Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya...
merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel
Melda Akanlar







Son 1 haftadır sürekli bir araştırma halindeyim. Doğa Gymboree’ye devam ediyor oyun, müzik ve resim derslerine haftada 2 gün. Gerçi birlikte devam ediyoruz. Bu program annelerin de katılıp çocuklarla birlikte oynadığı bir program. Yani ben de her hafta postacı, itfayeci, pizzacı oluyorum, yeri geliyor ormanda çadır kuruyoruz ateş yakıp balık pişiriyoruz, yeri geliyor müzik dersinde tamtam şarkısını söylüyoruz. Evet gerçekten de çok keyifli insanın çocuğunu bu süreçlerde görmesi ama ben de istiyorum ki artık biraz kendi kendine kalmayı öğrensin, eee ben de biraz nefes alıyım, en azından kendi kendime 1-2 saatim olsun. Hani bu nereye kadar birlikte oynamaya devam etme durumu? Kendimi oyun arkadaşı dışında Özgür yani ben olarak hissetmek istiyorum artık. Ne bileyim kitabımı alıyım sahile gidiyim, yağmurda yürüyerek ipodumu dinliyim, bilgisayarımı alıyım bir yerde oturup yazı yazayımi daha çok yazayım, artık yazmakla ilgili hayalimdekileri uygulamaya koyayım istiyorum. Biliyorum, hissediyorum ki işte zaman bu zaman. Geldi artık. İnsan hissediyor bunu taaa hücrelerinde bir yerlerde, doğru zaman olduğunu biliyor. Siz bildikten sonra da herşey çorap söküğü gibi ilerliyor, su akıyor akıyor yolunu buluyor…

Sonbaharın gittikçe yaklaştığı bugünlerde içim kıpır kıpır. Yine değişim sinyalleri başladı benim bünyede. Değişim rüzgarı ılık ılık esmeye başladı yüzüme. Henüz uzakta ama gittikçe yaklaşıyor biliyorum. Her yıl Aralık ayına yaklaşırken, bu genelde Eylül’de başlıyor bende, hayatımda mutlaka bir değişim, yenilik, bir kırılma noktası oluyor. Önceleri bu durumun farkında değildim fakat kişisel gelişim konularına merak sardığımdan beri tarihler ve dönemler tabiki büyük önem taşıyor benim için. Bir gün oturdum kağıda döktüm hayatımdaki dönüm noktalarını. Gerçekten de inanlılır gibi değildi. Hepsi Eylül-Aralık dönemine denk geliyor. Tabiki bu durumun astroloji, doğum tarihim, doğum saatim ile mantıklı bir açıklaması var. Yıldızların, gezegenlerin durumu bizleri çok etkiliyor ama bu başka bir yazının konusu. Hatta astrolojiden iyi anlayan birinin yazması gereken bir konu benim değil:)) Yakın zamanda bunu araştırıp, öğrenip sizlerle paylaşabilirim belki…
Neyse benim asıl anlatmak istediğim kendimde hissettiğim bu değişim arzusu. Aslında bu Kuantum’dan sonra daha da perçinlendi. Kuantum terapisinden sonra bana olan her ne ise harika! Nasıl bir genişlik, nasıl bir vurdumduymazlık geldi… dünya umrumda değil. Aslında çok ayrıntılı bir şekilde bu terapinin hayatıma etkilerini yazacağım önümüzdeki günlerde de. Çünkü yazdıkça paylaştığımı, paylaştıkça da çoğaldığımı, geliştiğimi, ürettiğimi hissediyorum ve bu his beni çok mutlu kılıyor. Kendimle tam anlamıyla mutluyum bugünlerde. Öfkeden deliye dönebileceğim anları ya gülerek atlatıyorum ya da öfkemi olabildiğince ifade ederek çıkarıyorum içimden ve rahatlıyorum. Yani içimde tutmuyorum ya da başka birine, başka birşeye yansıtmıyorum.
Doğa ile hayat daha da eğlenceli oldu. Ben sakin, mutlu iken o daha da mutlu. Ben kararlı olunca o daha da anlayışlı. Ben çocuk olunca o daha da coşkulu…
Evimizi düzenliyoruz biz bugünlerde kızımla. Evimizin her köşesini yenliyoruz, düzenliyoruz, giymediklerimizi ihtiyacı olanlara veriyoruz, eşyalarımızın yerini değiştiriyoruz…sürekli bir toplanma halindeyiz. Bu ne zamana kadar sürer bilmem ama hani sanki yeni bir şehre taşınmışız gibi bir heyecan var içimde. Doğa da bu heyecandan nasibini almış olsa gerek ki sürekli peşimde o da bana yardımcı oluyor. Tabiki bu toplanma işlerine bayılıyor. Birsürü ıvır zıvır, oyuncak olmayan şeylerle oynamak ne de olsa onun en en büyük zevki.
Biz Sonbaharı tertemiz, eskilerden kurtulmuş, yenilere yer açmış bir şekilde kaşılayacağız.
Hadi gelsin artık bekliyoruz…

Şu koca dünyada aslında ne kadar da yalnızız… bugünlerde hep bunu düşünüyorum. Arkadaş, dost kavramları bile anlamını yitiriyor burada. Herkes çok yoğun…öyle ki kimsenin birbiri ile yüzyüze görüşebilmeye vakti yok. Hepimiz ya mailleşiyoruz ya da facebook tarzı ortamlarda sohbet ediyoruz birbirimizle. Hele şu facebook’ta kalmaya ne kadar direndiysem de yine de halen oradayım. Çok tuaf geliyor bana insanların birbirine sanal ortamda sarılma, öpüşme ya da hediye göndermesi. Hatta para bile gönderebiliyorsunuz!! Birkaç arkadaşıma doğumgünlerinde görüşemediğimden hediye gönderdim facebooktan ama sonra düşündükçe o kadar sahte geliyor ki bütün bunlar. Bana kalırsa bizler birbirimizi sevmiyoruz. Gerçek sevgi bu olamaz. Evet eğlenceli olabilir sanal ortamda bu tarz şeylerle meşgul olmak ama yüzyüze görüşmek yerine bütün iletişimini buradan yapan insanları gördükçe midem kalkıyor; İlişkilerden, iletişim kurma şeklimizden ve hatta teknolojiden. Herşey çok gerçek dışı, sahte görünüyor gözüme gün geçtikçe. Bunun bir sonu olacak bence. Aslında bu sona doğru gidiş yavaş yavaş da başladı. İnsanlar hayatlarındaki bu sahte yani sanal iletişimin ne kadar anlamsız olduğunu farkedip yanlızlıklarına çare aramaya başladılar. Günümüzün meditasyona merak saran insanı buna önemli bir örnek!
Bazen siyah beyaz televizyonlu günlerimizi özlüyorum. Her ne kadar küçük olsam da o zamanları çok net hatırlıyorum. Sabahları sıcacık sobalı evimizde uyanır Heidi’yi izlerdim. Düşününce bile içim ısınıyor. Hatıra defterim vardı ve de günlük tutardım. Birçok günlüğüm var çocukluğumdan ve lise yıllarımdan kalma. Kalın defterler dolusu yazmışım herşeyi. Hatta bazen annem açar okur diye korkup resimle anlatmışım gizli gizli. Sanki anlamayacak…Bizim çocuklarımız bu facebook kültüründe hayatın bu tadını nereden yakalayacaklar bakalım. Merakla izliyorum hayatın akışını, yaşam şartlarının ve dünyanın bu değişimini. Onlar da bunu deneyimlemeye geldiler dünyaya; Tüketimin dibine vurmayı, küresel ısınmayı, ekonomik krizleri, doğal afetleri, teknoloji savaşlarını…

