Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...







Onu mutlu etmek, yüzündeki o heyecanı görmek müthiş! Şimdi yemeğe gitmişiz biz koca bir cheeseburger söylemişiz ee bizim cadıya da sebze çorbası içirmek olmaz hani ona da kids yani

Annelikte 2. yılımı doldurdum. Doğa’m 2 yaşına bastı geçtiğimiz hafta. Geçtiğimiz 2 yıla bakıyorum da; her güne ” evet bugün daha sabırlı olmalıyım” şeklinde başlamışım. Çocuklarımız öğretmenlerimiz oluyor gerçekten de. Bize bizde eksik olan ne varsa onu öğretmek için geliyorlar bu dünyaya. O eksik olan her ne ise birlikte deneyimliyoruz, öğreniyoruz. Örneğin benim kızım bana sabrı öğretmek geldi mutlaka. Çünkü sabretmek nedir bilmeyen ben şimdiki halimi kendim bile şaşıyorum. Annelik gerçekten de büyük bir sabır gerektiriyor. Sanırım dünyada çocuğumuz dışında hiç kimse için bu kadar fedakarlık yapamayız. Kendimiz için bile.
Yine de her ne olursa olsun, çocuğumuz da olsa, insanın önce kendine öncelik vermesi taraftarıyım. Kendi ruhunu beslemeyi bilmeyen bir anne çocuğunun da ruhunu besleyemez. Ruhu beslenmeyen bir çocuk ise temel ihtiyaçları karşılansa da sürekli bir açlık içinde yaşar. Sevgi, özgürlük, kişisel tercihleri, yetenekleri, söylemek istedikleri, hayat seçimi gibi birçok konuda aç kalır.
Ben de henüz bunu tam olarak başarabilmiş değilim ama çocuklarımızı özgür bireyler olarak yetiştirebilmek konusunda kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Tabiki bu kuralsızlık anlamına gelmiyor. Kuralı koyan ebeveynler olarak her zaman sizsiniz. Ama tercihlerinde onu özgür bırakacak olan da yine sizler olmalısınız. Örneğin engebeli bir yolda yürürken “düşersin gitme” demek yerine “dikkatli ol” demek çok daha iyi sonuçlar verecektir.
Canım Doğa’m, umarım sen bu yazıları okuduğunda ben bu yazdıklarımı başarabilmiş olurum, başaramadıklarımı ise birlikte anımsar güleriz…

Yavaş yavaş anne olmayı öğrenmeye başlıyorum sanırım.
Ama çok yavaş…
Her gün ayrı bir ders, ayrı bir öykü…
Anneliğin sadece yemeğini yedirmek, altını değiştirmek ve emzirmekle olmadığını, çok daha yüce meziyetler gerektirdiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Dün Beyaz Fırın’da kahvaltı ederken yan masada 10 yaşlarında bir erkek çocuğunun annesine nasıl da imrenerek baktığımı fark ettim birden. Şu an bir çocuğu 10 yaşına getirebilmiş olmak bile mucize gibi geliyor bana. Hele anneme baktıkça, başardıklarını gördükçe gözlerim yaşarıyor. Ne şartlarda nasıl çocuklar yetiştirmişler.
Biz de bugünün bol keseden şartlarında kendimizi yırtıyoruz çocuk kural bilsin, fazla tv izlemesin, aman bilgisayardan uzak olsun, fazla hediye alınmasın, şekerli şeyler yemesin vs…bu liste daha uzayıp gidiyor. 3 yaşına kadar ne öğrendiyse o, sonra yuvada başlıyor dış dünyadan almaya.
Özel bir kolejde İngilizce Öğretmeni olan arkadaşım Evrim, geçenlerde bir sohbet sırasında, esrar kullanımının ilkokul seviyesine indiğini, çocukların her açıdan tatminsiz olduğunu ve kalem kutularına kadar herşeylerinde marka kullanmayı tercih ettiklerini anlattı. Tabiki bu tercihler çocukların değil ailelerin tercihleri, en azından onların yönlendirmeleriyle oluyor. İşte burada insan gerçekten de sorguluyor, neden anne baba olmak için ehliyet verilmiyor diye.
Dün yine kahvaltıdayız, yan masalardan birinde bir kadın ve bir adam. Pusette ağlayan bir çocuk. Kadın vamp saçları, renkli ojeleri, göşterişli takılarıyla adeta bir gece klübünden yeni çıkmış havasında. Emzirme çağındaki bebeğini bırakın emzirmek sakinleştiremiyor bile. Nasıl tutulacağını bile bilmiyor. Belli ki çocuğuna bir iyilik yapmış kendi çapında. Haftasonu gezmesine çıkarmış onu…ya da kendini belli değil. Hem için için sinir oldum bu kadına sonra da kızdım kendime neden yargılıyorsun diye. Ama yine de düşündükçe sinirleniyorum. Emek vermeyeceksen doğurmayacaksın bu kadar basit. Bunun gibi daha çok örnek dolu Bağdat Caddesi’nde. Örneğin elinde kahvesi yürüyüş yapan ve yanında da bakıcısı puseti itekleyen kadınlar dolu.
İşte yazının başında bahsettiğim o yüce meziyetler ise şöyle: Sonsuz sabır, anlayış, koşulsuz sevgi, hiçbir zaman yorgunluktan yıkılmayacak biyonik bir vücut, yaratıcılık, empati, aynı anda birçok işi yapabilme becerisi, çocukla çocuk olabilme…ve daha birçokları.
Bu meziyetlerin yanısıra şu kısacık annelik serüvenimde öğrendiğim ve kendi adıma çok önemli bulduğum bir ders ise; çocuğun annesin aynası olduğudur. Yani çocuğunuzun genel hali sizin geneldeki ruhsal halinizin yansımasıdır. Bu hiç şaşmaz! Mutlaka deneyin. Siz ne kadar sinirli, stresli uyanırsanız, o gün çocuğunuz da aynı sizin gibi stresli olur. Bunun açıklaması ise çok basit. Stresli, sinirli, öfkeli ya da endişeli olduğunuzda çocuğunuza aynen bu duygularınızla yaklaşıyorsunuz. O da size aynı duygularla yanıt veriyor. Aslında çok basit ne veriyorsanız onu alıyorsunuz.
En güzeli saf sevgi verebilmek daha ötesi yok…

