Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...



Alıntı’ kategorisi arşivi

Bunlar neden gündem olmuyor?

*Nüfusunun 2050 yılında 1,5 milyara ulaşacağı tahmin edilen Hindistan’da ilginç bir uygulamaya gidiliyormuş. 2 yıl boyunca çocuk sahibi olmayı erteleyen çiftlere 100 dolar teşvik primi verilecekmiş”. Bizde de 3 çocuk sahibi olmaya sözlü teşvik var!  – Kaynak; Habertürk

*”Turgutreis Klasik Müzik Festivali’nde ezan arası verilmiş”. Bu nasıl bir düzendir… Laiklik, medeniyet bunun neresinde? – Kaynak; Hürriyet

*Yunus gösteri merkezlerindeki yunusların buralara nasıl getirildiklerini, okyanuslardan nasıl yakalandıklarını okudunuz mu Hürriyet Pazar ekinde? Az çok biliyordum ama bu kadar ayrıntılı okumak midemi bulandırdı, kanımı dondurdu. Zavallı yunusların dev çubuklarla vurularak karaya sürüklendiğini ve daha sonra aralarından köle pazarı gibi seçim yapıldığını, seçilemeyenlerin ise mezbahalara gönderilip et olarak piyasaya sürüldüünü biliyor muydunuz? 10 yıldır deniz belgeselleri çeken Savaş Karakaş anlatmış bunları “Flipper’ın Kabusu” adlı belgeselinde. Doğayı, hayvaları böylesine kendi çıkarlarımıza göre kullanmaya devam ettikçe hiç şaşırmayalım karşılaşacağımız sonuçlara.

Yarın sabah Türkiye saati ile 03:53’te güneş tutulması gerçekleşecek. Yüzyılın en uzun güneş tutulması olacak. Bir süredir gökyüzü enerjileriyle ilgili okuyorum, araştırıyorum. Şu ana kadar ulaştığım bilgilerde, tutulmaların bireysel olarak bizlere etkilerinin ciddi boyutlarda olduğunu gördüm;

Güneş tutulmaları bizi mevcut seviyemizden daha yüksek seviyeye geçebilmemiz için tetikliyor. Genelde güneş tutulmaları yeni başlangıçları ve bizim için önemli olabilecek olayların haberlerini getiriyorlar. Yaşamınızda bir sayfa kapanıyor, bir yenisi açılıyor. Bu bir başlangıç enerjisi. Temmuz başından bu yana gökyüzü enerjilerinin yardımı ile değişiyoruz, değişime zorlanıyoruz. Yani bugünlerde kendinizi sebepsizce ağlarken, gülerken, sinir krizi halinde ya da iç sıkıntısı içinde bulursanız şaşırmayın. Temmuz ve Ağustos gökyüzü enerjilerinin bizi ciddi anlamda değişime ve özgürleşmeye doğru yönlendireceği zorlu 2 ay.

Bilgisine ve eğitimine güvendiğim Astrolog Oğuzhan Ceyhan’ın tutulma ile ilgili uyarıları ise şu şekilde; “Tutulma derecesi çok tehlikeli bir konumda. Yengeç, oğlak, koç ve terazi burçları etkilenecek. Bireysel anlamda karışık sosyal anlamda çok gergin bir döneme giriyoruz; Yağışlar, depremler, uçak kazaları, savaşlar. Türkiye’den görünmese bile bu tutulmanın etkileri çok net ve kesin olacak. Tutulma derecesi 29 derece; Ölümcül ve şavaş derecesi ciddi problemler ve savaş döngüleri anlamına gelen bir derece bu. 
Lütfen risklere girmeyiniz .Tartışmalardan uzak durunuz, yatırımlarınıza dikkat ediniz ve önümüzdeki 4 gün boyunca yeni ortaklıklara girmeyiniz. Tutulma derecesi ani hastalıklara ve öllümlere sebep olabilir.”

Evet oldukça olumsuz ve ürkütücü bir tablo çiziyor Oğuzhan Ceyhan. Hiç yorum katmadan olduğu gibi verdim uyarılarını. Siz de internette ya da gazetelerde rastlamış olabilirsiniz bu uyarılara. Panik yapmaya, karamsarlığa düşmeye yine de gerek olmadığını düşünüyorum. Akıllı olalım, farkında olalım. Ruhsal ve fiziksel dengemizi korumaya çalışalım. Yapabiliyorsak bunun için bolca yoga, meditasyon ya da  bizi ne mutlu ediyorsa onu yapalım bugünlerde. Tutulma tehlikeli bir konumda olabilir ama bu değişimi olumlu tarafından kucaklamak gerek. Kendimiz için en iyisi neyse onu dileyelim ve korku enerjisi yaymayalım. Sevgide kalmaya devam.

Haziran-Ülkeler Astrolojisi

Biraz önce posta kutuma AstrologyAnalyst Haziran ayı Bülteni düştü. Oğuzhan Ceyhan’ın Haziran Mundalin (Ülkeler Astrolojisi)  ile ilgili çarpıcı öngörüleri var. Aynen aktarıyorum;

uzay

“7  Temmuz’da zorlayıcı bir Ay tutulması, 22 Temmuz’da çok olumlu bir Güneş tutulması, 6 Ağustos’ta astrolojik anlamda 7 Temmuz’un etkilerini arttıracak bir Ay tutulması bizleri bekliyor.

22 Temmuz günü oluşacak olan Güneş tutulması bu yüzyılın en uzun gözlenecek tutulması olup ülkemizden görülmeyecek, doğum horoskopunuzdaki olumlu ve olumsuz açılara göre 6 yıl 28 gün sürecek etkiler gösterecektir.

Astrolojide okült Kalde astrologlarının söylediği karanlık bir sürece 23 Haziran 2009 tarihinden itibaren giriyoruz. Bu dönem 21 Aralık 2010 tarihine kadar çok etkili.

21 Aralık 2012 tarihine kadar da değişken dediğimiz bir dönem geçireceğiz. İnsanoğlu daha önce 1913 yılında böyle bir dönem yaşadı. Bu dönemin sonucunda Birinci Dünya Savaşı çıktı. 1918’de 30 milyona yakın insan kuş gribinden öldü. 1918′ de İspanyol gribi olarak bilinen grip, kuş gribidir.

Bu açının tekrarı Nisan 1939’da gerçekleşti. Bu açı değeri İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebebiyet verdi. Çeşitli ülkelerden 100 milyona yakın insan öldü. Daha hafif değerleri ile, 1961 Mayısı’nda gerçekleşti ve arkasından Vietnam Savaşı çıktı.

Son olarak 1990 yılının son günlerinde gerçekleşti. Astrolojide karanlık dönemlerde insanlar ya büyük savaşlar yaptılar ya da çok büyük salgın hastalıklar ve doğal felaketler ile uğraştılar.

Ne yazık ki…!

23 Haziran’da başlayacak olan bu karanlık dönemin 7 Temmuz Ay tutulması, 22 Temmuz Güneş tutulması, 6 Ağustos Ay tutulması, tam yılbaşı gecesi oluşacak olan 31 Aralık Ay tutulması ile birlikte olumsuz bir süreci başlatacağı neredeyse kesindir. ”

Yapabileceğimiz birşey var mı? Malesef yok. Evrende herşey olması gerektiği gibi. .. Karamsarlığa kapılmayalım. Farkında olalım. Hazırlıklı olalım.

2012 yılı marka olmuş

world-end-in-2012-21“Yaklaşan felaketler ve değişim konusu Amerikalıların eline geçince her konuda olabildiği gibi bu da hayli sulandırılabildi. İlk önce bu konuda çok sayıda kitap yazıldı. Hatta ‘Complete Idiot’s Guide to 2012′ (Tamamen Aptal Olanlar İçin 2012 Rehberi) adlı bir kitap bile var. 2012 yılındaki felaketlerden nasıl kurtulunabileceğini ve hayatta kalma ipuçlarını öğretmek Amerika’da belli başlı bir sektör haline gelmiş durumda. Gaz maskesi satan mı, deprem sonrası yardım malzemesi satan mı dersiniz, her telden çalan var ABD’de. Bunların bir özetini bu sitede bulabilirsiniz. Tabii bu konuda birçok film de yapıldı. Bu konuya  ilgi çok. Sadece Survive 2012 sitesini bile bugüne kadar 5 milyon kişi ziyaret etmiş. Yani 2012 yılı kendi başına bir marka olmuş durumda.”

Yukarıdaki paragraf Serdar Turgut’un dünkü yazısından. Tamamı için tıklayın. Yazının en çok yukarıdaki son paragrafı hoşuma gitti ve burada örnek verdiği web sitesini gerçekten komik buldum.

2012 çok uzun zamandır yazılan çizilen, tartışılan bir konu. Tamamen bilinç değişimi olacağı kısmına katılıyorum ama ne şekilde yani ruhsal mı fiziksel mi olur onu kimse bilemez bence. Zaten görünen köy kılavuz istemez. Dünya genelinde su savaşlarının başlamasına az kaldı, guguk kuşlarının bile nesli tükendi… yani nasıl bir tablo bekleyebiliriz ki. Mayalar hakkında okumak ve iyi anlamak gerek. Tabii en önemlisi de içsel olarak hazırlanmak yani güçlenmek gerek.

Güzel yaşamanın sırrı

Düşün insanı Kate Soper’e göre, insanların kazanç elde etme ve büyüme bağımlılığından kurtulmalarıyla yaşam, daha kötü değil, çok daha güzel olacak…
1970’lerde çok az kişi bilim insanlarının küresel ısınmayla ilgili uyarılarına kulak asıyor, çok daha az kişi ekonomik büyümenin önüne geçilmesiyle çevrenin korunabileceği görüşünü ciddiye alıyordu. Günümüzde ise bu görüşlere çok büyük bir ilgi gösteriliyor. Artık yaşanabilir bir gezegene sımsıkı tutunmakla küresel pazarın genişlemeye dayalı hedefleri arasındaki çelişkiden giderek çok daha sık söz ediliyor.
Gelgelelim, suların yükseleceği ve ortalığın sıcaktan kavrulacağı yönündeki uyarılara kulak asmayan ve ısrarla büyüme hedefini körüklemeyi sürdüren Kral Canute gibi bir tavır sergileyen insanlar ve onları yöneten hükümetler, günümüzde de bu çelişkiyi büyük ölçüde görmezden geliyorlar.
Bu davranışın ardında yatan temel etmenlerden biri, sürdürülebilir bir ekonominin kaçınılmaz olarak yaşamlarımızı daha kötüye götüreceği yönündeki yaygın sanıdır. Çevreci eylemlere katılanlar bu yüzden insanları ilkel koşullara sürüklemek isteyen gerici insanlar olarak değerlendirildiler. Küresel ısınmayı ciddiye alanlar, belki de bu görüşe karşı çıkmak amacıyla, mevcut koşulları sürdürmemize olanak tanıyan teknik çözümlere odaklanma eğilimindeler.
Büyümenin “yüksek” yaşamı
Yaşamın hemen hemen tüm keyifli yönlerinin ve özlem duyulan unsurlarının bizlere mutluluğun tek yolunun alabildiğine tüketmekten geçtiğini iletmeye çalışan reklamlarla yansıtılmaya çalışılmasının bir yararı yok.
“Yüksek” yaşam düzeyinin beraberinde getirdiği gerginlik, tıkanıklık, sağlıksızlık, gürültü ve pislikten kaçınmanın verdiği mutluluktan söz edildiğine çok ender tanık oluyoruz.
Gerçekte, çalışmanın ve maddi değerlerin ağır bastığı günümüz yaşamının insanlara pek de keyif vermediği ve daha az çalışıp, daha az ürettiğimiz sürdürülebilir bir topluma geçişin, bizleri çok daha mutlu edeceğini ortaya koyan bir yığın kanıt var.
Örneğin, araştırmalar, mesleğe bağlı hastalık ve bunalım oranlarının çalışma süreleri ile bağlantılı olduğunu ve belli bir gelir düzeyine ulaşıldığında daha fazlasının insanın mutluluğunu arttırmadığını ortaya koyuyor.
Ekonomik sistemimizin yoğun iş tempomuz nedeniyle yitirdiğimiz birtakım yaşamsal zevkleri bizlere para karşılığında satıyor olması, içinde bulunduğumuz durumun saçmalığını açıkça gözler önüne seriyor. Turizm şirketleri bizlere “nitelikli zamanı”, yemek şirketleri “ev yemeklerini” pazarlıyorlar; arabalar yüzünden sokaklarda rahat yürüyemeyen insanlar koşu bantları için spor ve cimnastik salonlarına bir yığın para ödüyorlar; insanlar şirketler kanalıyla eş ve arkadaş buluyorlar. Ekonomide büyüme sürdükçe, tüketim kültürü bunu kabullenme isteğimize daha da çok bel bağlıyor.
Hayatın farklı boyutu
İnsanlar yaşamın yalnızca çalışıp harcamaktan ibaret olmayıp, daha farklı bir boyutunun da olabileceğini giderek fark etmeye başlıyorlar. Alabildiğine gergin bir yaşam biçeminin olumsuzluklarından etkilenen insanlar, sahip oldukları değerleri ve ulaşmak istedikleri hedeflerini yeniden gözden geçirdiklerinde daha basit bir yaşam sürdürmeye karar veriyorlar.
Topluca daha az çalışılan bir yaşama geçilmesi insan, mal ve bilgi dolaşım hızının düşmesine, buna bağlı olarak da kaynak kullanımı ve karbon salınımının azalmasına neden olacaktır. Bu durum insanların yaşam biçemlerinden ödün vermelerini gerektirmekten çok, onlara sayısız yararlar sağlayacaktır. Böylelikle insanlar ailelerine ve özel yaşamlarına çok daha fazla zaman ayırabilecekler, her gün iş ile ev arasında gidip gelmek yerine, yürüyüş yapmanın, bisiklete binmenin ya da kürek çekmenin keyfine varabilecekler. Market alışverişleri azalacak, yerel dükkânlar yeniden canlılık kazanacaktır.
Tüm bunlar kentsel ve kırsal yaşamın dönüşümden geçmesine neden olacak, insanların daha derinlikli düşünmelerine ve koşuşturma nedeniyle ihmal edilen cinsel yaşamlarına daha fazla zaman ayırmalarına olanak sağlayacaktır. “Nitelikli yaşam” konusundaki bu farklı görüşler, daha az gelişmiş ülkelere de esin kaynağı olup, onların gelişme ile ilgili eğilim ve hedeflerini yeniden gözden geçirmelerini sağlayabilir.
Yeni bir hayat
Doğal olarak insanlar her gün biftek yemek, sıcak küvette banyo keyfi yapmak, süslenip püslenmek ve başka ülkelere yolculuk etmek gibi birtakım alışkanlık ve zevklerinden vazgeçmek zorunda kalacaklar. Ne var ki sürekli konfor, insanın ruhunu okşayabileceği gibi, kimi zaman çok sıkıcı da olabilir. İnsanoğlu yaratıcılığı sayesinde kendine mutlaka çok daha çevre dostu zevkler ve coşkular bulacaktır.
Durağan durum ekonomisine geçme fikri ilk bakışta insanın gözünü korkutabilir. Ancak Herman Daly’nin de belirttiği gibi, bugünkü üretim, çalışma ve tüketim temposunu, değil önümüzdeki yüzyıla dek, birkaç on yıl daha sürdürebileceğimizi düşünmek bile abesle iştigal etmek olur. Ekonomik kargaşanın yaşandığı ve hükümetlerin küresel ısınma karşısında olumsuz bir tavır sergiledikleri şu günlerde, bu konuya daha dürüstçe yaklaşmak- özellikle de politikacıların sürdürülebilir bir toplum yaratma hedefine odaklanmaları durumunda- ortak bir bilincin gelişmesinde son derece etkili olabilir.
Kim kimdir? Londra Metropolitan Üniversitesi görevlilerinden olan Kate Soper gereksinim ve tüketim kuramı ve çevresel felsefe uzmanı. “What’s Nature? Culture, politics and the non-human= Doğa Nedir? Kültür, politika ve insan dışı” adlı kitabın da yazarı olan Soper, kısa bir süre önce alternatif hedonizm üzerine bir araştırma projesini tamamladı. Rita Urgan (New Scientist 18 Ekim)
Kaynak: Cumhuriyet Bilim-Teknik / 26 Aralık 2008