Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Ben’ kategorisi arşivi

Yazmak

Çok şey oluyor içimde, dışımda son günlerde ama kalem ve kağıt benden uzak oldu nedense. Öyle bir huzursuzluk ki bu, kalemi eline alamama durumu, nasıl bir suçluluk duygusu, nasıl bir iç sıkıntısı anlatamam. Ne zaman ki bu el kalem ve kağıtla buluşuyor, bedenimde çözülmeler başlıyor resmen, ruhum kanat çırpıyor. Ne zaman ki yazamıyorum bil ki kıvranıyorum, içim içimi yiyor ya da düşünüyorum. Bazen 1 konuyu günlerce, bazen de 6 konuyu birden aynı günde düşünüp duruyorum. Meditasyona oturuyorum bu konularla tabii:) Bazen sonuç alıyorum bazen daha çok odaklanmam, çalışmam gerekebiliyor. Yazmak, su içmek ya da tuvalete gitmek gibi bir ihtiyaç bende. Bu nedenle yazamadığımda hasta gibi hissediyorum. Hele bugünlerde öyle bir hisler içindeyim ki heyecan mı desem, sabırsızlık mı desem, tanımlamak çok zor. Yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalıştığım kitabım sonunda yayınevlerine sunulabilir hale geldi. Ama anladım ki serüven daha yeni başlıyor. Yayınevleri ayrı bir dünyaymış. İlk olumsuz yanıtımı aldım bakalım ama yılmadan denemeye devam. Biliyor musunuz Robert Pirsig’in klasikleşmiş eseri Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı tam 121 yayınevinden geri dönmüş. Stephen King’in ilk öykü kitabı 84 yayınevi tarafından reddedilmiş. İşte bunlar benim bu aralar kendimi teselli edebileceğim örnekler:)

2. kitap ise gayet plansızca kendiliğinden başladı ilkinden bambaşka bir formatta. Sanırım o kendi kendini yazdıracak. Her ikisinin de içeriği sürpriz olacak tabiki de sır vermiyorum:) Bu süreçte anladım ki ben yazmak için doğmuşum ve Doğa’nın doğumu kendimi tamamen yazmaya vermemdeki tek etken. Fakat yoga olmasaydı odaklanma ve özdisiplin konusunda ciddi sorun yaşayabilirdim. Çünkü çok değişken yapıdayım. Bunu kabullenmem uzun yıllarımı aldı. Kendime yüksek sesle söyleyemedim hiç değişken olduğumu, hep direndim. Sevgili Nilgün Yüksel astrolojik haritama baktığında bu yanıma yönelik yaklaşık 1 saat konuşmuştu:) Beni kendimle yüzleştirdiği ve bu değişken yapımı olduğu haliyle sevebilmemi sağlayan yoga öğretisine hayranım. Sabahları yoga matıma her çıkışımda inanın bana yeni başlayan öğrenci gibiyim. Bu öğreti öyle bir yüzleştiriyor ki kendinizle sizi, kaçış yeriniz yok, çırılçıplaksınız, buraya geldiğiniz halinizle.

Şimdi efendim sizlere kısa bir merhaba dedikten sonra kitabıma dönmek için sabırsızlanıyorum. Uzun yıllardan sonra tekrar Coelho’nun Simyacı’sını okuyorum. Nasıl keyiflendim anlatamam. Bu adamın satırlarında öyle bir tılsım var ki beni içine alan, içimdeki yazma isteğini daha bir coşturuyor, bambaşka dünyalara götürüyor. Bir de sabah 6.30’da kalkıp kahvaltı hazırlayıp, pisiyi 7.37’de servise bindirmem ve benim de 9.45’te yoga dersimde olmam gerekiyor. Ancak Coelho uyumama izin verecek mi göreceğiz.

Bu arada geçtiğimiz günlerde dünya tatlısı biri ile tanıştım, röportaj yaptım. Sizin de çok ilginizi çekecek Vedik Astroloji üzerine sohbet önümüzdeki günlerde burada… Şu fotodaki arkadaşlar da sohbetimize eşlik ettiler:)

Yol göründü

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

Yol hazırlıkları tamam. Uzaklara kaçıyoruz kısa bir süre için ailecek. Evimiz Pamuk’umuza ve onun yemeklerini verecek anneannemizle dedemize emanet.

Sabah güneşin doğuşuyla yollara düşmüş olacağız. Her yol yeni bir dünya bana göre. Tazelenmek, yeni bakış açıları kazanmak, daha çok sevebilmek, tekrar aşık olmak, kalbindenki sevgiye daha da yenilerini eklemek, öğrenmek, ruhen genişlemek, fiziken dinlenmek ve dinçleşmek… Her yol yeni bir heyecan. Sevdiklerinle attığın her adım yeni bir keşif hem kendi kalbine hem de onlarınkine.

Yollarımız hiç bitmesin, sonsuz, sınırsız olsun…

Dönüşte paylaşmak dileğiyle…

Hızlı yaz

  • Ben kategorisinde.
  • 2 Yorum Var

Yaz hızlı başladı sanki ya da bana öyle geliyor. Zaman konusundaki hissiyatım böyle son günlerde. Sanki her gün bir öncekinden daha çabuk geçiyor. Zaten yaz nasıl geldi onu da anlamadım ya, şimdi de birden sonbahar olacak sanki. Doğa da geçenlerde yemek yerken şöyle dedi; “Ya anne halen 2012’de miyiz?”. Evet diye yanıtlayınca da “Aaaa ben çoktan 2013’e geçtik sanıyorum” diye bir güzel de şaşırdı. Zamanın hızlandığının hisseden yalnızca ben değilmişim diye sevindim. Annem küçüklüğümden beri bana hep aynı şeyi söyler durur; “Zaman kavramın yok kızım senin”. Örneğin, saat 2’de bir yere gideceğiz diyelim ki annem 1’de arar beni; “Ee hadi saat 2 oluyor” diye. Ama daha kocaman 1 saatim vardır oysa ki. Hiç sevmem acele etmeyi.

Bana göre zaman, an’lara ne sığdırabiliyorsan o. Saat takmayı hiç sevmem örneğin. Yıllar oldu saatlerimi bir kutuya kaldıralı. Hem ağırlık yapıyor koluma hem de sürekli saate bakan bir tip olmadığımdan gerek duymuyorum. Hele plaza hayatından ayrılıp serbest çalışmaya başlayınca saati hepten unuttum. “Aaaa saat de kaç olmuş bak” deme halini severim ben. Zamanın dolu dolu geçirilme, an’ların içinde kaybolma halini. Her saat başı saate bakma ihtiyacı duymam. Vücut saati diye birşey var ya özellikle beslenme uzmanların sürekli bahsettiği, evet o bir gerçek. Ve ben tamamen vücut saatime göre yaşıyorum. Bedenim ve ruhum günün hangi saatinde neye izin verirse, neyi istiyorsa onu yapıyorum. Şu saatte bu yenir, bu saatte bu yapılır diye bir kuralım yok. Sadece yogadan gelen bir özdisiplinden kaynaklanan akşam hatta bazen akşamüzeri belli bir saatten sonra birşey yememe durumum var ki aslında bu da vücut saatimle birebir uyumlu. Kaldı ki bu bile koşullara göre değişebiliyor kimi zaman. Hem disiplinli ama bir o kadar da esnek olmak gerek mümkün olduğunca. Bu güzel dengeyi yakalayıp yaşamdan haz alabilmek gerek. Kendimizi mutsuz ederiz yoksa mükemmel olmaya çalışalım derken.

İşte zamanın hızlı akışında geçiyor gidiyor bizim de günlerimiz. Kim gün yastığımızı zor bulacak kadar yorgun, kimi günümüz rehavet içerisinde yayılarak… her biri de olduğu haliyle güzel. Doğa yaz okuluna gitmiyor. Çok mecbur olmadıkça yaz okuluna gönderme yanlısı da değilim. Ancak yarım gün bir spor dalıyla ilgilenecek olur o zaman olabilir. Ama sabah servisle yaz okuluna gitsin akşam üzeri dönsün hiç istemem. Yayılmalı biraz çocuk yazın, boş kalmanın tadına varmalı, boşluk içinde kendi çözümünü kendi yaratabilmeyi öğrenmeli. Yaşına göre tv ve bilgisayar dışında yapabileceği birçok seçenek var. Yeter ki yönlendirilsin, ihtiyaçları karşılansın. İhtiyaç derken sadece yemek gibi fiziksel şeylerden bahsetmiyorum. Yazın en fazla ilgi ihtiyacı oluyor çocukların. Kış boyunca bütün gün okulda olduklarından yaz gelince anne ile daha fazla paylaşımda bulunmak istiyorlar. Bu da çok normal. Anne yoksa baba, evdeki yardımcı ya da anneanne/babaanne bu rolü üstleniyor. Ebeveyn rolünü üstüne giyen her kim olursa olsun, verebileceği en güzel şey ilgi ve sevgi. Kendi çocukluğumu hatırlayınca en mutlu olduğum zamanlar hep annem ve babamla birebir oyun oynadığım ya da birlikte birşeyler yaptığımız anlardı.

Zaman konusundan nerelere geldik. Aslına bakarsanız zamanda gerçekten de hızlanma var. Bunu bilimsel olarak nasıl açıklarız bilemiyorum ama şöyle diyebilirim; düşünce gücüyle yaratabilmeye başladıysak eğer zaman kavramını da ne kadar geride bıraktık siz düşünün. Aslında sadece an’lar var başka birşey yok.

Yani yaz ayları da çabucak geçecek, kıymetini bilin, çocuklarınıza da bildirin. Onlarla keyfini çıkartarak zaman geçirin.

Keşke kartal ailesi olsaydık


Sömestr tatilinin ikinci haftası kaçtık buralardan. İstanbul’un kardan kıyafetini göremedik ama bedenimizi dinlendirdik, ruhumuzu tazeledik döndük. Turizm sektörünün ölü sezon tanımlamasını pek severim ben. Adeta terk edilmiş hissiyatı veren ama bir yandan da yaşamaya devam eden mekanlar böyle zamanlarda gerçek ruhunu ortaya koyuyor sanki. Denizden esen o soğuk rüzgar bile daha gerçek geliyor. Çocukluğumdan beri öyle alıştığımdan belki de, her şubat tatilinde annem kardeşimle beni alır sıcak bir yerlere götürürdü, sezon ölü de olsa:) Bursa da yaşadığımız için Uludağ dışında bir yere kış tatiline gitme ihtiyacı da duymazdık zaten ama sonrasında ben ilkokulu bitirdim ve İstanbul’a taşındık yine de kış tatili hiç istemedi canımız.
Bu defa annem beni ve Doğa’yı aldı götürdü:) Üç nesil ve de 3 kız, kikirdedik, dertleştik, didiştik, gezdik, yedik, içtik. Hem ne kadar birbirimizin kopyası ama bir o kadar da farklı olduğumuzu gördüm. Anneciğimle vakit geçirmeyi, sessizliğin içinde onunla konuşmayı, hiç birşey yapmadan durmayı ne kadar özlediğimi fark ettim.

Kar nedeniyle uçuşumuz 1 gün ertelendi. İyi ki ertelendi de biz de rüzgarın dindiği o “an” ları yakalayıp kumsala keşif gezisi yapabildik pisimle. Öyle mutlu olduk ki kumsal ve denize kavuşunca o an gerçekten hiç bitmesin, zaman donsun istedik ikimiz de. Bir defa daha gördüm ki çocuk doğada olmalı, doğada büyümeli, doğa ile bütünleşmeli. Pisim de benmimle aynı hissetmiş olmalı ki sadece ikimizin olduğu o uçsuz bucaksız koskoca kumsalda kumlara adını yazarken “keşke kartal ailesi olsaydık” dedi. İçinden gülmek vardır ya hani iç organlarınızdan, işte öyle gülümsetti beni bu söylediği. Öylesine içime dokundu, öylesine mutlu etti ki beni. Hem içimdeki hisleri okuyabilmesi hem de ona koyduğumuz isimle bu kadar birebir özdeşleşmesi çok duygulandırdı beni.
Uçağımız ertelenmeseydi denize elimizi sokamayacak, kumsala adımızı yazamayacak, pati izlerini takip edip şu fotodaki dostumuzla tanışamayacak, anılarımıza bu özel an’ları ekleyemeyecektik.
Bu tatilin bende bıraktığı en taze his; “Basitliğin verdiği tarif edilmez mutluluk”.

İstanbul’umuzu özlemişiz tabii, en çok da Serdar’ımızı ve pamuğumuzu. Doğa en son gün zaten Pamuk diye çıldırıyordu ve geldiğimiz gece resmen birlikte uyudular kucak kucağa.
Okulun ilk günü diye daha akşamdan krep siparişi verdiğinden sabahın altı buçuğunda mutfakta yumurta, süt ve un üçlüsünü çırpmaktaydım. “Hoşgeldin İstanbul’a” dedim kendime:)

Teslim olma zamanı

  • Ben kategorisinde.
  • 6 Yorum Var

Bir süredir fizik bedenimle çok uğraşıyorum. Fizik beden gibi görünse de ruhumun dibini gördüm diyelim. Beni uzunca süredir okuyanlar bilirler kendimi olduğu gibi anlatmaktan hiç çekinmem. Neysem oyum sonuçta ve yaşadığım her deneyimden size bir tutam aktarabilmek isteğim.
Aslına bakarsanız yaz sonundan beri tam da tanımı konulamamış garipliklerle uğraşmaktayım. Ağustos ayının sonlarında ani tansiyon düşüşlerim sebebiyle doktora gittim. Her türlü tahlil ıvır zıvır yapıldı. Gayet normal çıktı sonuçlar, bünyeye bağlı tansiyon düşüklüğü denildi. Hatta uzun süredir bu kadar iyi kan değerleri olan hastam gelmedi dedi doktor. Sonrasında Doğa’nın okulu yeni başlamıştı ki rutin doktor kontrolüm sırasında yapılan smear testimde bir hücre bozulması görüldü. Doktorum bunun üzerine detaylı bir HPV taraması yaptırdı. Tabii testler 3 haftada falan sonuçlandı ve sonuçta birşey çıkmadı. “Tanrım şaka mı bu” derken boynumdan gelen baş ağrılarım başladı. Ağrı kesici almıyım nasılsa geçer bir şekilde derken bir gün gerçek anlamda kitlendim. Bayramın birinci günüydü sanırım, nasıl bir ağrı çektiğimi anlatamam. Doktorun tanımlamasına göre çok eskiden varolan tutulma, üşütme vs. gibi ağrıları önemsememişim ve onlar birikmiş boynumda ve kulunçlarımda nodüller oluşmuş. İki haftaya yakın bir süredir her gün fizik tedavi ve masaja gittim. Ha bu arada bir de faranjit oldum.
İlaç kullanmam diyen ben avuçla ilaç içmek zorunda kaldım. Yoga yapmadan duramam diyen ben yogayı sadece zihnimde yapabildim. Hayatta yatamam diyen ben kafamı kaldıramadan günlerce dinlenmek zorunda kaldım. Bugün çok şükür iyiyim ve diyorum ki bedeninizi dinleyin, size söylediklerini doğru deşifre edin. Ne kadar direnirseniz o kadar üstüste biniyor yukarıda görüldüğü üzere. Beni bu süre zarfında ayakta tutan ve iyileştiren tek şey meditasyon oldu. Bir de yattığım yerden bolca yazdım ve okudum, bu da çok iyi geldi tabii.
2012 çok güçlü bir enerji ile geldi şimdiden. Bırakamadığınız düşünce kalıplarınız, alışkanlıklarınız, teslim olamadığınız yanlarınız, affedemediğiniz insanlar, kendinizden bile sakladığınız yargılarınızı kabul etme ve teslim olma zamanı. Kendinizi esnetebildiğiniz kadar esnetin ve güzel enerjiye kalbinizi açın. Kendi enerji alanınızda kalın ve lütfen günde 5 dk. da olsa meditasyon yapın.
Enerjimi dengelemek adına yogaya tabiki de başladım tekrar ama daha başka çalışmalar da yapmayı planlıyorum. Faydasını görürsem size de anlatırım. Ve en önemlisi de beslenme ki bu ayrı bir yazının konusu. Şimdilik sevgiyle kalın ve lütfen siz de benzer şeyler yaşıyorsanız bana yazın.