Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Annelik’ kategorisi arşivi

Annelik meziyetleri

Yavaş yavaş anne olmayı öğrenmeye başlıyorum sanırım.
Ama çok yavaş…
Her gün ayrı bir ders, ayrı bir öykü…
Anneliğin sadece yemeğini yedirmek, altını değiştirmek ve emzirmekle olmadığını, çok daha yüce meziyetler gerektirdiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Dün Beyaz Fırın’da kahvaltı ederken yan masada 10 yaşlarında bir erkek çocuğunun annesine nasıl da imrenerek baktığımı fark ettim birden. Şu an bir çocuğu 10 yaşına getirebilmiş olmak bile mucize gibi geliyor bana. Hele anneme baktıkça, başardıklarını gördükçe gözlerim yaşarıyor. Ne şartlarda nasıl çocuklar yetiştirmişler.
Biz de bugünün bol keseden şartlarında kendimizi yırtıyoruz çocuk kural bilsin, fazla tv izlemesin, aman bilgisayardan uzak olsun, fazla hediye alınmasın, şekerli şeyler yemesin vs…bu liste daha uzayıp gidiyor. 3 yaşına kadar ne öğrendiyse o, sonra yuvada başlıyor dış dünyadan almaya.
Özel bir kolejde İngilizce Öğretmeni olan arkadaşım Evrim, geçenlerde bir sohbet sırasında, esrar kullanımının ilkokul seviyesine indiğini, çocukların her açıdan tatminsiz olduğunu ve kalem kutularına kadar herşeylerinde marka kullanmayı tercih ettiklerini anlattı. Tabiki bu tercihler çocukların değil ailelerin tercihleri, en azından onların yönlendirmeleriyle oluyor. İşte burada insan gerçekten de sorguluyor, neden anne baba olmak için ehliyet verilmiyor diye.
Dün yine kahvaltıdayız, yan masalardan birinde bir kadın ve bir adam. Pusette ağlayan bir çocuk. Kadın vamp saçları, renkli ojeleri, göşterişli takılarıyla adeta bir gece klübünden yeni çıkmış havasında. Emzirme çağındaki bebeğini bırakın emzirmek sakinleştiremiyor bile. Nasıl tutulacağını bile bilmiyor. Belli ki çocuğuna bir iyilik yapmış kendi çapında. Haftasonu gezmesine çıkarmış onu…ya da kendini belli değil. Hem için için sinir oldum bu kadına sonra da kızdım kendime neden yargılıyorsun diye. Ama yine de düşündükçe sinirleniyorum. Emek vermeyeceksen doğurmayacaksın bu kadar basit. Bunun gibi daha çok örnek dolu Bağdat Caddesi’nde. Örneğin elinde kahvesi yürüyüş yapan ve yanında da bakıcısı puseti itekleyen kadınlar dolu.
İşte yazının başında bahsettiğim o yüce meziyetler ise şöyle: Sonsuz sabır, anlayış, koşulsuz sevgi, hiçbir zaman yorgunluktan yıkılmayacak biyonik bir vücut, yaratıcılık, empati, aynı anda birçok işi yapabilme becerisi, çocukla çocuk olabilme…ve daha birçokları.
Bu meziyetlerin yanısıra şu kısacık annelik serüvenimde öğrendiğim ve kendi adıma çok önemli bulduğum bir ders ise; çocuğun annesin aynası olduğudur. Yani çocuğunuzun genel hali sizin geneldeki ruhsal halinizin yansımasıdır. Bu hiç şaşmaz! Mutlaka deneyin. Siz ne kadar sinirli, stresli uyanırsanız, o gün çocuğunuz da aynı sizin gibi stresli olur. Bunun açıklaması ise çok basit. Stresli, sinirli, öfkeli ya da endişeli olduğunuzda çocuğunuza aynen bu duygularınızla yaklaşıyorsunuz. O da size aynı duygularla yanıt veriyor. Aslında çok basit ne veriyorsanız onu alıyorsunuz.
En güzeli saf sevgi verebilmek daha ötesi yok…

Kadın çocuk ile yeniden doğar

“Bir çocuk doğduğunda doğan sadece çocuk değildir – bu onu bir kısmıdır – anne de doğar. Bu olmadan önce o sıradan bir kadındı; doğumla birlikte bir anneye dönüşür. Bir tarafta çocuk doğar, bir tarafta anne doğar. Ve bir anne bir kadından tamamıyla farklıdır. Bir fark vardır, onun tüm varlığı niteliksel olarak değişir. Bu olmadan önce bir eş, bir sevgili olabilir fakat ansızın bir çocuk doğar ve yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkar. O bir anne olur.
Bir kadın bir çocuğu doğurduğunda, o hayattır. O, çocuğun gözlerinin içine baktığında kendi varlığının içine bakar. Çocuk büyümeye başladığında o da çocukla birlikte büyür.
Şayet anneliğinin içinde çiçek açabilirsen çocuğa sonsuza dek şükran duyacaksın. Ve doğardır ki bir şeylerden vazgeçmek gerekecek ama bunlar…neşeyle yapılmak zorunda. Sadece o zaman bu bir fedakarlıktır! Bunu neşeyle yapmazsan, fedakarlık değildir. Fedakarlık (sacrifice) kutsal (sacred) sözcüğünden gelir. Onu neşeyle yaparsan kutsaldır. Onu neşeyle yapmazsan, o zaman yalnızca bir görev yerine getiriyorsun ve tüm görevler çirkindir, onlar kutsal değildir.
Bu muhteşem bir fırsattır. Bunun üzerine derin bir şekilde meditasyon yap. Bir daha asla bu kadar derin bir bağ bulamayacaksın; aslında bir anne ile çocuğu arasındaki gibi başka hiçbir bağ yoktur. Karı koca, seven sevilen arasında bile anne ve çocuk arasındaki kadar derinlemesine bir bağ yoktur. Çünkü çocuk senin içinde dokuz ay yaşadı; başka hiç kimse senin içinde dokuz ay boyunca sen olarak yaşayamaz. Ve her çocuk er ya da geç ayrı bir birey haline gelir. Ama bilinçaltının derinliklerinde bir yerlerde anne ve çocuk bağlı kalır.”
Kaynak: Osho – Kadın

ANNE OLMAK

Küçük mucizem Doğa bugün 1,5 yaşına bastı. Dürüst olmak gerekirse, koskoca 1,5 yıl nasıl da hızlı geçti demek pek de doğru olmaz. Görünürde kısa bir zaman aralığı gibi görünse de doğum sonrası o ilk depresif zamanlar ve ardından gelen heyecan verici her gün bu zaman aralığını daha da uzattı. Şimdi ise evin içinde pıtır pıtır dolaşan bir yer cücesi görmek dünyanın en güzel duygusu olsa gerek.
Annelik aslında travmatik birşeymiş. Böylesine karşılıksız ve koşulsuz bir sevgiyi içinde taşımak bazen çok ağır geliyor insana. Ve de böylesine korkunç bir dünyaya bir çocuk doğurmuş olmak da zaman zaman gereğinden fazla sorumlu hissetiriyor. Bu sorumluluğu taşıyabilmenin tek yolu çoçuğunuzu her koşula dayanabilecek bir şekilde yetiştirmek olsa gerek. Bunu nasıl başaracağımı zaman ve de evren bana gösterecek diye ümit ediyorum. Herşey olması gerektiği gibi olacak…
Şu kısacık annelik deneyimlerimden öğrendiğim en önemli ders, mutlu annenin çocuğunun da mutlu olacağı! Mutlu olmak için ise bir neden gerekmiyor. Her an, her gün yeni bir mucize getirebiliyor hayat bize. Bunu da öğretebilmek gerek sanırım çocuklarımıza. Yoksa bu dünyada, bu kadar fazla seçenek içinde kaybolup gitmeleri çok kolay…her anın, her yeni başlangıcın, elimizdekilerin kıymetini bilerek yaşamayı öğrenmeliler.