Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Bugün evde 6. günümüzdü. Ateşi dün akşam düştü. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni ise antibiyotiğe karşı vücudun direnç geliştirmesi ve doktorumuzun her gün “biraz daha bekleyelim” demesi. Bekle bekle toplam 5 gün ateşli bir şekilde yattı. Evet gece bizim yanımızda, gündüz de salondaki kanepede yattı sürekli. En çok sevdiği şey olan sütü bile zor içti. Sadece çikolata yemeyi kabul etti ateşliyken, bir de üstelik “çukutala beni iyileştirir anne” dedi. Yapmadığımız herşeyi yaptık bu 6 gün boyunca. TV karşısında yemek yedirdik, kendi yatağımızda yatırdık, sadece bir lokma birşey yesin diye çikolata, bisküvi, kraker teklif ettik.
Dün akşam üzeri babamla ani bir karar verip antibiyotiği değiştirdik ve ateş durdu. Bugün ayağa kalktı. Babam yıllarca ilaç sektöründe çalışmış biri olarak çoğu zaman doktorlara taş çıkarırcasına teşhis koyar ve tedavi eder. Bizi neredeyse hiç doktora götürmeden tedavi ederdi. Çok özel durumlar hariç tabii. Yine duruma el koydu ve içim rahat şimdi. Bu ikinci çocuk doktorumuz ve aslında çok seviyoruz kendisini ama ezbere antibiyotik vermek olmadı!
İşin aslı, dün geceden beri aldı beni bir huzursuzluk; bu çocuk antibiyotiksiz iyileşemez miydi diye. Her boğaz enfeksiyonunda antibiyotik alıyor. Doktorun dediğine göre, özellikle bu yıl virüsler çok kuvvetliymiş. Yetişkinleri bile yatırıyor, ki bana da geçti Doğa’dan virüs, çocukların ilaçsız tedavileri mümkün değilmiş. Hani ne bileyim gönül istiyor ki, bağışıklığı biraz kuvvetli olsun, bitki çayları, bol meyve suyu, reiki ve biraz dinlence ile kalkıversin ayağa. Uzun yıllardır ilaç kelimesi içimi ürpertiyor benim ve çocuğuma ilaç içiriyor olmaktan hiç mi hiç hoşlanmıyorum. Babam bile ağzına ilaç koymaz. Sabah kalkar bir kase yoğurt ve muz yedikten sonra gider işe. Annem de onun tam tersi, ilaçlarla yaşar. Çoğu zaman ” senin ilaç sektöründe çalışmanın sebebi beni iyileştirebilmek için” derdi babama.
İlaçsız yaşamak mümkün mü? Tabiki de. Tanıdığım bir dolu insan var hiç ilaç almadan kendini iyileştiren. Benim de böyle bir dönemim olmuştu. Ama doğum yaptığımdan beri hayatın ritmi daha farklılaştı. Çocuk bakımı çok özen, emek ve en önemlisi ciddi bir fiziksel güç gerektiriyor. Aynı zamanda, anne olmak bir kadında ruhsal anlamda ciddi çözülmeler yaratıyor. Herşeyden önce kendi yaratıcılığınıza ve evrene olan inancınız sınanıyor. Dünya duruyor. Herşey mucizeniz ve sizin etrafınızda dönüyor.
Sadece kendi enerjiniz bile sizi iyileştirebiliyor aslında. Ama çocuğunuz varken çoğu zaman jet hızıyla iyileşmek durumundasınız. “Bir saniye ben bir durup kendimle başbaşa kalıyım, şu hastalığımın nedenini bulmalıyım” demek gibi zamanlarınız olmuyor. Özellikle de ilk 1 yıl. Bunların hızlıca farkına varıp önleminizi almanız gerekiyor. Gerek ilaçlı gerek ilaçsız.
Geçen hafta yogada ilk haftamdı ve çok mutlu oldum tekrar yogaya dönebildiğim, kendime bu zamanı yaratabildiğim için. Tam da “evet 3 yıl sonunda kendim için birşeyler yapabiliyorum artık” dediğim anda Doğa hastalandı ve 6 gün evde geçen zaman. Bırakabileceğim kimse yok ve tabiki bu haftaki yoga derslerime gidemedim. “Ziyanı yok, böyle olması gerekiyordu, vardır bir sebebi” dedim ve bıraktım. Ruhsal çalışmalarda genelde böyle olur çünkü. Önce temizlenirsiniz bir güzel sonra iyileşme başlar. Hastalıklar da ruhsal temizlik olarak kabul edilir.
Bir hafta ateşli yattıktan sonra kuzum bugün ayağa kalktı ilk defa va oyun oynadık bütün gün. Bir şeyi fark ettim ki mutlaka bir hayali oyun kurmak gerekiyor bizimkine yoksa oyun oynamak istemiyor; mesela ben market oluyorum o müşteri ya da ben doktor o hasta, ya da ben kuaför o müşteri. En komiği de şu; Örneğin doktorculuk oynarken diyorum ki; “Doğa Hanım çok belim ağırıyor ne yapmam gerek?” . O da şöyle diyor; “Hımmm bir iğne yapmak ihtiyacım var Anne Hanım”…
Bir de en sevdiği oyuncakları bu arabaları ve uçakları:)) Yarış yaptırdık bunlara bütün gün.


Yine klasik bir cuma akşamı pisim uyudu ben kendim için ne yapsam diye düşünmekteyim. Harıl harıl okumak, 2 film izlemek, yazmak, meditasyon, nefes yapmak isteyen bir kişiyim. Ama büyük bir ihtimal 1 saat sonra falan koltukça uyuyakalacağım. Sonra Serdar gecenin bir körü gelecek yorgunluktan bitmiş bir şekilde. Uykumun arasında kapağı ne yaptınız diye soracağım, sonra bir sohbet ve benim uyku gitmiş. Tabiki Serdar kaçıncı rüyada o sırada.
Bazen düşünüyorum da ben de aynı tempoda çalışmaya devam ediyor olsaydım halimiz dumandı. Hoş böyle maddi manevi çok mu rahatız? Hayır ama seviyoruz biz bu halimizi. İyi ki bu kararı almışız ve iyi ki evden çalışıyorum. Çok yorucu ama olsun ben mutlu, çocuğum mutlu, içim rahat.
Güzel bir haftaydı…pisimi bıraktım kendi haline. Krizler de kendiliğinden çözüldü. Böylece, bir defa daha gördüm ki anne ne kadar rahat olursa çocuk da o kadar rahat oluyor. Bu karşı konulmaz bir gerçek. Tabiki her kriz sizin istediğiniz gibi çözülmüyor, ya da birden bire sizin istediğiniz herşeyi yapmaya başlamıyorlar. Sadece sizin bakış açınız ve olaylara yaklaşımınız değişince, onların da tepkileri değişiyor, daha yumuşuyor, sakinliyorlar. Farkı çok çabuk farkediyorlar. Antenleri çok açık bunların, bildiğiniz gibi değil!
İşte size birkaç örnek;
Uyku öncesi zıplama krizi
-Zıplamak mı istiyorsun kızım gel zıpla istediğin kadar, ama sadece en yanındayken zıpla olur mu yoksa çok kötü düşebilirsin
-aaaa tabiki anne evet
Evden çıkarken
-Doğaaaa hadi çıkıyoruz evden
-…..
-Eeee o zaman ben gidiyorum hoşçakal
-Dur ben de gelicemmm
-Hava çok soğuk şu kırmızı atkımı takıyım
-aaa ben de atkı isterimm
Sabah kahvaltı krizi
-hadi gel kızım omletin hazır
-İstemem ben omlet
-Peki cornflakes ye o zaman
-aaa tabiki evet
(geçen haftadan beri yumurtayı redediyor, bu sabah yedi kendiliğinden)
Baba krizi
-Babam gelene kadar puzzle yapalım mı anne
-Baban geç gelecek kızım toplantısı varmış
-Arayalım mı anne babamı
Baba aranır konuşulur ve sonra ikna olur.
Banyo krizi
-Temizim ben ama anne
-Ama terledin Doğa bugün çok, bak rahatlayacaksın yıkanınca
-Saçımı yıkama anne tamam mı lüffennn (ağlama krizinde)
-tamam bir bakalım saçına gir sen bir şu küvete önce, al şu kovalarını, suluğunu, kurbağanı
-aaaa evet
(önce biraz suyla oyun, vücudu yıkanır ve en son saçında basar çığlığı)
Şimdi benimle aynı kriz durumlarından muzdarip sevgili 2-2,5 yaş anneleri, ben anladım ki kararlı olup, sakin kalabiliyorsanız çözüm kolay oluyor. Ama sinirlenirseniz kriz bitmek bilmiyor. Sanmayın ki ben sinirlenmiyorum artık yok öyle birşey tabiii, an oluyor ki camdan atasım geliyor ama biliyor musunuz asıl şimdi alışıyorum sanırım anneliğe ve yeni yeni bu kadar çok seviyorum anne olmayı. İçimdeki bütün duyguları seviyorum.



Ericsson’da çalıştığım günleri düşünüyorum; basın toplantıları öncesi stres, bazın gezileri heyecanı, 6 aylık-1 yıllık planlamalar, sunumlar, bitmek bilmeyen toplantılar, çıkan olumsuz haberler…vs… sonra BTHaber’de her çarşamba gazete bitene kadar ofiste gece yarısına kadar sayfa yaptığımız geceler, haber kovalamaca, manşet stresi…vs…Son iki işim de yoğundu. Hele gazetecilik yaptığım yıllar çok yoğun mesaiye kaldığım, çok sık seyahat ettiğim olurdu. Ama düşündükçe yine aynı yere varıyorum. Doğa’yı büyütmek hepsinden daha zor. Hayattaki en büyük proje çocuk sanırım. Çünkü beklentileriniz tutmuyor bir kere o kesin. Kaldı ki beklenti içinde olmak da hiç doğru birşey değil. Çalışma saatiniz diye birşey yok çünkü 7×24 sorumlusunuz bu işten. Aman bugün de aç kalsın, ya da bugün de uyumasın diyemiyorsunuz. Böyle kene gibi kemiriyor düşüncesi bile adamı. Hele benim gibi evden çalışan bir anneyseniz işiniz daha da zor. Klavyenizin harfleri sürekli kopar, “çekil ben iş yapıcam biraz” diyen biri sizi sandalyenizden iter, sürekli yanınızda “anne gel biraz doktorculuk oynayalım hıh dur seni bi muayene ediyim” diyen bir cadı. Eee bir yandan sosyal hayattan kopmamak, üretmek, kendini geliştirmek gerek – yoksa neden yaşayalım ki – bir yandan bu çocuğun bakıma, ilgiye, emeğe ve en önemlisi sevgiye ihtiyacı var. Çalışan, çalışmayan, evden çalışan her anne için çok zor; Bir insan yetiştirmek, onu hayata hazırlamak çok yürek istiyor. Hele de doğurmadan önce ciddi düşünülmesi gereken birşey bence. Çünkü özellikle ilk 3 yıl ciddi anlamda kendinizden vermeniz gerekiyor. Buna hazır değilseniz ne olur yapmayın.
Bu yazı Doğa ile biraz önce verdiğim öğlen uykusu mücadelemiz sonrasında çıktı hemen. Onu uyutmaya çalışırken bir yandan içimden geçirdim, gerçekten ben hayatta nerede bu kadar zorlanmıştım diye. Yani özellikle bu öğlen uykusu zamanlarında son günlerde sınırlarını zorlamaya başladı. Yoruyor beni çok. Hadi uyumasın bütün gün desem bu defa akşam daha bir çığrından çıkıyor iş, düz duvara tırmanırcasına bir enerji. Kontrol etmek mümkün değil. Her gün diyorum ki kendime”Bırak çocuğu rahat uyumazsa uyumasın gündüz. Ama o gözlerine ovuşturdukça “uykum yok benim” diyişi var ya beni çileden çıkartıyor.
Şu gündüz uykusu meselesinde bir uzlaşma sağlayabilirsek kendisi ile daha ilginç şeyler yazabileceğim ben de umarım…
Hayat annemlerin ve de anneannemlerin zamanlarına göre niye bu kadar zorlaştı hep bunu düşünüyorum bir de bugünlerde…
