Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Ben’ kategorisi arşivi

Merhaba sonbahar, heyecan dorukta!

  • Ben kategorisinde.
  • 6 Yorum Var

Kalbim küt küt atıyor bugünlerde. Bu sonbahar başka benim için. Uzunca bir süredir üzerinde çalıştığım kitabım sonunda yuvasını buldu. Çok yakında Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkacak. Yitik Ülke ile tanışmamız tamamen tesadüfen bir arkadaşımın önerisi üzerine, kendilerine bir mail atmam ile başladı. Sezgilerim yine beni yanıltmadı, kitabım ait olduğu yeri buldu. Yaz boyunca kitabın son detayları üzerinde çalıştık ve artık tamamlandı, baskıya hazır. Bir kitabın yazıldıktan sonra yayına hazırlanış sürecine şahit olmak da ayrı bir keyifmiş. Bir sonraki postumda size Yitik Ülke’den daha ayrıntılı bahsedeceğim. Şimdilik sadece heyecanımı paylaşmak ve halen yaşıyorum, buradayım demek istedim.

Buraya uğramayalı oldukça uzun zaman olmuş. Buranın ruhu da benim gibi Kuşadası’nda kalmış. Ağustos son haftaydı geldik, o gün bugündür koşturmaca, toparlanma, dolap ve çekmece temizliği,  okul hazırlığı, servis kaydı, kitap, defter kaplama derken bir de şu an hafta eklenen soğuk algınlığı devirdi beni. Tam da ne güzel bu yaz bolca güneş aldım, doğal beslendim kışa ne kadar da hazırım derken erkenden bal, ıhlamur, adaçayı, zencefil dönemimi açtım. Olsun varsın bu da genel temizliğin bir parçasıydı diyelim. Herşey her zaman planladığınız gibi gitmiyor, hayat bazen dur diyor size. Bedeninizi dinlendirmeniz, ruhunuzu dinlemeniz gerekiyor. İşte bu da öyle bir dönem oldu benim için. Bolca okumaya, yazmaya vakit ayırdım. Yarım kalmış işlerimi tamamladım.

Siz de bu havalara aldanmayın, zencefilinizi, balınızı eksik etmeyin ama sonbaharın tadını çıkartın içinizden nasıl geliyorsa…

Yazı çizi işleri

  • Ben kategorisinde.
  • 2 Yorum Var

Dün gece sabaha kadar ayıktım , sıfır uyku ile başladım bugüne. Sabaha karşı dalmışım biraz ama başımdaki ağırlık ancak şu öğlen saatlerinde hafifledi, o da ılık bir duşun ardından. Güneşe, denize çıkasım yok. Allahtan Doğa da istemedi kendi halinde boya kalemleri ve biraz da televizyonla takılıyor evde. Yoksa bu sepet halimle güneşte zeka seviyem daha da düşebilir. Bütün gün yazı çizi, okuma yapıp tembellik edesim var. Sabah gözümü açtığım gibi aldım kalemimi defterimi elime , çok iyi geldi. Yazmak beni gerçek anlamda iyileştiriyor. Kendimi başka dünyalara götürüyorum yazarken. Bazen kendimle ilgili öyle şeyler keşfediyorum ki şaşırıyorum örneğin. Kimi zaman karaladığım bir öyküdeki karakter benimle yaşıyormuş gibi hissediyorum, konuşuyor olur olmadık zamanlarda. Hatta geçenlerde ne oldu bilseniz; Arada karaladığım bir çalışmam var, ne zaman bitiririm bilmem ama orada yazdığım bir karakteri bir dergide gördüm. Evet şaka değil gerçekten sanki adam aynen benim hayalimdeki yarattığım karakterin ta kendisi. Üstelik yaşadığı yer, konuştuğu dil, giyim tarzına kadar herşey birebir tutuyor. Gerçekten şoka girdim ve kestim tabii o sayfayı. Artık karakterim tam anlamıyla benimle. Her zamankinden daha da gerçek.

Zihnimizin perdelerini kaldırdığımızda derinlerde kalanlar yüzeye çıkıyor olduğu haliyle. Her ne çıkıyorsa hepsi bizden, bizim yansımamız. Neler var neler içerilerde. Kendimizi bütün yansımalarımızla kabul etmek ne zor değil mi ama? Kendimizi kabul edebilsek öylece, etrafımızı da olduğu haliyle kabul edebilme yetisine erişeceğiz. Ama bu yargılayan, etiketleyen, ayrıştıran halimizle bu kabul çok da kolay değil. İşte benim bu kabulü en rahat yapabildiğim eylem yazmak. Yazarken hayat daha rahat akıyor sanki, herşey daha berrak ve net. Olan olduğu haliyle orada, gizli saklı hiçbir şey yok.

İçinde olduğumuz dönem zorlu, enerjiler sıkıştırıcı, gökyüzünün hali malum, gerek ülkemizde gerekse dünyada kaos şiddet almış başını gidiyor. Kuşadası’nda Ege’nin kokusunu içime çeksem, ayın ışığıyla geceyi karşılayıp, horoz sesiyle uyansam da dünyanın bu hali bana rahat vermiyor. İçimdeki korku, endişe, üzüntü hepsi üşüşüyor bir anda zihnime. Buraya geldiğimden beri yaklaşık 15 gündür yoga yapamıyorum. Ne vaktim oluyor ne de halim. Zaten evin koşturmacası ve Doğa ile gün su gibi akıyor. Aklımı başımda tutabilmek ve biraz olsun merkezimde kalabilmek için bugünlerde bana iyi gelen tek şey; yazmak. Kışın ve buraya geldiğim güne kadar yaptığım yogalar sağolsun ne diyim. Sanırım bizi ne iyileştiriyorsa onu yapmamız gerekiyor bu dönemde.

Doğa'nın dergiden çıkan çıkartmalarla yaptığı bir resim. Kendisi 18 yaşındaymış burada. Pamuk da hayli büyümüş adeta gençleşmiş gibi görünüyor:)

Doğa’nın dergiden çıkan çıkartmalarla yaptığı bir resim. Kendisi 18 yaşındaymış burada. Pamuk da hayli büyümüş adeta gençleşmiş gibi görünüyor:)

 

 

Merhaba Kuşadası

Geçtiğimiz haftasonu uzunca bir süreliğine hoşçakal dedik İstanbul’a. Neredeyse okullar açılana kadar Egeliyiz artık. Annemler yaklaşık 20 gün önce ani bir kararla Kuşadası’na yerleşme kararı alıp, buraya taşınınca bize de tası tarağı toplayıp buraya gelmek düştü. Şimdilik hayatımızdan çok memnunuz. Tek derdimiz Serdar ve Pamuk’a duyduğumuz özlem. Görüntülü konuşma biraz olsun oyalıyor Doğa’yı ama yine de her sabah Serdar’ın geleceği güne kaç gün kaldığını hesaplayarak ve Pamuk’u sayıklayarak gözünü açıyor.

Burada hayat oldukça dingin, tam benlik, doğa ile içiçe, stresten ve karmaşadan uzak. Doğa burada kediler, köpekler, karıncalar, çiçekler, böcekler, deniz, gökyüzü derken günü yatağa yapışarak kapatıyor. Bütün endişesi günde kaç dondurma yiyebileceği, kaç kere yüzebileceğinden ibaret. Annesinin çılgın gibi her an haber izlediği ve kimi zaman haberlerle birlikte katılarak ağladığı günler de geride kaldı neyse ki. Artık haberleri o uyuduktan sonra izlemeye gayret ediyorum. Ama gözyaşlarımı tutmam pek mümkün değil, halen geldiğinde salıveriyorum. Gerçi gözyaşımız kaldı mı diyeceksiniz evet birara kurudu hepimizin gözleri ağlamaktan.

Doğa için oldukça ağır bir yüktü 30 gün önce duydukları, şahit oldukları, gördükleri. Ne ağaçların kesilmesine, ne polislerin şiddetine ne gaz bombalarına ne de ölümlere anlam veremedi. Biz anlam veremedikten sonra çocuklar nasıl versin ama değil mi? Polis, gaz, başbakan, ağaç, ölüm kelimelerine ne farklı anlamlar yükledi kendi içinde. Olanlara bu kadar yakınen şahit olmasını tercih etmezdim ama oldu. Çocukları hayatın içinden tamamen soyutlamak da doğru değil. Ama diğer taraftan gündemin bizlerde yarattığı derin acı, kızgınlık ve öfkemizi çocuklara yansıtmak da doğru değil. Her ne kadar kontrol etmeye çalışsak da çocuklar bizim duygusal dalgalanmalarımızı birebir hissediyorlar. Önemli olan her ne hissediyorsak şeffaf ama onları incitmeden kendimizi ifade edebilmek.  Aslına bakarsanız gündemden biraz olsun uzaklaşıp, kendinizi şarj etmenin tek yolu bugünlerde çocuklarla vakit geçirmek. Onların koşulsuz sevgisi sizi iyileştirebilir, güç verebilir.

Anne olmak, hatta ebeveyn olmak bugünlerde her zamankinden daha da zor. Yaralanan, dövülerek öldürülen, göz altına alınan, hor görülen, hakaret edilen evlatlar ve yürekleri yanan anneleri, babaları gördükçe çocuklarımızın bu ülkedeki geleceğine dair endişelerimiz kat be kat artıyor. Fakat bu endişelerimize sarılırsak onları daha da büyütürüz. Endişelenmek yerine desteğe ihtiyacı olanlara nasıl destek olabiliriz onu düşünelim, gündeme nasıl dahil olabiliriz ona bakalım. Ayrıca şifaya ihtiyacı olanlara bolca şifa gönderelim, dua edelim. Şimdi anneler olarak her zamankinden daha da güçlü olma, çalışma, okuma ve üretme zamanı. Artık boşa geçirecek hiç vaktimiz yok.

Burada her sabah köşedeki bakkaldan gazete almaya gidiyorum. Malum penguen basınının gazeteleri yerinde dururken gerçeklerden bahseden 1-2 gazeteyi bulmak zor oluyor. Hatta dün plaja indiğimizde bir marketten Doğa’ya deniz yatağı almaya çabalarken, bir adam istediği gazete kalmadığı için söyleniyordu. Adanın tamamı böyle mi bilemiyorum tabiki ama gözlemlerim sürecek ve zaman zaman gücüm oldukça buradan aktaracağım. Gücüm oldukça diyorum çünkü halen kalben yorgunum. Hepimiz öyleyiz. Zaman zaman enerjimi toplamam zor oluyor, ama güzel günler göreceğimize inancım ve umudum beni ayakta tutuyor. Bir de biliyorum ki bu daha başlangıç. Mücadele içinde güçlü durmayı öğreneceğiz her geçen gün. Kendimiz için yaşadığımız günler geride kaldı, birlik olma zamanı.

Dün gece limana yakın bir parkın bahçesinde Gezi destekçileri 15-20 kişi forum yapıyorlardı ve adanın genel sorunlarını konuşuyorlardı. Bunları görmek gülümsetiyor biraz olsun. Yarınlar adına umut veriyor.

Umut, hep kalplerinizde olsun…

Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük bu dükkanda:)

Dün gece bu dükkanı gezdik. Her ne kadar kelime anlamı farklı kullanılsa da oldukça barok şeyler gördük:)

Bugün…

  • Ben kategorisinde.
  • Yorum Yok

Bugün bu dünyadaki annelik görevimin ne kadar kutsal olduğunu daha iyi anlıyorum.

Bugün şiddetten uzak bir çocuk nesil yetiştirmek için neden bu kadar çabaladığımı daha iyi anlıyorum.

Bugün kendini ifade edebilen ve kararlarını kendisi veren çocuklar büyütülmesi için daha çok çalışmaya kararlıyım.

Bugün geleceğimizin gençler ve çocuklar olduğuna daha çok inanıyorum.

Bugün herşeyi sevgi ile çözebileceğine inanan bir yavrum olduğu için mutluyum.

Bugün gülmekten yanaklarım acıyor ama kalbim kırık!

Bugün gözyaşlarım dinmiyor ama halen umutluyum!

Bugün bütün duygularıma yol veriyorum ve hepsini kabul ediyorum.

Bugün kalbimdeki bütün sevgimi, şevkatimi, enerjimi Gezi Parkı’ndaki güzel kalplere gönderiyorum.

 

Değişim ne güzel şey

  • Ben kategorisinde.
  • 2 Yorum Var

Ne zamandır elim gitmiyor buraya. Hayat kendi koşuşturmacasında ilerlerken günler daha bir hızlandı sanki. Zamanda kaymalar, durmalar ya da birden bire hızlanmalar var yine bende bu aralar. Bu sadece benim bakış açım da olabilir bilemiyorum. Evren beni şaşırtmaya devam ediyor gün be gün. Çok iyi tanıdığımı düşündüğüm insanları hiç tanımadığımı fark ediyorum. Günlük hayatımızın hemen hemen her anında maskeli olduğumuza, yalnızca akşam yastığa başımızı koyduğumuzda o maskeleri çıkartıp gözümüzü kapadığımıza şahit oluyorum. Gözümüzü kapadıktan sonra gittiğimiz dünyalarda kimbilir kaç kişiyiz, kaç bedeniz. O bedenlerin, yansımalarımızın hepsini tanımak, anlayabilmek tek bir hayatta mümkün mü? Bu sorunun yanıtı herkeste farklı. Farkında olmadan, ama aslında çok da farkında olduğumuzu sanarak ne de çok rol yapıyoruz. Hayat bildiğin bir tiyatro sahnesi. Yüzeysellikler içinde yok olup gidiyoruz, teknoloji, sosyal medya içinde kaybediyoruz kendimizi çoğu zaman. Kendimizle olabileceğimiz zamanları hiç yere harcıyoruz. Sohbetlerimiz yüzeysel, dostluklarımız maskeli. Sizi olduğunuz gibi seven, an’ları sizinle paylaşabilen ve size tam anlamıyla dürüst olabilen dostlarınız varsa onlara sımsıkı sarılın.

Değişimin hayatın temeli olduğunu daha iyi anlıyorum her yaşanmışlıkta.

“Yeri gelir, ufacık bir odun parçasını biraz oynatman, bütün ateşin yanış yönünü değiştirir.”

Oruç Aruoba – Yakın