Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Annelik’ kategorisi arşivi

Söylenip duruyorum işte kendimce


Gymboree’den öğle saatlerinde döndük. Resim dersimiz evde de devam etti. Bazen düşünüyorum neden oraya gidiyoruz, aynılarını hatta daha güzellerini evde yapıyoruz biz. Hatta son haftalarda her gidişimizde Doğa bir çocuk tarafından itiliyor, düşürülüyor. Zavallım “bir daha vurma bana tamam mı” diyip ağlamaya başlıyor. Ne diyim şimdi ben bu çocuğa, nasıl savunacak kendini? Sakin, kırılgan benim kızım. Bir yandan üzülüyorum bir yandan da sürekli anne diye sırtıma tünemesi sinirime dokunuyor. Bir yanım diyor ki bırak çocuk evin tadını çıkarsın nasıl olsa hayat boyu gidecek okula. Ama çok seviyor dersleri, çok girişken ve kolay uyum sağlayan bir çocuk ayrıca. Zaten Aralık gibi başka bir yere göndereceğim. Daha sıcak ve yuva tarzı bir yere yarım gün, haftada 3 defa. Gymboree’nin fiyatları da aldı başını gidiyor. Akıllara zarar rakamlar söz konusu. Hani denemek amacıyla biraz da heyecan yaptık 3 aylık yazdırdık. Buna birilerinin dur demesi gerek. Birşeyleri de sorgulasak artık ya da kendimizi…Bütün dersler doluyor taşıyor nedir bu anlamakta zorluk çekiyorum.
Biri bana anlatsın biz nasıl büyümüşüz? Anneannem bizi evde nasıl oyalamış, annem babam askerdeyken hem çalışıp hem 2 çocukla ne yapmış? Şimdi neden hem çalışıp hem çocuklarımızla olamıyoruz? Neden seçenekler bu kadar keskin? Yanıtları gayet net ortada ama yine de boğuşup duruyorum işte bunlarla kendi içimde…Doğumdan sonra 4. ayda işe dönmemi bekleyen eski şirketim geliyor aklıma halen sinirleniyorum, içerliyorum zaman zaman. Kadınlık halleri işte. Saçma sapan duygusallıklar gösteriyorum halen.
Ve sonra diyorum ki, herşeyin bir sebebi var. Şu 29 aydır yaptıklarına bak. Ortaya çıkardığın sanat eserine bak. Biraz duluyor içimdeki fırtına ama başka bir yerden çıkmak için beklemeye alıyor kendini. Bir tek yazınca geçiyor, sadece yazınca…

Mücadele devam

Ericsson’da çalıştığım günleri düşünüyorum; basın toplantıları öncesi stres, bazın gezileri heyecanı, 6 aylık-1 yıllık planlamalar, sunumlar, bitmek bilmeyen toplantılar, çıkan olumsuz haberler…vs… sonra BTHaber’de her çarşamba gazete bitene kadar ofiste gece yarısına kadar sayfa yaptığımız geceler, haber kovalamaca, manşet stresi…vs…Son iki işim de yoğundu. Hele gazetecilik yaptığım yıllar çok yoğun mesaiye kaldığım, çok sık seyahat ettiğim olurdu. Ama düşündükçe yine aynı yere varıyorum. Doğa’yı büyütmek hepsinden daha zor. Hayattaki en büyük proje çocuk sanırım. Çünkü beklentileriniz tutmuyor bir kere o kesin. Kaldı ki beklenti içinde olmak da hiç doğru birşey değil. Çalışma saatiniz diye birşey yok çünkü 7×24 sorumlusunuz bu işten. Aman bugün de aç kalsın, ya da bugün de uyumasın diyemiyorsunuz. Böyle kene gibi kemiriyor düşüncesi bile adamı. Hele benim gibi evden çalışan bir anneyseniz işiniz daha da zor. Klavyenizin harfleri sürekli kopar, “çekil ben iş yapıcam biraz” diyen biri sizi sandalyenizden iter, sürekli yanınızda “anne gel biraz doktorculuk oynayalım hıh dur seni bi muayene ediyim” diyen bir cadı. Eee bir yandan sosyal hayattan kopmamak, üretmek, kendini geliştirmek gerek – yoksa neden yaşayalım ki – bir yandan bu çocuğun bakıma, ilgiye, emeğe ve en önemlisi sevgiye ihtiyacı var. Çalışan, çalışmayan, evden çalışan her anne için çok zor; Bir insan yetiştirmek, onu hayata hazırlamak çok yürek istiyor. Hele de doğurmadan önce ciddi düşünülmesi gereken birşey bence. Çünkü özellikle ilk 3 yıl ciddi anlamda kendinizden vermeniz gerekiyor. Buna hazır değilseniz ne olur yapmayın.
Bu yazı Doğa ile biraz önce verdiğim öğlen uykusu mücadelemiz sonrasında çıktı hemen. Onu uyutmaya çalışırken bir yandan içimden geçirdim, gerçekten ben hayatta nerede bu kadar zorlanmıştım diye. Yani özellikle bu öğlen uykusu zamanlarında son günlerde sınırlarını zorlamaya başladı. Yoruyor beni çok. Hadi uyumasın bütün gün desem bu defa akşam daha bir çığrından çıkıyor iş, düz duvara tırmanırcasına bir enerji. Kontrol etmek mümkün değil. Her gün diyorum ki kendime”Bırak çocuğu rahat uyumazsa uyumasın gündüz. Ama o gözlerine ovuşturdukça “uykum yok benim” diyişi var ya beni çileden çıkartıyor.
Şu gündüz uykusu meselesinde bir uzlaşma sağlayabilirsek kendisi ile daha ilginç şeyler yazabileceğim ben de umarım…
Hayat annemlerin ve de anneannemlerin zamanlarına göre niye bu kadar zorlaştı hep bunu düşünüyorum bir de bugünlerde…

Not: Fotolar Temmuz2008-Bodrum – yazıyla bir alakası yok:) Bugün de böyle işte…

Ayyy kaza olacak şimdi

Geçtiğimiz 2 hafta tuvalet eğitimi ile geçti. Bu başlıkta yer alanlar, Doğa’nın bu 2 haftadır en sık söylediği şeylerdi. Sabır kelimesinin anlamını her defasında olduğu gibi bir defa daha anlamış olduk Serdar da ben de. Bu defa ne mutluyum ki Serdar da bu işten oldukça sorumlu çıktı. Çünkü Doğa nedense babasıyla tuvalete gitmeye bayılır oldu:)) Ama tabii sonuç olarak anneliğin nasıl bir sabır gerektiğini bir defa daha deneyimlemiş oldum. Şimdi kızım sanki daha bir büyümüş gibi geliyor bana. Her geçen gün daha bir özgürleşiyor, kendi kendine yeter hale geliyor. Bu sabah gözümü açtığımda uzun zaman sonra “iyi ki evdeyim ve iyi ki onunlayım” dedim. Ve de yuvaya gideceği, benim evde yalnız kalacağım günleri düşündüm. Tabiki evden çalışmaya ya da daha aktif çalışmaya devam edeceğim. Ama çok alıştım ben kuzuma. Her an onu kucaklamaya, gıdığını, ayaklarını koklamaya, gıdıklamaca oynamaya, birlikte her tür boyama yapmaya, hamur oynamaya, çamaşır asmaya, kurabiye pişirmeye, didişmeye, uyku savaşlarımıza, yakalamaca oynamaya… kısaca bir geriye dönüp baktım da ne çok şey yapmışız bu 28 ayda. Bugün 28 aylık oldu Doğam. Ondan öncesi sanki hiç yokmuş gibi…çok garip her anne benzer düşünüyor bu konuda. Çok farklı farkındalıklar, deneyimler yaşatıyor insana annelik. Her anı dibine kadar yaşıyorsunuz; sevinci de, hüznü de, kızgınlığı da. Çünkü onlar koşulsuz, yargısız geliyorlar dünyaya. O yüzden sizin yargılarınız, koşullarınız, her duygunuz bir yerde sıfırlanıyor karşılarında, zihninize söz geçiremez oluyorsunuz… Öğretmeniniz oluyorlar birdenbire…küçücük şeyler hayatı öğretiyorlar bize, sorumluluk almayı, direnmeyi, değişimlere açık olmayı, güçlü ve sabırlı olmayı ve daha birçok şeyi…

Bugün ayrı bir mutluluk var içimde. İyi ki anne olmuşum…

Not: Bugünlerde günlerimizin büyük bir bölümü suluboya ile geçiyor. Bu fotoyu da kendisi çekmemi istedi ve de poz verdi.

Hamburger heyecanı

Onu mutlu etmek, yüzündeki o heyecanı görmek müthiş! Şimdi yemeğe gitmişiz biz koca bir cheeseburger söylemişiz ee bizim cadıya da sebze çorbası içirmek olmaz hani ona da kids yani

çocuk menüsünden bir minik hamburger söyledik- artık bizim ülkede menülerde bir de “kids” bölümü var biliyorsunuz- bir hamburger geldi ki sormayın!! Koca bir sepet patates ve kocaman bir hamburger. Bir de soruyorlar ketçap, mayonez ister misiniz diye…Yok almayalım biz yani daha çok da ben, henüz 27 aylık kızımıza hemburger yedirmenin suçluluk duygusu içindeyim!! Serdar bir rahat ki…ne olacak tatsın tabiki de şeklinde…
Annelik = suçluluk duygusu
Kızsanız suçluluk duyuyorsunuz, ödüllendirseniz çok mu verdim acaba diyorsunuz, hiçbirşey yapmasanız çok mu ilgisizim diye düşünüyorsunuz. Siz bunu aşana kadar çocuk da büyümüş oluyor sanırım:)) en iyisi ne mi? Tabiki bu duyguyu kabul edip birlikte eğlenmeye bakmak!!
En güzelini bu hafta bana İngiliz arkadaşım Claire söyledi: “Siz Türk anneler çok baskılıyorsunuz kendinizi de çocuğu da. örneğin tuvalet eğitimi verirken kendinizi eve kapatıyorsunuz. Bırakın çocuk yapsın her yere çişini, kakasını. rahat bırakırsanız herşey daha kolay”
Evet doğru çok doğru hem de. Biraz salmak gerek…

Özgür bireyler yetiştirebilmek

Annelikte 2. yılımı doldurdum. Doğa’m 2 yaşına bastı geçtiğimiz hafta. Geçtiğimiz 2 yıla bakıyorum da; her güne ” evet bugün daha sabırlı olmalıyım” şeklinde başlamışım. Çocuklarımız öğretmenlerimiz oluyor gerçekten de. Bize bizde eksik olan ne varsa onu öğretmek için geliyorlar bu dünyaya. O eksik olan her ne ise birlikte deneyimliyoruz, öğreniyoruz. Örneğin benim kızım bana sabrı öğretmek geldi mutlaka. Çünkü sabretmek nedir bilmeyen ben şimdiki halimi kendim bile şaşıyorum. Annelik gerçekten de büyük bir sabır gerektiriyor. Sanırım dünyada çocuğumuz dışında hiç kimse için bu kadar fedakarlık yapamayız. Kendimiz için bile.
Yine de her ne olursa olsun, çocuğumuz da olsa, insanın önce kendine öncelik vermesi taraftarıyım. Kendi ruhunu beslemeyi bilmeyen bir anne çocuğunun da ruhunu besleyemez. Ruhu beslenmeyen bir çocuk ise temel ihtiyaçları karşılansa da sürekli bir açlık içinde yaşar. Sevgi, özgürlük, kişisel tercihleri, yetenekleri, söylemek istedikleri, hayat seçimi gibi birçok konuda aç kalır.
Ben de henüz bunu tam olarak başarabilmiş değilim ama çocuklarımızı özgür bireyler olarak yetiştirebilmek konusunda kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Tabiki bu kuralsızlık anlamına gelmiyor. Kuralı koyan ebeveynler olarak her zaman sizsiniz. Ama tercihlerinde onu özgür bırakacak olan da yine sizler olmalısınız. Örneğin engebeli bir yolda yürürken “düşersin gitme” demek yerine “dikkatli ol” demek çok daha iyi sonuçlar verecektir.
Canım Doğa’m, umarım sen bu yazıları okuduğunda ben bu yazdıklarımı başarabilmiş olurum, başaramadıklarımı ise birlikte anımsar güleriz…