Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Ben’ kategorisi arşivi

Sonbahar ve değişim

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

Sonbaharın gittikçe yaklaştığı bugünlerde içim kıpır kıpır. Yine değişim sinyalleri başladı benim bünyede. Değişim rüzgarı ılık ılık esmeye başladı yüzüme. Henüz uzakta ama gittikçe yaklaşıyor biliyorum. Her yıl Aralık ayına yaklaşırken, bu genelde Eylül’de başlıyor bende, hayatımda mutlaka bir değişim, yenilik, bir kırılma noktası oluyor. Önceleri bu durumun farkında değildim fakat kişisel gelişim konularına merak sardığımdan beri tarihler ve dönemler tabiki büyük önem taşıyor benim için. Bir gün oturdum kağıda döktüm hayatımdaki dönüm noktalarını. Gerçekten de inanlılır gibi değildi. Hepsi Eylül-Aralık dönemine denk geliyor. Tabiki bu durumun astroloji, doğum tarihim, doğum saatim ile mantıklı bir açıklaması var. Yıldızların, gezegenlerin durumu bizleri çok etkiliyor ama bu başka bir yazının konusu. Hatta astrolojiden iyi anlayan birinin yazması gereken bir konu benim değil:)) Yakın zamanda bunu araştırıp, öğrenip sizlerle paylaşabilirim belki…
Neyse benim asıl anlatmak istediğim kendimde hissettiğim bu değişim arzusu. Aslında bu Kuantum’dan sonra daha da perçinlendi. Kuantum terapisinden sonra bana olan her ne ise harika! Nasıl bir genişlik, nasıl bir vurdumduymazlık geldi… dünya umrumda değil. Aslında çok ayrıntılı bir şekilde bu terapinin hayatıma etkilerini yazacağım önümüzdeki günlerde de. Çünkü yazdıkça paylaştığımı, paylaştıkça da çoğaldığımı, geliştiğimi, ürettiğimi hissediyorum ve bu his beni çok mutlu kılıyor. Kendimle tam anlamıyla mutluyum bugünlerde. Öfkeden deliye dönebileceğim anları ya gülerek atlatıyorum ya da öfkemi olabildiğince ifade ederek çıkarıyorum içimden ve rahatlıyorum. Yani içimde tutmuyorum ya da başka birine, başka birşeye yansıtmıyorum.
Doğa ile hayat daha da eğlenceli oldu. Ben sakin, mutlu iken o daha da mutlu. Ben kararlı olunca o daha da anlayışlı. Ben çocuk olunca o daha da coşkulu…
Evimizi düzenliyoruz biz bugünlerde kızımla. Evimizin her köşesini yenliyoruz, düzenliyoruz, giymediklerimizi ihtiyacı olanlara veriyoruz, eşyalarımızın yerini değiştiriyoruz…sürekli bir toplanma halindeyiz. Bu ne zamana kadar sürer bilmem ama hani sanki yeni bir şehre taşınmışız gibi bir heyecan var içimde. Doğa da bu heyecandan nasibini almış olsa gerek ki sürekli peşimde o da bana yardımcı oluyor. Tabiki bu toplanma işlerine bayılıyor. Birsürü ıvır zıvır, oyuncak olmayan şeylerle oynamak ne de olsa onun en en büyük zevki.
Biz Sonbaharı tertemiz, eskilerden kurtulmuş, yenilere yer açmış bir şekilde kaşılayacağız.
Hadi gelsin artık bekliyoruz…

Yalnızlaşan dünya

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

Şu koca dünyada aslında ne kadar da yalnızız… bugünlerde hep bunu düşünüyorum. Arkadaş, dost kavramları bile anlamını yitiriyor burada. Herkes çok yoğun…öyle ki kimsenin birbiri ile yüzyüze görüşebilmeye vakti yok. Hepimiz ya mailleşiyoruz ya da facebook tarzı ortamlarda sohbet ediyoruz birbirimizle. Hele şu facebook’ta kalmaya ne kadar direndiysem de yine de halen oradayım. Çok tuaf geliyor bana insanların birbirine sanal ortamda sarılma, öpüşme ya da hediye göndermesi. Hatta para bile gönderebiliyorsunuz!! Birkaç arkadaşıma doğumgünlerinde görüşemediğimden hediye gönderdim facebooktan ama sonra düşündükçe o kadar sahte geliyor ki bütün bunlar. Bana kalırsa bizler birbirimizi sevmiyoruz. Gerçek sevgi bu olamaz. Evet eğlenceli olabilir sanal ortamda bu tarz şeylerle meşgul olmak ama yüzyüze görüşmek yerine bütün iletişimini buradan yapan insanları gördükçe midem kalkıyor; İlişkilerden, iletişim kurma şeklimizden ve hatta teknolojiden. Herşey çok gerçek dışı, sahte görünüyor gözüme gün geçtikçe. Bunun bir sonu olacak bence. Aslında bu sona doğru gidiş yavaş yavaş da başladı. İnsanlar hayatlarındaki bu sahte yani sanal iletişimin ne kadar anlamsız olduğunu farkedip yanlızlıklarına çare aramaya başladılar. Günümüzün meditasyona merak saran insanı buna önemli bir örnek!

Bazen siyah beyaz televizyonlu günlerimizi özlüyorum. Her ne kadar küçük olsam da o zamanları çok net hatırlıyorum. Sabahları sıcacık sobalı evimizde uyanır Heidi’yi izlerdim. Düşününce bile içim ısınıyor. Hatıra defterim vardı ve de günlük tutardım. Birçok günlüğüm var çocukluğumdan ve lise yıllarımdan kalma. Kalın defterler dolusu yazmışım herşeyi. Hatta bazen annem açar okur diye korkup resimle anlatmışım gizli gizli. Sanki anlamayacak…Bizim çocuklarımız bu facebook kültüründe hayatın bu tadını nereden yakalayacaklar bakalım. Merakla izliyorum hayatın akışını, yaşam şartlarının ve dünyanın bu değişimini. Onlar da bunu deneyimlemeye geldiler dünyaya; Tüketimin dibine vurmayı, küresel ısınmayı, ekonomik krizleri, doğal afetleri, teknoloji savaşlarını…

Pamuk dedem

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

15 Şubat sabahı kaybettik onu. Boncuk mavisi gözleri kapandı sonsuza dek. Pamuk dedem pamuk gibi karlarla gitti sonsuzluğa.
Çok zayıflamıştı son gördüğümde. Bebek gibi sebze çorbası içiyor ve bisküvi maması yiyebiliyordu sadece. Onu öyle görmek yetti bana. Yıllardır her gün yürüyüşüne çıkan, satır satır gazetesini okuyan, her ortama ugun esprilerini patlatan dedem ne hale gelmişti. Koca bir hayat gözlerimizin önünde eriyordu günden güne.
Geriye baktığımda ona dair ilk aklımda kalanlar; bize her geldiğinde cebinden çıkardığı çikolataları, pantolonunun arka cebinde sürekli taşıdığı tarağı, bir defasında benim Johnson vücut yağımı jöle sanıp denemek için saçına sürmesi, küçükken ona “eşek” dediğim için beni odaya kitleyişi, memleketin durumu kötüye gittiğinde “şerefsizler” diye söylenişleri, Doğa 3 aylıkken “şeker istiyordur çocuğun canı tattırın azıcık” diye tutturması…
Çocuklarıyla, torunlarıyla çok mutlu bir hayat yaşadı. Çok sevildi ve de sevdi. Flört etmelerine kızıp da kesinlikle evlenmelerine izin vermediği babamı bile kendi oğlu kadar sevdi. Babam da onu…
57 yıllık hayat arkadaşını kaybetmenin acısı ile anneannem zor günler geçiriyor. Günden güne bu gidiş ona daha ağır geliyor. Dedemi son gördüğüm gün şöyle dedi anneannem bana: “Olacağa çare yok.” Haftalarca başından ayrılmadı. Her türlü bakımını üstlendi eşinin. Eli öpülesi bir kadın şimdi tekrar ayakta kalmanın yollarını arıyor. Eminim çok yakında tekrar ayağa kalkacak. Güçlü bir kadın o. Dedemin yokluğuyla yaşamaya alışacak ya da alışmış gibi yapacak…
Dedemi son yolculuğuna uğurlamaya kar yağışı nedeniyle gidemedim. O gün hep camdan bu fotoraftaki yola bakıp durdum, ağladım. Düşen her kar tanesi dedemi sarıyordu ve temizliyordu sanki…
Ruhu huzur bulsun…

Türkiye’de postpartumu yaşamak

Elif Şafak, yeni kitabı Siyah Süt’ün başında, “Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı” diyor. Lohusalık depresyonu her kadının tamamen unutmak istediği bir süreç. Kimisi hafif geçiriyor kimisi en ağır şekilde içine giriyor bu hastalığın. Ben hafif daha doğrusu hızlıca atlatanlardan oldum. Tıbbi olarak lohusalık depresyonu (postpartum) şöyle tanımlanıyor: “Postpartum depresyon doğumdan sonra ilk yıl içinde görülen bir duygudurum bozukluğudur. Postpartum depresyonda kendine ve bebeğine zarar verme ve intihar riski görülebilir.”
Türkiye gibi doğum izninin sadece 6 ay olduğu bir ülkede yaşıyorsanız doğum sonrasını kolayca atlatıp da iş hayatına dönmeniz pek de kolay olmuyor. Örneğin İsveç’te doğum izni 2 yıl. Bunun 1 yılını anne, 1 yılını da baba kullanıyor. İsveç gibi gelişmiş bir ülkede yaşayan bir kadınla Türkiye’de yaşayan bir kadının doğum sonrası yaşadıklarını karşılaştıran bir araştırma var mı bilemiyorum ama arada bir uçurum olduğu kesin. Çünkü Türkiye’de doğum sonrası, kendinize ve bebeğinize yetememe duygularının yanısıra kariyerinizle bebeğiniz arasında bir seçim yapmak zorunda bıraklıyorsunuz. Dünya Sağlık Örgütü 2 yıl emzirmeyi önerirken, bir yandan siz Türkiye’de 4. ayda ya da devlet memuru iseniz daha erken işe çağırılıyorsunuz. Ücretsiz izin almak istediğiniz de ise çoğu şirkette kibarca işten atılıyorsunuz.
İlkokul öğretmeni olan annem bana hamileyken Bursa’ya yakın bir köy okulunda çalışıyormuş. Doğum sonrası 40. gün işe dönemek zorunda kalmış. Aralık’ta doğum yaptığı için soğuk kış günlerinde köy yolu ulaşıma kapandığında çoğu kez traktör arkasında gidermiş okula. Ve de en kötüsü de benim içmem gereken sütlerini ders aralarında gidip tuvalette çeşmeye akıtırmış göğsünden. Bunları annem ilk defa lohusalık dönemimde anlattı bana ağlayarak. Tabiki bu koşullarda ben 3 ay süt emmişim daha fazla ne beklenebilir ki.
Doğum sonrası kadın kendini herşeyiyle sorgulamaya alıyor. Evlilik, koca, bebek, kariyer derken bu sorgulama her geçen gün büyüyor en sonunda kendinizle karşı karşıya getiriyor sizi. Bu noktada özellikle reiki, nefes yöntemleri büyük kurtarıcı oluyor insana. İçinde bulunduğunuz koşulları ve en önemlisi de kendinizi olması gerektiği gibi severek kabul etmenize yardımcı oluyor. Tabiki bir de mucizeniz var ki, ona her an bakıp koklamak bile ilaç yerine geçiyor…

MERHABA

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

Karma…çünkü hayata dair herşey olacak bu blogta.
Alternatif-Karma…çünkü size, hayatınıza, günlük sıkıntılarınıza, sevinçlerinize bir alternatif, sıkılmadan okuyabileceğiniz, kendinizden birşeyler bulabileceğiniz bir yer.
Sadece ben değil birkaç yazar olacak. Hepimiz yaşadıklarımızdan, deneyimlerimizden paylaşacağız. Yazdikça, paylaştıkça mutlu olacak ve gelişeceğiz.
Hayat da bu olmalı aslında. Basitçe ne istersen onu yapabilmek, istediğin şekilde yaşayabilmek. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda hangimiz ne kadar başarabiliyoruz bunu… sorgulamak gerek. Asıl olan sadece istemek, inanmak. Uygulamaya geçmek ise düşünmekle başlıyor zaten. Bu blog şimdiden heyecanlandırıyor beni. Özgürce yazmaktan daha güzel ne olabilir ki.