Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...






Dün Doğa’nın okuluna gittim, sadece dinlemek istedim sene başından beri neler yaptığını, evdeki kızım okulda nasıl, neler yapıyor merakımdan uzunca bir görüşme yaptım öğretmeni ile. İyi ki de yapmışım, görüşmenin sonunda bir defa daha okulu doğru seçtiğimizden emin oldum, ne kadar birebir benim gözlemlerimle örtüşen tespitler de bulundu öğretmenleri. Görüşmenin sonrasında saate baktım okulun bitiş saatine daha bir saat var. Bahçeye salıyım kendimi güneş alıyım biraz öğrenci ruhunu içime çekiyim istedim. Orada geçirdiğim 1 saat beni çok etkiledi. Yan masamda bir grup öğrenci yabancı ingilizce öğretmenleriyle bir proje hazırlıyorlardı. Kadının kucağında kedi, kahkahalar atarak ama bir yandan da mesafeyi korumaya çalışarak sohbet ediyor öğrencileriyle. Hepsi kız olan öğrenci grubu birbirinden şeker, yanaklarından öpesim geldi, o ne girişkenlik, o ne ingilizce konuşmalar. Ben Anadolu Lisesi mezunuyum fakat bu kadar da girişken değildik biz yani, hocalarımızla böylesine arkadaş gibi olamadık hiç. Keşke olabilseydik, ne güzel bir götüntüydü size anlatamam, hissettirdiği dinamizm ve özgülük duygusu beni yeniden şarj etti resmen.
Yani şu özel okullara ödediğimiz paralar gerçekten servet niteliğinde, bu konuya hiç girmeyeyim, ama okul seçimi konusunda emin olabilmek çok önemli. Gönül isterdi ki hepsi birbiri ile aynı nitelikte devlet okullarına gidebilse çocuklarımız, varımızı yoğumuzu vermek zorunda kalmadan okutabilsek ama malesef koşullar böyle. Bu koşullarda da aile kültürünüze en yakın, kriterlerinize en uygun okulu bulabilmek önem kazanıyor.
Ben yan masadaki öğrencilerin konuşmalarında, gülüşmelerinde, tartışmalarında kendimi kaybetmişken bir bakarım ki bizimkilerin sınıfı bahçeye çıkmış hem ikindi kahvaltılarını yapmak hem de oynamak için. Doğa beni görmesin diye bir yandan kendimi nerelere saklayacağımı bilemeden bir süre sonra bıraktım kendimi ve öylece izledim pisimi uzaktan. Ne acayip geldi uzaktan görmek kendi çocuğumu okul ortamında. Hatta neden daha önce yapmamışım bunu diye de kızdım kendime. Koşturuyor, dans ediyor, kovalamaca oynuyor, arada birşeyler yiyor ama mutlu. Güneş gözlüklerimin ardından birkaç yaş süzüldü gözümden kimseler görmeden. Sonra yan masadaki kedi benim kucağıma geldi, onu severken biraz daha böğürdedim. Anladım ki bunu daha sık yapmam lazım. Daha sık okuldan almaya gelmem gerek kızımı ve onun ortamının havasını içime çekmem gerek.
Okuldan gelirken taksiden biraz geride indik veterinere uğramak için. Pamuk’a kum alma bahanesi ile köpek sevelim dedik. Dünya güzeli köpekler var birkaç haftadır bizim veterinerde misafir. Doğa deliriyor onlara, haftanın minimum 4 günü köpek sevme ziyaretindeyiz. Hadi birini alalım eve götürelim desem biliyorum Doğa dünden razı. Aslında çaktırmıyorum ama benim de içim gidiyor. Fakat bizim evin kraliçesi Pamuk barındırmaz evde köpek falan, kaldı ki apartman dairesinde bakımı çok zor. Mıncırdık, sevdik, besledik, kumumuzu da aldık geldik eve. Gece yatmadan önce “senin beni almaya gelmene bayılıyorum” dedi. Ve ben yine böğürdedim onu uyuturken, karanlıkta görmedi göz yaşlarımı.

Onun annesi olduğuma şükrettiğim an'lardan biriydi bu notu aldığım an
Çok ağlağım bugünlerde. Her yıl Doğa’nın doğumgünü yaklaşırken böyle olurum ben. Şimdi bile gözlerim doldu bu kelimeleri yazarken. Sanki her yıl doğum mucizesini baştan yaşıyor ve ona tanıklık ediyorum. Şükrediyorum tabii Allah’a bana böyle bir yavru verdiği için. Sağlıklı, mutlu olsun hiçbir şeyin önemi yok diyorum.
NOT: 6 yaşı doldurmaya pek az kala, Doğa’nın hıdırellez dileği, iki tekerlekli bisiklete binebilmek oldu. Pamuk’un ki de “Hep Doğa’nın yanında kalmak” imiş Doğa’nın söylediğine göre:)

Doğa geçenlerde okuldan geldi, servisten indi ve asansörde şöyle dedi; “Çok seksiydik biz bugün”. Öyle bir aceleyle söyledi ki bunu adeta heyecanlıydı öğrendiği bu yeni kelimeyi bana söylemek için. Belli ki değişik birşey olduğunun farkında ama tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değil. Bir yandan kikirdiyor.
İrkildim. Evet o an tüylerim ürperdi. Henüz Mayıs ayında 6 yaşında olacak minicik kızım bana seksi olduğunu söylüyor. Bir yandan da soğukkanlılığımı koruyabilmek adına suratımda mimik yapmamaya çalışarak ilk olarak “yeni bir kelime öğrenmişsin sanırım” diyebildim. Beni tanıyanlar bilir mimiklerim çok nettir yani kızgınsam o an kızgın değilmişim gibi yapamam ya da bir şeye canım sıkkınsa mutlu rolü yapamam. Neysem oyumdur. Yani yüzüme olduğu gibi yansır içimdeki hislerim. Ama bu defa gerçekten zorladım kendimi şaşkın görünmemek için. Neyse ki çabuk toparladım ve gayet tepkisiz bir şekilde aldım karşıma anlattım. Bu kelimenin yetişkinler için olduğunu, kendi ve yaşıtları için ancak süslü denilebileceğini söyledim. O da bu kelimeyi bir arkadaşından duyduğunu aslında kendi kullandığı süslü kelimesi ile aynı olduğunu sandığını söyledi. Tekrar tekrar anlattım ta ki anladığından emin olana kadar.
Ertesi gün içim rahat etmedi okulu aradım. Sınıf içinde kızlar arasında bu şekil diyaloglar geçtiğinden bahsettim. Aldığım yanıt bu durumun çok normal olduğu, çocuğun bunu heryerden duyabileceğiydi. Bir de uyarıldım “aman sakın çok tepki vermeyin ters teper” diye. Çok tepki vermek yapabileceğim en son şeydi evet. Hatta “aaaa” şeklinde bir şaşkınlık ifadesi bile çok çekici ve kullanılabilir kılabilirdi o kelimeyi.
Fakat ben halen bu durumun çok normal olduğunu düşünemiyorum ne yazık ki. 5,5-6 yaşlarında bir kız çocuğu seksi kelimesini nereden duyar söyleyin bana. İki seçenek geliyor aklıma; tv ya da yetişkinler arasındaki diyaloglar. Fakat bizler ebeveynler olarak ciddi anlamda sorumluyuz ve olmalıyız bu 2 şeçenekte de. Yani eğer çocuğumuza yetişkin programları ya da yaşına uygun olmayan çizgi filmler izletiyorsak, onun yanında anlamlandıramayacağı sohbetler ediyorsak lütfen tekrar düşünelim. Çok şeyi yanlış yapıyoruz bugünlerde bence, çocuklarımızı çocuk gibi büyütmüyoruz. Minik kadınlar, şiddet dolu minik adamlar görüyorum ben etrafımda. Çocukça ağlayanlar ya ceza ya da ödülle bir şekilde zorla susturuluyor. Her biri kapaktan fırlamış gibi giyinen, eteği kirlenmesin, saçı bozulmasın diye oyun oynamayan kız çocukları, restoranlarda ipad ile hipnotize olmuş hiç konuşmayan oğlan çocukları görüyorum.
Halen anlayamadınız mı şu an yaşadığınız her ne varsa çoğu çocukluğunuza dair kayıtlarınızdan gelenler sonucu oluyor. Neden bu kadar hafife alıyorsunuz bir çocuk büyütmeyi?
Normal diyip geçemiyorum işte… normal mi sizce?

Geçen gün yeni doğum yapmış bir arkadaşımı aradım. Gerçi bebeği de 4 aylık olmuş halen göremedim. Bu aralar fazla içime döndüm sanırsam. Neyse, konuşurken “nasıl gidiyor annelik” diye sorduğumda “bazen çocuk sahibi olacak insan değilmişim gibi hissediyorum, bu geçer mi” dedi.
Hangimiz hissetmiyoruz ki böyle? Bana kalırsa kadın denilen varlığın doğuştan annelik içgüdüleriyle doğmuş olması koca bir yalan. Üzerimize yapıştırılmış kayıtlardan başka birşey değil. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir genelleme yapmak doğru olmaz. Yani her kadın anne olmalı mıdır? Öncelikle şu -meli, -malı eklerini bir çıkartabilsek keşke hayatımızdan. Çok istemeli insan anne olmayı çok! Çünkü çocuk denen şey ana rahmine düştüğü andan itibaren kadın içsel bir dönüşüm sürecine başlıyor. Ama farkında ama değil bir şekilde dönüşüyor, değişiyor.
Zaman zaman halen hissediyorum “çocuk sahibi olacak insan değilmişim” diye dedim arkadaşıma. Ve o anlarda anlıyorum ki bir BEN varım. Böyle anlar beni bana getiren minik farkındalıklar yaşatıyor. Silkiniyor ve kendi özel alanımı, sınırlarımı tekrar gözden geçiriyorum, kendim için yaptıklarıma daha neler ekleyebilirim ona bakıyorum.
Peki çocuğu olmayanlar dönüşüp değişmiyor mu? Tabiki onlar da başka şekilde, başka başka yollar seçip yapıyorlar bunu. Yani ne kendimizi yargılamalı “aman da çocuk sahibi olacak kadın mıydım ben” diye. Ne de çocuksuz kalmaya kararlı arkadaşlarımızı ayıplamalı. Hayat seçimlerden ibaret sadece o kadar. Kendimizi olduğumuz halimizle sevmek, kalıplarımızı atıvermek gibisi var mı hem böylesine huzur veren.
Kaldı ki ” çocuk sahibi olmak” da ne saçma bir kalıptır ki Türkçemize girmiş, kim neyin sahibi olabiliyorsa bu dünyada. Anneliğin ilk zamanlarında bunu söylesen küfür gibi gelir bir anneye, göğsünden süt emen bir yavrunun sahibi sen değilsin desen ağlamaya başlar anne. Ama çocuklar yaşını aldıkça gün be gün daha iyi anlar anne, çocuk kendi yolunu kendi çizer bu dünyada da bundan sonrakinde de.

Buyrun size bizden bir kare. Doğa Pamuk’un üzerine her zaman olduğu gibi bir oyuncağını bindirme peşinde. Pamuk ise kaçacak yer arıyor. Yine sabırlı hayvanmış gıkını çıkartmıyor. Arada sinirlenip tırmıkladığı oluyor tabii. Ama Doğa okuldan geldiğinde kapıda bir yere uzanışı var ki görülmeye değer. Sanırsın kırk yıl görüşmemişler bir sarılmalar falan, her defasında gözlerim doluyor. Deli miyim neyim:)

Apartmanımızda bir kız çocuğu var Doğa ile aynı saatlerde servise biniyor ve de iniyor. Bir bakıcısı vardı onu servisten karşılayan, evlere şenlik. İlk gördüğümde “yanlış görüyorum sanırım bu kadar da olamaz” dedim. Ama Eylül ayından bu yana her gün ama her gün dua ettim bu çocuğun bakıcısı değişsin diye. Aynen şöyle bir manzara düşünün; Bakıcı bayan servisten inen çocuğu alıyor, kendisi önden yürüyor, çocuk arkadan. Çocuğa bir güler yüz, merhaba hiçbir şey yok. O içi neşe dolu kız çocuğu başı öne eğik yürüyor bakıcının arkasıdan. Hiç konuşmuyorlar, sıfır göz kontağı, sıfır iletişim. Sadece bir gün çekiştirerek elinden tuttuğunu gördüm, “annenler gelecek çabuk” diyordu çocuğa. Aylardır iç sıkıntısı bu konu bana. Annesini babasını tanımam, hangi dairede oturuyorlar onu bile bilmiyorum, napsam da nasıl söylesem, yoksa hiç karışmasam mı derken geçen hafta bir baktım yeni bakıcı gelmiş. Nasıl güleryüzlü, nasıl şeker bir kadın anlatamam. Tutamadım tabii ben kendimi sordum kadına önceki bakıcı noldu diye. Sevgilisi varmış onun yanına gitmiş kadın. Yeni bakıcı, kız çocuğunu servisten karşılarken sarılıyor, elini tutuyor asansöre binene kadar, kıkır kıkır gülüşüyorlar, çocuk öyle mutlu ki artık. Ve ben de tabii… Yine de gözüm kadında sürekli, en ufacık bir kaba davranışını görsem çocuğa karşı yine bıdıbıdı yemeye başlayacağım kendimi. Ama bu kadın çok içten, zaten servisleri beklerken ayak üstü sohbetimizde öğrendim ki anne imiş, iyice içim rahatladı. Çocukla bağ kurmak için tek şey yetiyor işte; SEVGİ… başka hiçbir şeye gerek yok.
Bakıcı konusundaki bütün yargılarımı tekrar gözden geçirmemi sağladı bu olay. Her ne kadar halen çocuğun belli bir yaşa kadar birebir anne ile olması gerektiğini düşünsem de iyi bir bakıcının çocuğu gerçekten mutlu edebileceğini gördüm. Kısacık bir servisten karşılama karesinin bile insanlar hakkında neler anlattığını gördüm ve de bir çocuğu mutlu edebilmenin ne kadar önemli olduğunu.
Geçenlerde Kahve Dünyası’ndayım. Yanımdaki iki masadaki çocuklar biranda birbirlerine koşup sarıldılar. Meğer eski okullarından arkadaşlarmış. Biri annesiyle gelmiş oraya, diğeride annesi ve annesinin arkadaşları ile. Arkadaşları ile gelen anne kızını diğer masaya götürerek aynen şöyle dedi; “Ay biz yan tarafa mantıcıya geçicez de arkadaşlarla biraz sizin yanınızda durabilir mi? Şimdi hiç çocuk yok arkadaşlarda bu da arıza çıkarsın istemiyorum”.
“Bu” diye adlandırılan kız çocuğu kendisinin neden arızalı olarak nitelendirildiğini bilmeden kalıverdi diğer masada. 5 dk. sonra arkadaşı ile kahkahalar atmaya başlamıştı bile ama içi gülüyor muydu bilemedim.
Yine başka bir gün Mado’dayım. Yanımdaki masaya bir anne geldi pusetle birlikte. Çocuğun pusetinin üzerindeki yağmur koruma zımbırtısı kapalı oturuyor öylece. Aklı çıkıyor çocuk uyanacak diye. “Haklı kadın çok bunalmış” dedim. Bİr süre sonra bir arkadaşı geldi kadının başladılar sohbete. Tam o sırada çocuk uyanmaz mı? Kadının ilk tepkisi tabii “neden uyandın annem sen şimdi amannnn” oldu. Ve ısrarla çocuğu pusetinden almadı. Çocuk ağlamaya devam etti uzunca bir süre, bu arada üzerine polar ve palto var terden patlamak üzere pusetin içinde. En sonunda kadın çocuğun yüzüne bakarak arkadaşına şöyle dedi; “Valla birincisinde çok üstüne düştüm. Ama bunda hiç yapmicam. Ne yaparsa yapsın uyku saatinde uyandı, uyusun yine napiyim”. Çocuk ağlamaya devam, kadın sohbete devam. Böyle kaç dakika geçti bilmiyorum, kadın en sonunda çocuğu aldı tabii kucağına. Arkadaşı uyardı en sonunda dayanamayıp, “şu polarını falan çıkarsana bari” diye. kadın çocuğu soydu ve çocuk sonunda gülümsedi. Ve ben de…
Anne olmak dünyanın en zor işi. Hepimiz bunalıyoruz zaman zaman ama herşeye rağmen çocukların önünde kullandığımız dile dikkat etmeliyiz. Tavırlarımız kadar kullandığımız dil de onların minicik beyinlerinde kaydediliyor. Herhalde birinin size “BU” diye hitap etmesini hiç istemezsiniz değil mi? Eee o halde neden size yapılmasını istemediğiniz şeyleri siz çocuklarınıza neden yapıyorsunuz? Boyları küçük diye onları her şekilde küçük görüyorsanız hele çok yanılıyorsunuz, gün gelir o küçük gördüğünüz çocuğunuz size kimsenin öğretmeyeceği bir şey öğretir. Yeter ki siz öğrenmek isteyin…

Doğa henüz uyudu… Pamuk sinek kovalıyor… Serdar sıkıcı bir iş yemeğinde… Bense günün yorgunluğunun ardından ne yapacağımı şaşırmış halde duruyorum öyle. Tatil modundan zaten halen çıkamamışım aklım beş karış havada. Otel odasının askısında neredeyse Doğa ve benim bütün elbiselerimizi unutmam yetmiyormuş gibi alyansımı kaybettim bugün. Neyse ki onu da annemlerde unutmuşum. Bir unutkanlıktır gidiyor bakalım hayırlısı.
Pamuk biz tatildeyken bunalıma girmiş. Öyle ki benim çalışma odamdaki, ki onun tuvaleti ve maması da aynı odada, perdeyi sökmüş yere indirmiş. Annemler 2 günde bir gelip kontrol etmesine rağmen oldukça sıkkındı döndüğümüz gün. Söylenip durdu bize:) Zaten bizim de kalbimiz acıdı tatilde hep ondaydı aklımız. Hele ben sanki bir çocuğumu burada bırakmışım gibi berbat bir hisle tanıştım. Deli gibi fotolarına baktık hep telefonumdan. Çünkü Doğa kedi gördüğü an başlıyordu mızıklamaya “Pamuk’u özledim” diyerekten. En çok ona kavuşacağız diye sevindik tatilden dönüşümüze. Geldiğimizden beri kucağımızdan inmiyor, pek özleşmişiz.
Doğa ip cambazı olmakta kararlı. Veteriner cambaz yani pardon. Cambaz olduğunda gökyüzüne daha yakın olabileceğini ve uzaylı dostlarıyla daha rahat konuşacağını söylüyor. Bugünlerde yine gündemimizde hep onlar var, canım uzaylılar, seviyoruz sizi:)
Bu gece uyuturken, “anne sen benim için oyuncaklarım kadar önemlisin” dedi. Yedim sonra ben de onu. Kaşıma, sevme, masaj üçlüsünü yaptık ve uyudu. Böyle olsak bizler de birbirimize. Yalansız, yargısız, açıkça söylesek neyse ne. Seviyorum çocukları, herşeyleriyle…
Hayatta sevdiklerinle geçirdiğin an’lardan daha değerli birşey yok sanırım. Ama çocuk anne için sevgiden de öte birşey… Hem çok senden bir parça hem de aslında hiç senin olmayan, olamayacak bir parça. İç yolculuğunun da en güzel aynası…

