Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Haftasonu böyle başladı bizde cumartesi sabahı! Kahvaltı sonrası, İkea’dan aldığım 2 yeni sehpayı kuralım dedik sadece. Baba-kız birlikte en sevdikleri şey olan tamirat yaparak vakit geçirmekti amaç. Sehpalar 10 dakikada kuruldu kurulmasına da ev bu köpüklerden 1 saat elektrik süpürgesi yaptıktan sonra temizlendi. “Sabırlı ol” Özgür dedim. Bırak çocuk eğlensin özgürce.
Sonra attık kendimizi dışarı. O sıcakta ne gerek varsa Koçtaş’a gideceğimiz tuttu. Evden adım attığımız an dakika bir gol bir başladı krizler. Arabada müzik beğendiremedik, Koçtaş’ta çiçek beğendiremedik. Caddeye geldik, pizza yiyelim dedik. Pizzanın üzerindeki kekiklere “maydanoz bunlar” dedi yediremedik. Yürüyüş yapalım dedik dondurma diye tutturdu. Eee halen antibiyotiği bitmedi ne dondurması. Banarsın külahı çikolata sosuna verirsin eline. Böyle 2 külah götürdü. Sanırım o gün sakinlediği nadir anlardan biriydi.
Bugün sabah yine evde bir hareket. Evin bahar temizliğinde geç kalınmış tek yeri olan ayakkabılık temizlendi. Eskiler ayırıldı verilmek üzere, gereksiz kutular atıldı. Az daha Eylül’e kadar böyle kalacağız diye endişelenmeye başlamıştım ki sonunda ev köşe bucak yaz moduna geçti. Büyük temizlikten sonra İst. Yelken Klübü’ne attık kendimizi. Yazları özellikle Doğa doğduğundan beri orada geçiriyoruz. Restoranın olduğu bahçeye oturduk. ”Hadi babası kaykaylara gidin siz” dedim. Güle oynaya gitti bizimkiler. Ohhh ben de bir mutluluk, sonunda dinlenebileceğim, sakin kalabileceğim 15 dk. Ama o da ne! Bizimki koşarak geliyor karşıdan! “Anneeeee havuz açılmış simidimi verrr”!
20 dk.lık bir ikna sürecinden sonra “Oraya bugün havuza değil yemeğe gittiğimiz” açıklandı. Özgür’de sabrın bittiği andı! Ardından yine bir dondurma krizi. Bunu da şekerpare ile atlattıktan sonra savaş alanı gibiydi masamız. Şu kahve fincanın dili olsaydı da konuşsaydı her yudumunda nasıl da söylenip içtiğimi, o kriz anında nasıl toz bulutu olup uçmak istediğimi anlatsaydı.

Akşam 8′deki yoga dersine gitmeyi planlamıştım oysa ki, eve geldik banyosu, yemeğiydi derken baktım saat 9 olmuş. Eve gelince simit çıkarıldı, şişirildi. Yatana kadar tuvalete bile belinde simit ile gitti. Dolunay fena gerdi bizim pisiyi sanırım:) Eee dolayısıyla beni de:) Bütün sabır sınavlarıyla, krizleriyle birlikte pek bir eğlenceliydi bu haftasonu.

Doğa göz nezlesi, ben de grip oldum. Pisinin hiçbirşeyi yoktu haftasonu ama dün birdenbire gözler şişti ve iltihaplı bir akıntı başladı. Ben de klasik boğaz ağrısı, hapşırık, aksırık… Yine ikimiz birlikte evde hasta şekilde oradan orya yuvarlanıyoruz. İkimizin de iştahı yok, konuşmaya halimiz yok. Son dönemin yoğunluğuna bakılırsa, fazla koşturdum sanırım yine yordum bünyeyi. Böyle zamanlarda hep soruyorum kendime “neden eve her gün gelen bir kadın yok ki?” diye. Hayır yanıtı çok açık aslında. En basiti benim “herşeyi ben yaparım” hallerim. Tabii maddi anlamda da bir yük ama istense yapılır. İlk başlarda haftada 2 gelen yardımcım, sağ kolum Emine şimdi sadece haftada 1 geliyor. Normalde Doğa yuvaya gittiği için gerek kalmıyor her gün bir yardımcıya ama böyle hastalık zamanlarında evde benim dışımda birine daha çok ihtiyaç duyuyorum. Hani biri olsa yemeğimizi yapsa, evi toplasa, Doğa ile oynasa. Ben de bütün vücudumu saran bu grip ağrılarından kurtulmak için yatsam öylece dinlenebilsem.
Bu arada şimdiden yazın başbaşa geçireceğiz Temmuz-Ağustos yani bu 2 ayın telaşı sardı beni. Yuvadan alacağız Haziran sonu, biraz tatil yapsın kendince, özgürce takılsın diye. Çünkü Eylül itibariyle tam gün başlayacak tekrar. Yani bu 2 ay boyunca havuz, park ve ev arasında haşatı çıkacak anne bendeniz olacağım yine. Yani güç toplamalıyım şimdiden:) Gitsek gitsek 1-2 hafta biryerlere kaçarız ancak.

Bu ayaklı, mikrofonlu org doğumgününde alındı pisiye. Bir konserdir gidiyor evde. Ama bugün o şiş gözleriyle o kadar halsiz ki org bile çalmadı. Benden çalmamı istedi biraz. Geçenlerde çekmiştim bu fotoyu koymamıştım. Yani bugünle bir ilgisi yok aslında öylesine işte…

*Bu aralar garip bir yoğunluk var. Dergi için röportajlar üstüste bindi. Köşe yazımı yine son dakika yetiştirdim. Evden çalışmak iyi mi kötü mü halen karar verebilmiş değilim. Tek bildiğim şu an böyle olması gerektiği.
*Haftasonu Parapsikoloji Konferansı’ndayım, beklerim… İnfomag ve sizler için ilginç bilgiler toplayacağım eminim.
*Yarın konferansın yabancı konuşmacılarından ikisiyle röportajım var; Biri Kuantum Bilinç diğeri ise Yoga Psikolojisi konusunda. Yine kaydadeğer bir gün olacak yarın…
*Doğumgününden sonra Doğa’ya bir olgunluk geldi ama hayır olsun demekten başka ne diyim bilemiyorum.
*Mayaladığım kefiri Serdar da içmeye başladı. Pek bir keyif veriyor bu bana. Ama bunun dışında kendisi halen toksik beslenmeye devam hem de her türlüsünden.
*Bu aralar bir de hayatımdan kendiliğinden giden 2 insanı düşünüp duruyorum. Yeri geliyor zihnimi konuşurken buluyorum, yeri geliyor ayna tutuyorum. Dostluk yolunda ilerleyen arkadaş olarak gördüğüm2 insandı bunlar. Birbirinden ayrı, gitmeyi seçtiler. Ee gitmek de özgürler tabii, kendi seçimleri. Yolları açık olsun…
Pek bir alakasız oldu yazdıklarım birbiriyle ama bu aralar böyleyim işte…

Zaman zaman böyle denge duruşunu deniyor, kendi kendine yakalıyorum. Arkadan çekebildim ancak çünkü önden çekersem sinirlenir diye korktum:) Bacağı kasığa dayayamıyor bir türlü çok sinirleniyor:) Düşüyor kalkıyor yine deniyor yılmadan. Sanırım kendi de farkında bir dengeleme gerektiğinin kendisine bu aralar. Bilinçli ya da bilinçsiz yapıyor işte ihtiyacı var demek.
3 yaş itibariyle dikbaşlılık, kuralları delme çabaları, inat ve tiyatro oyuncusu hali aynen devam. Hatta artarak devam demek daha doğru olur.
Esra teleskop almış kendilerine doğumgünü hediyesi. “Neden bununla Jüpiter’i ve Mars’ı göremiyorum” diye ağlar durur 2 gündür.
Bugün Darıca’daki Hayvanat Bahçesine gittik. Çok eğlendi,coştu, ata bile bindi ama eve gelince “Neden kanguru yok bu hayvanat bahçesinde” diye ağladı durdu.
Yani bizim gündemimiz “neden” sorusu bu aralar. Ama soru ile birlikte ağlama krizleri de cabası. Hele ki kendi mantığına yatmayan birşeyse çok fena!
İstiyorum ki denge duruşuna geçtiğim bir an öyle kalayım günlerce. Kimse dokunmasa kalsam nolur? Açlık, susuzluk falan umrumda değil, sadece sessizlik istiyorum biraz o kadar.

Sabah 7.30 civarı birden uyandım; Cin gibi! Kalktım su içtim. Gittim tekrar yattım belki biraz daha uyurum diye. Yok baktım uyanmışım kalktım tekrar. Salodaki kanepeye oturdum, baktım güneş parlıyor. Açtım camı, içime çektim güneşi, gökyüzünü, nefes aldım. Sabahın köründe kalkmışım yoga yapıyım bari dedim. Zaten 1 haftadır gidemedim. Güzelce yogamı yaptım. Bir de güzel meditasyon. Ohh bundan daha süper ne olabilir. Kendime ait harika bir zaman yaratmışım. Gazetelerimi okudum. Nefis bir kahvaltı sofrası hazırlarken o sırada Serdar uyandı. Ee hadi kırk yılda bir başbaşa kahvaltı edelim dedik cüce uyurken. Tam çayı koyduk bardağa uyandı bizimki. Anında geldi soframıza o şirinlik abidesi haliyle, mor pijamalarıyla. Onu öyle görünce günüm daha bir renklendi. Kahvaltı sonrası Doğa’yı annemlere bıraktık ve biz başbaşa önce kısa bir yürüyüş, sonra cafe latte molası ve ardından güzel bir öğle yemeği yedik. Ve gittik pisimizi anneanneden almaya. Hava da güzel, içimize sinmedi yine onu da çıkartalım oynasın coşsun istedik. Kitapçıya gitmek istedi kendileri, Kayıp Balık Nemo Cd’si istiyormuş.
Arabayı park edip kitapçıya doğru yürürken gün bambaşka bir formata dönüştü. Çünkü Doğa caddede karşıdan karşıya geçerken yolun ortasına oturdu. Bir yandan pis pis sırıtarak “Hahah nasıl komiklik yapıyorum ama” diyerek… Elimizi tutmak istemedi. Alıp başını koştu, kaçtı. Hani onu görenler bu çocuğu hiç dışarı çıkartmıyoruz sanmış olabilir.
Ardından eve geliş ve yaklaşık yirmi dakikalık ikna sürecinin ardından cığlık cığlığa bir banyo. “Banyo yapmaktan hoşlanmıyorum” diyerek ağlaya ağlaya yıkandı. Diğer inatlaşmalar gibi bu da son 1 aydır yaşadığımız birşey.
Yemek faslını hiç saymıyorum. Dans ederek, koltuklarda zıplayarak sadece 1 köfte ve birkaç patates yendi.
Sanırım sabahın köründe kalkıp yoga yapmamın sebebi bu hareketli güne hazırlıkmış. Buna rağmen sakin karşılayamadım yaptıklarını, yer yer sinirlendim, yer yer sinir bozukluğundan güldüm. Güldük birlikte çook aslında, şimdi uyuyor ve biz halen gülüyoruz hallerine…:)
