Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Belgesel’ kategorisi arşivi

Sürdürülebilir yerleşimler

Dünyadan aldığımızı dünyaya geri verecek bir yaklaşım; Permakültür,

“Dünyada bugün, avlanma bölgelerinin dörtte üçü zarar gördü.
Ticareti yapılan tahılların yüzde 50’si hayvan yemi ve biyolojik yakıt için kullanılıyor.
Ekilebilir toprakların yüzde 40’ı hasar gördü.
1 milyara yakın insan açlık sınırında.
Yeryüzündeki yoksulların yarısı zengin ülkelerde yaşıyor.
2030 yılına kadar 2 gezegene daha ihtiyacımız olacak.”

Yukarıdaki çarpıcı bilgiler “Home” belgeselinden. Doğadan, dünyadan bugüne kadar neler aldığımızı açıkça gözler önüne seren bu belgeseli izlediğinizde önce koltuğunuzdan kalkamıyorsunuz bir süre. Sonra ise ciddi bir şekilde sorgulamaya başlıyorsunuz “insan” denen varlığı. Bende çevre bilinci anne olduktan daha fazla güçlendi. Keşke daha erken yaşlarda bu farkındalığı yakalayabilseymişim ama yine de geç olmadığını düşünerek konuyla ilgili mümkün olduğunca araştırıp, okumaya ve okuduklarımı, öğrendiklerimi uygulamaya geçirmeye çalışıyorum. Burada size son birkaç aydır araştırmakta olduğum bir konudan bahsetmek istiyorum; Permakültür.
İngilizce ‘permanent’ (kalıcı) ve ‘agriculture’ (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşan permakültür, dünyadan aldığımızı dünyaya geri verecek bir yaklaşım. Permakültür, insanları, hayvanları ve doğal hayatı eszamanlı destekleyen, sağlıklı ve bereketli yasam alanları yaratan çözümler üreten bir tasarım sistemi.
Permakültür’ün diğer bir tanımı da, “sürdürülebilir yerleşimler tasarlamak”. Bazılarına göre permakültür mimari bir yaklaşım, bazılarına göre organik tarım, bazılarına göre de bir yaşam felsefesi.
Permakültür tasarımının temel amacı; bitki, hayvan ve insanları üretim amaçlı bir araya getirerek, bakımı kolay, istikrarlı, kendi kendine yeten bir düzeni “mümkün olan en küçük alanda” oluşturmak. Kaynak kullanımına bağlı olarak çevremiz ile ilgili daha kapsamlı düşünmeyi ve buna yönelik uygulamaları içeriyor. Bunları yaparken de doğadaki örneklerden ilham alıyor. Permakültürün ana teması, ürün yetiştirilen ekolojik alanlar tasarlamak.
Pek çok kisi dünyanın mevcut durumu ile ilgili ne yapabileceğimiz konusunda ümitsizliğe kapılsa da, çoğu zaman akılcı çözümler mevcut. Permakültür, “Sorun olan şey çözüm olabilir” diyor ve bu çözümleri görünür kılıyor, hayatlarımızı, bahçelerimizi ve yasam alanlarımızı, çözülmez gözüyle baktığımız sorunlara pratik çözümler üreten sekillerde tasarlıyor.

Ekonomik sisteme tepki olarak gelişti
“Permakültür” (permaculture) kelimesi, 1970’lerde Avustralyalı Bill Mollison ve David Holmgren tarafından, endüstriyel ve tarımsal sistemler tarafından yaratılan toprak, hava ve su kirlenmesine, kaybolan bitki ve hayvan türlerine, doğal olarak yenilenemeyen kaynakları yok edici ekonomik sisteme tepki olarak geliştirildi ve eski deneyimlerden oluşan bitki, hayvan ve sosyal sistemlerin bilgisine yeni fikirlerin eklenmesiyle, “kalıcı tarım” ve “kalıcı kültür” inşa etmek anlamında kullanıldı. Bill Mollison permakültürün etik ilkelerini şöyle sıralıyor;
*Yeryüzüne özen gösterme; bütün yaşam sistemlerinin, canlı cansız bütün varlıkların devamı ve çoğalması için gerekli koşulları sağlama.
*İnsanlara özen gösterme; insanların gıda, barınak, eğitim, tatmin edici iş ve keyifli insan ilişkilerine sahip olarak sağlıklı bir şekilde varolmaları için gerekli kaynaklara ulaşmalarını sağlama.
 *Nüfus ve tüketime sınır getirme; kendi ihtiyaçlarımızı kontrol altına alarak yukarıdaki ilkeleri desteklemek için kaynak ayırabiliriz. Zaman, para veya enerji cinsinden olabilecek bu kaynakları birinci ve ikinci ilkelerin gerçekleştirilmesinde kullanabiliriz.
Şehirde de yapılabiliyor
Permakültür tasarımı için mutlaka kırsal bölgelerde yaşamanız gerekmiyor. Farklı bir bakış açısı geliştirerek şehir yaşamımızı yeniden düzenleyebiliriz. Bu şekilde de sebze yetiştirebilir ya da arıcılık yapabiliriz. Örneğin şehir köyleri yapabiliriz. Permakültürün temelinde aslında yaratıcılık yatıyor. Kendinizi, hayat amacınızı birazz olsun sorgulamaya başladıktan sonra, daha az tüketip, daha az harcama yapmak noktasına mutlaka geliyorsunuz. İşte bu noktada paraya olan ihtiyacınız azalıyor ve permakültür devreye giriyor.
Enerji azaltma planı nasıl yapılmalıdır? Bir toplum, ihtiyaçlarını kendi yerelinden nasıl karsılayabilir? Dünyanın geri kalanının kaynaklarını tüketmeden örneğin İstanbul kendini nasıl sürdürülebilir kılar? İhtiyaçlarımızı yasadığımız yerlerdeki kaynaklardan karsılayabilir miyiz? Suyumuzu nasıl temizleriz? Atıklarımızı kaynağa nasıl dönüstürürüz? Bu gibi sorular sizin de kafanızı meşgul ediyorsa lütfen şu adreslere bakınız; http://www.marmaric.org , http://www.surdurulebiliryasam.wordpress.com  , http://www.emanetciler.org , http://permaculture.org.au

Sadece 1 kilo et için…

Bu bayram pek bir sevimsiz olabilirim. Önceden söyliyim de okuyunca içiniz daralmasın. Ama tabii amaç sizi de kendimi de daraltmak değil biraz olsun içinde yaşadığımz dünyaya neler yaptığımız konusunda farkındalığımızı geliştirmek. Kendi kendimi eğitirken bir yandan öğrendiklerimi, dinlediklerimi ve okuduklarımı da sizlerle paylaşmak en sevdiğim şey.

Bugünü aslında kendime ayırmayı planlarken çok da tesadüfi olmasa gerek Fatih’in seminerinde buldum kendimi. Zaten röportaj için bolca konuşmuş, sohbet etmiştik ama yine de hem Maya Takvimini hem de ekolojik bilgileri detaylıca dinlemek çok iyi geldi bana. Fakat verdiği birkaç rakam beynimde şok etkisi yarattı, seminerden çıktığımdan beri bunu düşünüyorum. Rakamlar Home belgeselinden. Ben de izledim belgeseli hatta yazmıştım da burada fakat her nasılsa bu rakama dikkat etmemişim;

1 kilo patates için üretmek için 100 litre su gerekiyor. 1 kilo pirinç üretmek için 4000 litre su gerekiyor. 1 kilo et üretimi için ise 13 bin litre su gerekiyor.

2025’ten önce 2 milyar insan susuzluktan etkilenebilir.

Doğanın kaynaklarını nasıl da akılsızca, bencilce kullandığımızın net bir örneği. Bilmem anlatabildim mi?

home

Bıkmadan yazmaya devam edeceğim bu belgeselin içeriğini. Halen izlemediniz mi yoksa? 2012 filmine gitmek yerine örneğin kendinize bir iyilik yapın ve bunu alın izleyin.

Ormanların yarısı halen bizim

Evet aynen böyle; “Dünyanın sahip olduğu ormanların yarısı halen bizim” diyor “Home” adlı belgeselde. Bir düşünün bu cümle üzerine. Anlamlı ama bir o kadar da üzücü! Yani dünyaya, doğaya yaptıklarımıza ağlayacağımıza elimizdekilere bakalım, bari onları koruyalım demek istiyor. Bugün gazetede Bodrum’daki orman yagınlarını okuduktan sonra daha bir anlam kazandı bu belgesel bende.

Geçen hafta Cnbc-e’de izlediğim bu belgeselin çekimleri 3 yılda tamamlanmış. DVD’sini arayın bulun, mutlaka izleyin derim. Ben ağzım açık izledim ve ancak sonlarına doğru not almayı akıl edebildim. Ne de olsa meslek alışkanlığı ya..:) Hem görüntüler hem de bilgiler muhteşem. Sizler için kısa notlarımdan;

buzullar

*Deniz seviyesinin yükselmesi en çok büyük ülkeleri etkileyecek çünkü en büyük 15 ülkenin 11’i deniz kıyısında.

*Dünyayı gönlümüzce şekillendirdik ama değiştirmemiz için zamanımız az.

*Dünyada askeri giderlere yapılan harcamalar, gelişmemiş ülkelere yapılan yardımlardan 12 kat daha fazla.

*Dünyada 1 milyara yakın insan aç.

*Ekilebilir toprakların yüzde 40’ı hasar gördü.

*Her yıl 13 milyon hektar orman yok oluyor.

*Bugün artık canlı türleri normlden bin kat daha hızlı ölüyor.

*Kıta buzulu 40 yıl öncesine göre yüzde 40 iceldi.

*2050’de 200 milyonu aşan iklim mültecisi görülebilir.

Belgesel şöyle bitiyor; “Karamsar olmak için çok geç. İster zengin ister fakir olun yine de katkıda bulunun. İnsan ve doğa arasındaki ahenk artık bir istisna olmasın. Yeryüzünde herşey birbirine bağlı. Daha akıllı, paylaşımcı ve ılımlı olmalıyız. Birlik olma vakti.”

Zaten farkındayız ki önümüzdeki yıllarda dünya insanları olarak deneyimleyeceğimiz yegane şey “Birlik olmak” olacak. “Bir olmayı” öğrenmemiz için kimbilir ne büyük derslerimiz olacak. 2012 ile ilgili bütün yazıp çizilenlerin çoğu da bu noktada birleşiyor. “Tüketmeden, harcamadan, paylaşarak, olmayanlara vererek, sevgi ile yaşamayı öğrenmek” olacak dersimiz. Çok mu zor dersiniz?