Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Annelik’ kategorisi arşivi

Çocuklarla El Ele Ebeveynlik başucu kitabı

Çocuklarla El Ele Ebeveynlikle ilgili bütün sorularınıza yanıt olacak adeta başucu kitabı niteliğinde yepyeni bir kitap çıktı. Uzun zamandır verdiği eğitimlerle bizleri Pam Leo’nun çocuklarla iletişim konusundaki engin deneyimleri ile tanıştıran, dokunduğu her hayatı değiştiren, güzelleştiren ACPI Sertifikalı Ebeveyn ve Aile Koçu Sedef Örsel Özçelik, şimdi yılların birikimini, kendi deneyimleri ve yaşanmışlıkları ile harmanlayarak yeni bir kaynak kitapla bizlerle.

sedef kitap1

Gün Yayıncılık’ın okurlarla buluşturduğu “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik Yolculuğum” kitabının arka kapağında birçok uzmanın kitapla ilgili görüşleri yer alıyor. Bunlardan birini sizler için seçtim;

Doç.Dr.Serra Müderrisoğlu – Klinik Psikolog: “Ebeveyn olmak insanın kendi gelişim sürecine ikinci kez bakma ve hem kendi yaşadığı hem de ebeveynlerinin içinde bulunduğu koşulları anlama fırsatı veriyor. Şüphesiz bu geçmişe tekrar bakma ve bugüne ait çocuğunun sorumluluğunu alırken olumlu seçimlerde bulunabilme, kolay bir birliktelik değil. Tam da bu yüzden Sedef Örsel’in geçmişin yüküne karşın köprüyü olumlu yakaya doğru kurmada eşlik etmesi tarifsiz bir fırsatı sunmaktadır. Bu kitapta okuyacaklarınız kendi gerçeğiniz içinde ebeveynliğe soyunurken sizi yumuşak bir şekilde kapsayacak ve kendinize olan inancınızı hayata geçirmenize yardımcı olacaktır.”

Yazar kitaptan kendisine düşen geliri Tema Vakfı’na bağışlayacak. Kitapla ilgili yaptığımız kısa sohbetimizde bana şöyle dedi; “Bu kitap ağaca dönüşsün istiyorum. Çocuklara soluk alacak bir gezegen bırakmazsak yazdıklarımın anlamı kalmıyor.”

Tıpkı Doç.Dr.Müderrisoğlu’nun söylediği gibi Çocuklarla El Ele Ebeveynlik kendinize olan inancınızı gerçek anlamda hayata geçirmenize yardımcı oluyor. Çünkü ne kendinize ne de çocuğunuza hiç rol yapmıyorsunuz. Sadece olduğunuz halinizle sizsiniz. Siz sevgili okurların da bildiği gibi bunu birebir yaşayanlardanım.

“Anne olduğumdan beri dönüştüm, değiştim, yeniden doğdum. Bu dönüşümü oldukça sert geçirenlerdenim. Öyle günlerim oldu ki, ‘ben anne olmamalıymışım’ dediğim, çocuğu da kendimi de bırakıp gitmek istediğim, kendimin en katlanılmaz yanlarıyla yüzleştiğim…” demiştim Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan kitabım “Rehberine Kulak Ver“in ilk satırlarında…  Geçirdiğim bu sert ama paha biçilmez dönüşüm boyunca yanımda çok güzel insanlar vardı. Onlardan biri ve kitap fikrinin içimde filizlenmesine de yine ön ayak olan Sedef’ti. Çocuklarla El Ele Ebeveynlik’e dair yaptığımız keyifli söyleşinin yer aldığı ve benim de ebeveynlik yolculuğumu anlattığım bu kitabı ne mutlu bize ki sevgiyle kucaklayıp bağrınıza bastınız ve basmaktasınız. Şimdi başucunuza koyacağınız bu kaynak kitabı da büyük bir merak ve sevgiyle karşılayacağınıza eminim.

Keyifli okumalar diliyorum…

Bugünlerde annelik…

Doğa’nın yüzünde farklı bir ifade var bugünlerde. Fazlaca büyüdü gibime geliyor. Hiçbir konuda kararlarına karışmak, müdahale etmek söz konusu değil. Zaten ben onun hislerini nereden bilebilir mişim ki? Ancak o bilirmiş. Okuldaki rehberlik öğretmeni fazla kararlı bir çocuk sakın bu kararlılık halini bozmayın dedi. Zaten öyle birşey söz konusu değil. Doğa ile ilgili olarak yorgunluğum çoğunlukla konuşmaktan ve onu ikna etme sürecinden kaynaklanıyor. Bazen gerçekten insan üstü bir çaba gösteriyorum. Çileden çıktığım zamanlar da oluyor tabii ama öyle zamanlarda da kendisi tarafından öyle yumuşakça uyarılıyorum ki en iyisi biraz mola almak oluyor. Yoksa kendimle çelişiyorum. En rahat günlerimizmiş bebeklik halleri meğer. Büyüdükçe annelik daha karmaşık ve yorucu. Bitmek tükenmek bilmeyen soruları bir yana, onu kendi yoluna bırakabilmek, kendi seçimlerine saygı duyabilmek, bir yandan sınır koyup, disiplinli olup bir yandan yakın olabilmek çoğu zaman zor. Fakat şu bir gerçek ki, ne zaman anne kendi olabiliyor çocuk da o zaman kendi yolunu daha buluyor, yani biri ya da birşey olmaya çalışmıyor. Günümüz popülist kültüründe hepimiz birşeylerin parçasıyız ya da öyle görünmek istiyoruz. Kendimizi olduğumuz halimizle sevip sarmalamadığımızda çocuğumuzu da bu saçma kültürün bir parçası haline getiriyoruz. Sistem böyle malesef diyip geçersek biz de bu sistemin içinde kayboluyoruz, tıpkı çoğumuzun birbiriyle aynı olduğu, aynı giyindiği, aynı konuştuğu, aynı yerlere gittiği gibi çocuklarda aynı şekilde yaşamaya başlıyoruz. Oysa ki farklılıklar güzeldir, yenilikler geliştirir insanı, ufkunu açar. Çocukları yeni uğraşlar denemekten, farklı arkadaşlar edinmekten, kendi kararları hakkında söz sahibi olmaktan alıkoymamak gerek.

Bugüne not: Okuyan ve yazan Doğa’nın bugünlerde en sevdiği yazar Salih Memecan ve kitap serisi Sizinkiler:) Zeytin ve Limon’un maceralarını okuyup okuyup gülüyor.

En sevdiği çizgi filmler: Lego Star Wars ve Sürekli Dizi.

Bunları özellikle not etmek istedim çünkü hayretle izliyorum bu beğenilerini. Benim zevklerimden oldukça farklı:)

Serdar ve ben

Oysa sadece görüşmeye gitmiştim okula…

Dün Doğa’nın okuluna gittim, sadece dinlemek istedim sene başından beri neler yaptığını, evdeki kızım okulda nasıl, neler yapıyor merakımdan uzunca bir görüşme yaptım öğretmeni ile. İyi ki de yapmışım, görüşmenin sonunda bir defa daha okulu doğru seçtiğimizden emin oldum, ne kadar birebir benim gözlemlerimle örtüşen tespitler de bulundu öğretmenleri. Görüşmenin sonrasında saate baktım okulun bitiş saatine daha bir saat var. Bahçeye salıyım kendimi güneş alıyım biraz öğrenci ruhunu içime çekiyim istedim. Orada geçirdiğim 1 saat beni çok etkiledi. Yan masamda bir grup öğrenci yabancı ingilizce öğretmenleriyle bir proje hazırlıyorlardı. Kadının kucağında kedi, kahkahalar atarak ama bir yandan da mesafeyi korumaya çalışarak sohbet ediyor öğrencileriyle. Hepsi kız olan öğrenci grubu birbirinden şeker, yanaklarından öpesim geldi, o ne girişkenlik, o ne ingilizce konuşmalar. Ben Anadolu Lisesi mezunuyum fakat bu kadar da girişken değildik biz yani, hocalarımızla böylesine arkadaş gibi olamadık hiç. Keşke olabilseydik, ne güzel bir götüntüydü size anlatamam, hissettirdiği dinamizm ve özgülük duygusu beni yeniden şarj etti resmen.

Yani şu özel okullara ödediğimiz paralar gerçekten servet niteliğinde, bu konuya hiç girmeyeyim, ama okul seçimi konusunda emin olabilmek çok önemli. Gönül isterdi ki hepsi birbiri ile aynı nitelikte devlet okullarına gidebilse çocuklarımız, varımızı yoğumuzu vermek zorunda kalmadan okutabilsek ama malesef koşullar böyle. Bu koşullarda da aile kültürünüze en yakın, kriterlerinize en uygun okulu bulabilmek önem kazanıyor.

Ben yan masadaki öğrencilerin konuşmalarında, gülüşmelerinde, tartışmalarında kendimi kaybetmişken bir bakarım ki bizimkilerin sınıfı bahçeye çıkmış hem ikindi kahvaltılarını yapmak hem de oynamak için. Doğa beni görmesin diye bir yandan kendimi nerelere saklayacağımı bilemeden bir süre sonra bıraktım kendimi ve öylece izledim pisimi uzaktan. Ne acayip geldi uzaktan görmek kendi çocuğumu okul ortamında. Hatta neden daha önce yapmamışım bunu diye de kızdım kendime. Koşturuyor, dans ediyor, kovalamaca oynuyor, arada birşeyler yiyor ama mutlu. Güneş gözlüklerimin ardından birkaç yaş süzüldü gözümden kimseler görmeden. Sonra yan masadaki kedi benim kucağıma geldi, onu severken biraz daha böğürdedim. Anladım ki bunu daha sık yapmam lazım. Daha sık okuldan almaya gelmem gerek kızımı ve onun ortamının havasını içime çekmem gerek.

Okuldan gelirken taksiden biraz geride indik veterinere uğramak için. Pamuk’a kum alma bahanesi ile köpek sevelim dedik. Dünya güzeli köpekler var birkaç haftadır bizim veterinerde misafir. Doğa deliriyor onlara, haftanın minimum 4 günü köpek sevme ziyaretindeyiz. Hadi birini alalım eve götürelim desem biliyorum Doğa dünden razı. Aslında çaktırmıyorum ama benim de içim gidiyor. Fakat bizim evin kraliçesi Pamuk barındırmaz evde köpek falan, kaldı ki apartman dairesinde bakımı çok zor. Mıncırdık, sevdik, besledik, kumumuzu da aldık geldik eve. Gece yatmadan önce “senin beni almaya gelmene bayılıyorum” dedi. Ve ben yine böğürdedim onu uyuturken, karanlıkta görmedi göz yaşlarımı.

 

Onun annesi olduğuma şükrettiğim an'lardan biriydi bu notu aldığım an

 

Çok ağlağım bugünlerde. Her yıl Doğa’nın doğumgünü yaklaşırken böyle olurum ben. Şimdi bile gözlerim doldu bu kelimeleri yazarken. Sanki her yıl doğum mucizesini baştan yaşıyor ve ona tanıklık ediyorum. Şükrediyorum tabii Allah’a bana böyle bir yavru verdiği için. Sağlıklı, mutlu olsun hiçbir şeyin önemi yok diyorum.

NOT: 6 yaşı doldurmaya pek az kala, Doğa’nın hıdırellez dileği, iki tekerlekli bisiklete binebilmek oldu. Pamuk’un ki de “Hep Doğa’nın yanında kalmak” imiş Doğa’nın söylediğine göre:)

Seksi mi süslü mü?

Doğa geçenlerde okuldan geldi, servisten indi ve asansörde şöyle dedi; “Çok seksiydik biz bugün”. Öyle bir aceleyle söyledi ki bunu adeta heyecanlıydı öğrendiği bu yeni kelimeyi bana söylemek için. Belli ki değişik birşey olduğunun farkında ama tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değil. Bir yandan kikirdiyor.

İrkildim. Evet o an tüylerim ürperdi. Henüz Mayıs ayında 6 yaşında olacak minicik kızım bana seksi olduğunu söylüyor. Bir yandan da soğukkanlılığımı koruyabilmek adına suratımda mimik yapmamaya çalışarak ilk olarak “yeni bir kelime öğrenmişsin sanırım” diyebildim. Beni tanıyanlar bilir mimiklerim çok nettir yani kızgınsam o an kızgın değilmişim gibi yapamam ya da bir şeye canım sıkkınsa mutlu rolü yapamam. Neysem oyumdur. Yani yüzüme olduğu gibi yansır içimdeki hislerim. Ama bu defa gerçekten zorladım kendimi şaşkın görünmemek için. Neyse ki çabuk toparladım ve gayet tepkisiz bir şekilde aldım karşıma anlattım. Bu kelimenin yetişkinler için olduğunu, kendi ve yaşıtları için ancak süslü denilebileceğini söyledim. O da bu kelimeyi bir arkadaşından duyduğunu aslında kendi kullandığı süslü kelimesi ile aynı olduğunu sandığını söyledi. Tekrar tekrar anlattım ta ki anladığından emin olana kadar.

Ertesi gün içim rahat etmedi okulu aradım. Sınıf içinde kızlar arasında bu şekil diyaloglar geçtiğinden bahsettim. Aldığım yanıt bu durumun çok normal olduğu, çocuğun bunu heryerden duyabileceğiydi. Bir de uyarıldım “aman sakın çok tepki vermeyin ters teper” diye. Çok tepki vermek yapabileceğim en son şeydi evet. Hatta “aaaa” şeklinde bir şaşkınlık ifadesi bile çok çekici ve kullanılabilir kılabilirdi o kelimeyi.

Fakat ben halen bu durumun çok normal olduğunu düşünemiyorum ne yazık ki. 5,5-6 yaşlarında bir kız çocuğu seksi kelimesini nereden duyar söyleyin bana. İki seçenek geliyor aklıma; tv ya da yetişkinler arasındaki diyaloglar. Fakat bizler ebeveynler olarak ciddi anlamda sorumluyuz ve olmalıyız bu 2 şeçenekte de. Yani eğer çocuğumuza yetişkin programları ya da yaşına uygun olmayan çizgi filmler izletiyorsak, onun yanında anlamlandıramayacağı sohbetler ediyorsak lütfen tekrar düşünelim. Çok şeyi yanlış yapıyoruz bugünlerde bence, çocuklarımızı çocuk gibi büyütmüyoruz. Minik kadınlar, şiddet dolu minik adamlar görüyorum ben etrafımda. Çocukça ağlayanlar ya ceza ya da ödülle bir şekilde zorla susturuluyor. Her biri kapaktan fırlamış gibi giyinen, eteği kirlenmesin, saçı bozulmasın diye oyun oynamayan kız çocukları, restoranlarda ipad ile hipnotize olmuş hiç konuşmayan oğlan çocukları görüyorum.

Halen anlayamadınız mı şu an yaşadığınız her ne varsa çoğu çocukluğunuza dair kayıtlarınızdan gelenler sonucu oluyor. Neden bu kadar hafife alıyorsunuz bir çocuk büyütmeyi?

Normal diyip geçemiyorum işte… normal mi sizce?

Annelik hissiyatları

Geçen gün yeni doğum yapmış bir arkadaşımı aradım. Gerçi bebeği de 4 aylık olmuş halen göremedim. Bu aralar fazla içime döndüm sanırsam. Neyse, konuşurken “nasıl gidiyor annelik” diye sorduğumda “bazen çocuk sahibi olacak insan değilmişim gibi hissediyorum, bu geçer mi” dedi.
Hangimiz hissetmiyoruz ki böyle? Bana kalırsa kadın denilen varlığın doğuştan annelik içgüdüleriyle doğmuş olması koca bir yalan. Üzerimize yapıştırılmış kayıtlardan başka birşey değil. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir genelleme yapmak doğru olmaz. Yani her kadın anne olmalı mıdır? Öncelikle şu -meli, -malı eklerini bir çıkartabilsek keşke hayatımızdan. Çok istemeli insan anne olmayı çok! Çünkü çocuk denen şey ana rahmine düştüğü andan itibaren kadın içsel bir dönüşüm sürecine başlıyor. Ama farkında ama değil bir şekilde dönüşüyor, değişiyor.
Zaman zaman halen hissediyorum “çocuk sahibi olacak insan değilmişim” diye dedim arkadaşıma. Ve o anlarda anlıyorum ki bir BEN varım. Böyle anlar beni bana getiren minik farkındalıklar yaşatıyor. Silkiniyor ve kendi özel alanımı, sınırlarımı tekrar gözden geçiriyorum, kendim için yaptıklarıma daha neler ekleyebilirim ona bakıyorum.
Peki çocuğu olmayanlar dönüşüp değişmiyor mu? Tabiki onlar da başka şekilde, başka başka yollar seçip yapıyorlar bunu. Yani ne kendimizi yargılamalı “aman da çocuk sahibi olacak kadın mıydım ben” diye. Ne de çocuksuz kalmaya kararlı arkadaşlarımızı ayıplamalı. Hayat seçimlerden ibaret sadece o kadar. Kendimizi olduğumuz halimizle sevmek, kalıplarımızı atıvermek gibisi var mı hem böylesine huzur veren.
Kaldı ki ” çocuk sahibi olmak” da ne saçma bir kalıptır ki Türkçemize girmiş, kim neyin sahibi olabiliyorsa bu dünyada. Anneliğin ilk zamanlarında bunu söylesen küfür gibi gelir bir anneye, göğsünden süt emen bir yavrunun sahibi sen değilsin desen ağlamaya başlar anne. Ama çocuklar yaşını aldıkça gün be gün daha iyi anlar anne, çocuk kendi yolunu kendi çizer bu dünyada da bundan sonrakinde de.

Buyrun size bizden bir kare. Doğa Pamuk’un üzerine her zaman olduğu gibi bir oyuncağını bindirme peşinde. Pamuk ise kaçacak yer arıyor. Yine sabırlı hayvanmış gıkını çıkartmıyor. Arada sinirlenip tırmıkladığı oluyor tabii. Ama Doğa okuldan geldiğinde kapıda bir yere uzanışı var ki görülmeye değer. Sanırsın kırk yıl görüşmemişler bir sarılmalar falan, her defasında gözlerim doluyor. Deli miyim neyim:)