Özgür Turan
Yoğun tempolu geçen yıllardan sonra 2006 Mayıs'ta ara verdim aktif çalışmaya... merhaba dedim yeni hayata ve Doğa'ya... Kendimi buldum, yeniden doğdum ben böyle, mucizelere ve evrenin hediyelerine daha fazla inanır oldum.


View my FriendFeed


Tasarım ve Uygulama:

Annelik’ kategorisi arşivi

Hamburger heyecanı

Onu mutlu etmek, yüzündeki o heyecanı görmek müthiş! Şimdi yemeğe gitmişiz biz koca bir cheeseburger söylemişiz ee bizim cadıya da sebze çorbası içirmek olmaz hani ona da kids yani

çocuk menüsünden bir minik hamburger söyledik- artık bizim ülkede menülerde bir de “kids” bölümü var biliyorsunuz- bir hamburger geldi ki sormayın!! Koca bir sepet patates ve kocaman bir hamburger. Bir de soruyorlar ketçap, mayonez ister misiniz diye…Yok almayalım biz yani daha çok da ben, henüz 27 aylık kızımıza hemburger yedirmenin suçluluk duygusu içindeyim!! Serdar bir rahat ki…ne olacak tatsın tabiki de şeklinde…
Annelik = suçluluk duygusu
Kızsanız suçluluk duyuyorsunuz, ödüllendirseniz çok mu verdim acaba diyorsunuz, hiçbirşey yapmasanız çok mu ilgisizim diye düşünüyorsunuz. Siz bunu aşana kadar çocuk da büyümüş oluyor sanırım:)) en iyisi ne mi? Tabiki bu duyguyu kabul edip birlikte eğlenmeye bakmak!!
En güzelini bu hafta bana İngiliz arkadaşım Claire söyledi: “Siz Türk anneler çok baskılıyorsunuz kendinizi de çocuğu da. örneğin tuvalet eğitimi verirken kendinizi eve kapatıyorsunuz. Bırakın çocuk yapsın her yere çişini, kakasını. rahat bırakırsanız herşey daha kolay”
Evet doğru çok doğru hem de. Biraz salmak gerek…

Özgür bireyler yetiştirebilmek

Annelikte 2. yılımı doldurdum. Doğa’m 2 yaşına bastı geçtiğimiz hafta. Geçtiğimiz 2 yıla bakıyorum da; her güne ” evet bugün daha sabırlı olmalıyım” şeklinde başlamışım. Çocuklarımız öğretmenlerimiz oluyor gerçekten de. Bize bizde eksik olan ne varsa onu öğretmek için geliyorlar bu dünyaya. O eksik olan her ne ise birlikte deneyimliyoruz, öğreniyoruz. Örneğin benim kızım bana sabrı öğretmek geldi mutlaka. Çünkü sabretmek nedir bilmeyen ben şimdiki halimi kendim bile şaşıyorum. Annelik gerçekten de büyük bir sabır gerektiriyor. Sanırım dünyada çocuğumuz dışında hiç kimse için bu kadar fedakarlık yapamayız. Kendimiz için bile.
Yine de her ne olursa olsun, çocuğumuz da olsa, insanın önce kendine öncelik vermesi taraftarıyım. Kendi ruhunu beslemeyi bilmeyen bir anne çocuğunun da ruhunu besleyemez. Ruhu beslenmeyen bir çocuk ise temel ihtiyaçları karşılansa da sürekli bir açlık içinde yaşar. Sevgi, özgürlük, kişisel tercihleri, yetenekleri, söylemek istedikleri, hayat seçimi gibi birçok konuda aç kalır.
Ben de henüz bunu tam olarak başarabilmiş değilim ama çocuklarımızı özgür bireyler olarak yetiştirebilmek konusunda kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Tabiki bu kuralsızlık anlamına gelmiyor. Kuralı koyan ebeveynler olarak her zaman sizsiniz. Ama tercihlerinde onu özgür bırakacak olan da yine sizler olmalısınız. Örneğin engebeli bir yolda yürürken “düşersin gitme” demek yerine “dikkatli ol” demek çok daha iyi sonuçlar verecektir.
Canım Doğa’m, umarım sen bu yazıları okuduğunda ben bu yazdıklarımı başarabilmiş olurum, başaramadıklarımı ise birlikte anımsar güleriz…

Annelik meziyetleri

Yavaş yavaş anne olmayı öğrenmeye başlıyorum sanırım.
Ama çok yavaş…
Her gün ayrı bir ders, ayrı bir öykü…
Anneliğin sadece yemeğini yedirmek, altını değiştirmek ve emzirmekle olmadığını, çok daha yüce meziyetler gerektirdiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Dün Beyaz Fırın’da kahvaltı ederken yan masada 10 yaşlarında bir erkek çocuğunun annesine nasıl da imrenerek baktığımı fark ettim birden. Şu an bir çocuğu 10 yaşına getirebilmiş olmak bile mucize gibi geliyor bana. Hele anneme baktıkça, başardıklarını gördükçe gözlerim yaşarıyor. Ne şartlarda nasıl çocuklar yetiştirmişler.
Biz de bugünün bol keseden şartlarında kendimizi yırtıyoruz çocuk kural bilsin, fazla tv izlemesin, aman bilgisayardan uzak olsun, fazla hediye alınmasın, şekerli şeyler yemesin vs…bu liste daha uzayıp gidiyor. 3 yaşına kadar ne öğrendiyse o, sonra yuvada başlıyor dış dünyadan almaya.
Özel bir kolejde İngilizce Öğretmeni olan arkadaşım Evrim, geçenlerde bir sohbet sırasında, esrar kullanımının ilkokul seviyesine indiğini, çocukların her açıdan tatminsiz olduğunu ve kalem kutularına kadar herşeylerinde marka kullanmayı tercih ettiklerini anlattı. Tabiki bu tercihler çocukların değil ailelerin tercihleri, en azından onların yönlendirmeleriyle oluyor. İşte burada insan gerçekten de sorguluyor, neden anne baba olmak için ehliyet verilmiyor diye.
Dün yine kahvaltıdayız, yan masalardan birinde bir kadın ve bir adam. Pusette ağlayan bir çocuk. Kadın vamp saçları, renkli ojeleri, göşterişli takılarıyla adeta bir gece klübünden yeni çıkmış havasında. Emzirme çağındaki bebeğini bırakın emzirmek sakinleştiremiyor bile. Nasıl tutulacağını bile bilmiyor. Belli ki çocuğuna bir iyilik yapmış kendi çapında. Haftasonu gezmesine çıkarmış onu…ya da kendini belli değil. Hem için için sinir oldum bu kadına sonra da kızdım kendime neden yargılıyorsun diye. Ama yine de düşündükçe sinirleniyorum. Emek vermeyeceksen doğurmayacaksın bu kadar basit. Bunun gibi daha çok örnek dolu Bağdat Caddesi’nde. Örneğin elinde kahvesi yürüyüş yapan ve yanında da bakıcısı puseti itekleyen kadınlar dolu.
İşte yazının başında bahsettiğim o yüce meziyetler ise şöyle: Sonsuz sabır, anlayış, koşulsuz sevgi, hiçbir zaman yorgunluktan yıkılmayacak biyonik bir vücut, yaratıcılık, empati, aynı anda birçok işi yapabilme becerisi, çocukla çocuk olabilme…ve daha birçokları.
Bu meziyetlerin yanısıra şu kısacık annelik serüvenimde öğrendiğim ve kendi adıma çok önemli bulduğum bir ders ise; çocuğun annesin aynası olduğudur. Yani çocuğunuzun genel hali sizin geneldeki ruhsal halinizin yansımasıdır. Bu hiç şaşmaz! Mutlaka deneyin. Siz ne kadar sinirli, stresli uyanırsanız, o gün çocuğunuz da aynı sizin gibi stresli olur. Bunun açıklaması ise çok basit. Stresli, sinirli, öfkeli ya da endişeli olduğunuzda çocuğunuza aynen bu duygularınızla yaklaşıyorsunuz. O da size aynı duygularla yanıt veriyor. Aslında çok basit ne veriyorsanız onu alıyorsunuz.
En güzeli saf sevgi verebilmek daha ötesi yok…

Kadın çocuk ile yeniden doğar

“Bir çocuk doğduğunda doğan sadece çocuk değildir – bu onu bir kısmıdır – anne de doğar. Bu olmadan önce o sıradan bir kadındı; doğumla birlikte bir anneye dönüşür. Bir tarafta çocuk doğar, bir tarafta anne doğar. Ve bir anne bir kadından tamamıyla farklıdır. Bir fark vardır, onun tüm varlığı niteliksel olarak değişir. Bu olmadan önce bir eş, bir sevgili olabilir fakat ansızın bir çocuk doğar ve yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkar. O bir anne olur.
Bir kadın bir çocuğu doğurduğunda, o hayattır. O, çocuğun gözlerinin içine baktığında kendi varlığının içine bakar. Çocuk büyümeye başladığında o da çocukla birlikte büyür.
Şayet anneliğinin içinde çiçek açabilirsen çocuğa sonsuza dek şükran duyacaksın. Ve doğardır ki bir şeylerden vazgeçmek gerekecek ama bunlar…neşeyle yapılmak zorunda. Sadece o zaman bu bir fedakarlıktır! Bunu neşeyle yapmazsan, fedakarlık değildir. Fedakarlık (sacrifice) kutsal (sacred) sözcüğünden gelir. Onu neşeyle yaparsan kutsaldır. Onu neşeyle yapmazsan, o zaman yalnızca bir görev yerine getiriyorsun ve tüm görevler çirkindir, onlar kutsal değildir.
Bu muhteşem bir fırsattır. Bunun üzerine derin bir şekilde meditasyon yap. Bir daha asla bu kadar derin bir bağ bulamayacaksın; aslında bir anne ile çocuğu arasındaki gibi başka hiçbir bağ yoktur. Karı koca, seven sevilen arasında bile anne ve çocuk arasındaki kadar derinlemesine bir bağ yoktur. Çünkü çocuk senin içinde dokuz ay yaşadı; başka hiç kimse senin içinde dokuz ay boyunca sen olarak yaşayamaz. Ve her çocuk er ya da geç ayrı bir birey haline gelir. Ama bilinçaltının derinliklerinde bir yerlerde anne ve çocuk bağlı kalır.”
Kaynak: Osho – Kadın

ANNE OLMAK

Küçük mucizem Doğa bugün 1,5 yaşına bastı. Dürüst olmak gerekirse, koskoca 1,5 yıl nasıl da hızlı geçti demek pek de doğru olmaz. Görünürde kısa bir zaman aralığı gibi görünse de doğum sonrası o ilk depresif zamanlar ve ardından gelen heyecan verici her gün bu zaman aralığını daha da uzattı. Şimdi ise evin içinde pıtır pıtır dolaşan bir yer cücesi görmek dünyanın en güzel duygusu olsa gerek.
Annelik aslında travmatik birşeymiş. Böylesine karşılıksız ve koşulsuz bir sevgiyi içinde taşımak bazen çok ağır geliyor insana. Ve de böylesine korkunç bir dünyaya bir çocuk doğurmuş olmak da zaman zaman gereğinden fazla sorumlu hissetiriyor. Bu sorumluluğu taşıyabilmenin tek yolu çoçuğunuzu her koşula dayanabilecek bir şekilde yetiştirmek olsa gerek. Bunu nasıl başaracağımı zaman ve de evren bana gösterecek diye ümit ediyorum. Herşey olması gerektiği gibi olacak…
Şu kısacık annelik deneyimlerimden öğrendiğim en önemli ders, mutlu annenin çocuğunun da mutlu olacağı! Mutlu olmak için ise bir neden gerekmiyor. Her an, her gün yeni bir mucize getirebiliyor hayat bize. Bunu da öğretebilmek gerek sanırım çocuklarımıza. Yoksa bu dünyada, bu kadar fazla seçenek içinde kaybolup gitmeleri çok kolay…her anın, her yeni başlangıcın, elimizdekilerin kıymetini bilerek yaşamayı öğrenmeliler.