ile tarçın rengi arasında bir rengi olan yuvarlaklara takılmış küçük gümüş yusufçuklar. Çok şıklar! Fakat küpenin kutusundan bir not çıktı bana; Satan kadın minik bir kağıda taşın adını ve anlamını yazmış. Aynen şöyle; “Aragonit taşı. Önce toprakta dinlendirin. Sonra sol elde kalp çakrası hizasında taşa kendinizi tanıtın ve istediğinizi söyleyin. Muzice Taş Aragonit isimli kitabı okuyun.”

“Haydaa bu da ne şimdi” dedim ve vardır bir anlamı boşuna gelmedi bunlar bana diye düşündüm hemen. Çok ince bir zevke sahip olan sevgili babam beğenmiş bu küpeleri ve ille de alalım diye tutturmuş anneme. Hatta anneme de yine ilginç başka taşlı bir bileklik almışlar. Bayılıyorum ben bu adama işte ne diyim ki…

Neyse, kadının adını verdiği kitabı aldım almasına da bir türlü okumaya fırsat bulamadım. Bir yandan Doğa sanırım turuncu renkli kapağını beğendi, habire eline alıp “en sevdiğim kitabım benim. öğret bana okuuucaaam ben bunu” diye tutturuyor:) Sanırım o zaten biliyor bu taşı:)

Kitabı incelediğim kadarıyla Aragonit taşının şifalarından birkaçı şöyle;

*Dengeleme taşı

*Zihne esneklik kazndırıyor.

*Sakinleştirici ve merkezleyici bir taş.

*Hastalıklarla mücadelede yardımcı.

*Kişiyi ruhsal arayışta yüksek noktalara taşıyor.

*Bağımlılıklardan uzaklaştırıyor.

*Üçüncü gözü açıyor.

Bu liste oldukça uzunca. Yazarın adı Sevgi Ersoy. Kitapta taşın tarihçesinden, yapısına kadar çok ayrıntılı bilgiler var. Kitabı okuyan ya da Aragonit taşı ile ilgili deneyimi olanlar bu deneyimlerini benimle paylaşırsa çok sevinirim.

Yorumlar, yanıtlar…

Yaklaşık 1 haftadır bu posta gelen yorumlar üzerine düşünüyorum. “Eleştirilere açık olmamak” ve “önyargılı olmak” la suçlandığım halde gelen bütün yorumları yayınladım. Yayınlamaya, yanıtlamaya ve yazmaya da devam edeceğim. Sadece saygı sınırlarını aşmayalım yeter ki. İnançlarımızı, özellikle inanma şeklimizi  yargılayamayalım. Ben çok başka şeylerden bahsederken, konu nerelere uzadı geldi.

İnançlarımı sorgulayanlara son yanıtım, sevgili nefes dostları tarafından bana verilmiş olan ve çok kendimle özdeşleştirdiğim aşağıdaki birkaç satır olacak;

Ne Hristiyan, Musevi ne de Müslüman’ım,

ne Hindu, Budist, Sufi veya ne de Zen.

Ne bir din ne de bir kültürel sistem.

Ne Doğu’danım ne Batı’dan,

ne de denizden veya topraktan.

ne et kemik, ne de ruhum,

ne hava, ne su, ne ateş ne de toprağım.

Yokum, ne bu ne de öteki dünyada,

ne Adem ve Havva’dan geldim

ne de herhangi bir yaratılış hikayesinden.

Yerim yersizdir, izsizliğin iziyim. Ne vücut ne de ruh!

Ben sevgiliye aidim ki dünyayı bir gören ve o bir çağrı ve bilgi, ilk, son, dış, iç sadece nefes alan bir insan.

MEVLANA

 NOT: Yoga ve meditasyonun din ile neden bir ilgisi olmadığını bir başka post ile anlatacağım.