Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Maya Takvimi Uzmanı Fatih Keçelioğlu’yla geçtiğimiz hafta başında röportaj yapmak üzere buluştum. Yaklaşık 3 saat süren keyifli bir sohbetti. Keçelioğlu’nun anlattıkları içerisinde beni en çok etkileyen, kendi içinde yaşadığı değişimleri ve farkındalıklarını gayet açık yüreklilikle benimle ve dolayısıyla sizlerle paylaşması oldu. Bunun yanısıra güneşteki patlamalar ve scalar energy konuları hayli ilginç gelecek sizlere de. Herşeye rağmen korku enerjisi yaymadan bu bilgileri içsel süzgecimizden geçirelim ve kendi hayatımıza dair özdisiplinimizi oluşturalım. Sohbetimizi özellikle soru-cevap olarak ve kısaltmadan, olduğu haliyle yayınlıyorum ki siz de benim aldığım keyfi hissedebilesiniz.
Son konuşmamızda dünyanın ekolojik olarak son 10 yılı kaldı demiştin. Çok mu geç kaldık dünyamızı kurtarmak için?
Çok geç kaldık ama ekolojik anlamda değil. Geçen yıl bu mesajları verdim; “Dünyamızın ekokolojik olarak 10 yılı var, permakültürle ilgilenelim” dedim ve doğru da söyledim ama bu yıl fikrimi değiştirdim. Bu yıl Hindistan’da bir süre Auroville’de kaldım. (Auroville, 1940’ların ünlü gurusu Sri Aurobindo ve manevi yoldaşı Anne tarafından temelleri atılmış bir ütopik bir kent) 6 yıl önce ilk gittiğimde çok etkilenmiştim. 5-6 haftalığına sadece oraya gittim geçen yıl. Sri Aurobindo, dünyanın geçirdiği bilinç değişimlerini anlatan bir yogi. Artık dünyadan el etek çektiğimiz bir ruhsallık değil maddeyi tanrılaştıracağımız bir ruhsallık yaşamamız gerektiğini söylüyor ve “yeni bir çağa girmeliyiz, yeni bir insan ortaya çıkmalı” diyor. Orada aldığım mesaj şuydu; İnsanlar bu kadar güzel bir vizyonla bu kadar güzel bir yer kurdular, çevreciliğe yöneldiler ama buraya geliş amacımız sadece bu değil. Kendi evrimleri üzerine çalışmıyorlar, nefslerini terbiye etmeye çalışmıyorlar. Ve bunun aslında dünyanın genel bir sorunu olduğu fark ettim. Birşeyler yapılıyor ama yapılan şeyler hep dış dünyaya yönelik. Bilinçli bir yükselme ve gelişme yaşamadığımız sürece istediğimiz kadar ekoloji ile uğraşalım dünyayı kurtaramayacağız. Çünkü temelde radikal bir dönüşüm gerekiyor. Greenpeace örneğin, onlara da çok sempatik bakmıyorum. Eski Greenpeace yöneticisi şimdi Avusturalya’da maden endüstrisinde çalışıyor. Bugün Greenpace’in başındakiler çevreciler değil, iş adamları, bürokratlar..vs. Materyal algının içinde kaldığı sürece ekoloji de bir materyal algı olarak devam ediyor. Burada Mayaların mesajı şu; Sadece kendimizi ve dünyanın kaynaklarını kurtarmak için değil ruhsal yapımız için de dünyaya ve doğaya dikkat etmeliyiz. Onun özüyle temasa girmeliyiz. Çünkü şaman kültürde her bir ağacın bir ruhu olduğuna inanıyorlar. Sadece dünyayı kurtaran, ruhsallığı tamamen dışlayan bir ekolojik yaklaşım yeterli olmuyor. Bir denge kurmak gerekiyor. Maden içimizde. İşlemek için çaba gerekiyor. Ayrıca geleneksel disiplinler gerekiyor mayalarda olduğu gibi.
Peki nasıl değişecek bu tablo?
Kendi gücümüzü bulmamızla değişecek. Ruhsal olarak kendi gücünü idrak etme durumuna gelmeyince hiçbir şeyi değiştiremeyeceğiz. Her insanın kendi manevi çalışmasını yapması gerekiyor. Bu konuda şu anda yaşayan Mayalar çok iyi bir örnek. El etek çekmekle olmuyor. Uygulamaya geçmek gerek. Mevcut düzene tek başına direnmemelisin. Senin gibi düşünen insanlarla birleşmelisin. Misyonunu bulmalısın. Savaşarak kendi gücünü kaybetmemelisin. Varoluşumuzu genişletmeliyiz. Düşük egomuzdan çıkıp daha derin bir farkındalıkla hayatı yaşamaya başlamalıyız. Haftasonluk reiki ya da yoga kursları da bir işe yaramıyor. İnsanın artık kendi gücünü keşfetmesi gerekiyor. Bu da özdisiplini, kendinle çalışmayı gerektiriyor. Geçici çözümlerin işe yaramadığı bir zamandayız. Tüketim kültüründen dolayı hemen al-sat-yap bilinci var.

Geçen yıldan bugüne ne değişti?
İnsanların aslında en çok istediği şey aşk ve muhabbet. Gerçek samimiyet ve gönülden bağlantı. Kur’an’da samimiyeti İhlas Suresiyle anlatıyor. İhlas samimiyet demek. Bunun inanılmaz şifa verici gücü olduğunu keşfettim. İki tane 10 günlük bir tane de 17 günlük sessiz inziva yaptım. Bunlar çok daha derinden birtakım şeyleri keşfetmemi sağladı. Biz aslında Anadolu’nun tasavvuf kültürüne sahip olduğumuz için, Türkiye olarak çok şanslıyız. İstanbulda politik gücün oyununa gelmemiş çok iyi erbablar var. Bu kişilerle temasa geçip feyz almak da önemli. Yaşadığımız her türlü sıkıntıyı aşabilmemizi sağlıyor. Gerçek dönüşümü sağlayacak tek şey kalp. Kalp aslında Arapçada dönüştürücü demek. Ruhsal bir katelizör. Kalbimizi bulduğumuzda, gönül gözümüz açıldığında insanların temel ihtiyacını karşılayacak sevgiyi verebilecek duruma geliriz. İnsanlar temelde neden mutsuz? Temel ihtiyaçlarının karşılanmaması ruhsal bir hastalık yaratıyor. Aslında bir tımarhanede yaşıyoruz. Nefsimizi kırmak için bunları yaşıyoruz.
Ben son zamanlarda özellikle zamanın hızlandığını çok net hissediyorum fizik yaşamda. Bunu nasıl açıklıyorsun Maya Takvimi’ne göre?
Zaman göreceli, tamamen bir enerji. Maya takvimi bilincin evriminin hızlandığını söylüyor. Burada aslında 2 çelişkili mesaj vermiş oluyorum; Aslında bir taraftan bilincin evrimini sağlayacak koşullar hızlanıyor. Dalgalar üzerinde sörf yaptığınızı düşünün. Hayatın evriminin bir sörf olduğunu düşünün. Eskisine göre çok daha büyük ve sık dalgalar geliyor sörf yapmamızı sağlayan. Maya takviminde hızlanan şey zaman değil. Zamanın 2 farklı yanı var aslında; Mekanik zaman ve ruhsal zaman. Mekanik zaman hiç değişmiyor hep aynı. Ama içine daha yoğun evrimsel zaman enerjisi giriyor. Eskiden 10 yılda yaşayacağımız değişimi şimdi 1 yılda yaşayabiliyoruz. Ama tabii o sörf dalgasına binip sörf yapabiliyorsak. Sörfün yoksa ve dalgalar üzerinde sörf yapmayı bilmiyorsan, çok kolay bir şey değil. Gidemiyorsun ve dalgalar senin üzerinden geçiyor. Ve bunu şu an hisseden çok fazla spritüel insan var. Bir yerlerde birşeyleri yanlış yaptıklarını fark edenler var. Ben de bu yollardan geçtim. Ama daha sağlam bir dönüşüm teknolojisi kullanmak gerekiyor. Örneğin, Agama Yoga bana göre böyle bir şey. Herkesin başka yöntemleri olabilir, bu benim yöntemim. Çok yakın bir zamanda bu disiplini seçenler ve seçmeyenler arasındaki fark daha da ortaya çıkacak. Bunu yıllardır çok derin yaşayan insanlar da var. Onlar çok sahnede değiller, onları sadece arayan buluyor. Dolayısıyla bunların da değeri ortaya çıkacak.

Carl Johan Calleman’ın bazı teorileri tutmadı değil mi bu yıla yönelik?
Carlos Bairos’un “Kader Kitabı”nı okudum. Mayaların bilgileri çok sınırlı. Çok gizli tutuyorlar ve açıklamıyorlar. İlk defa mayalardan biri bu konuda kitap yazdı ve geçen yıl basıldı. Ne biliyorsam Calleman üzerinden biliyordum, bu kitap beni çok genişletti. Kitapta, bu takvimin çok önemli olduğu ve dönüşüm zamanında da insanlara çok yardımcı olacağı söyleniyor. Calleman’ın çok inandırıcı bir teorisi vardı. 5. Gece tahmini çok güzel tutmuştu ama 6. Gece tutmadı. Dolayısıyla bilimsel olarak bakıyorsak bu sistem geçerliliğini yitirdi. Tamamen çöpe atmıyoruz ama sorguluyoruz.
1 yıl sonra bitecek bir takvim için neden maya astrolojisi eğitimi veriyorsun?
Calleman Tzolkin’in biteceğini söylüyor ama Carlos Bairos böyle bir şey söylemiyor. Calleman haklıysa 28 ekim 2011′de bitmesi ve gerçekten ruhsal anlamda çok iyi bir bilinç seviyesine gelirsek zaten Tzolkin’e gerek kalmayacak. Olmama ihtimali yüksek bana göre. Zaten Calleman ile şu aralar görüş ayrılığı yaşıyoruz bu konuda. Bana göre, 28 ekim 2011’de bir mucize olmazsa Tzolkin’i kullanmaya devam edeceğiz.

Birçok felaket senaryosu var 2012 ile ilgili. Bu senaryolarla ilgili yeni araştırmaların var mı?
Güneşin patlamaları var. Bununla ilgili bütün felaket senaryolarının hepsini çöpe atmıştım ama bununla ilgili bir şey yakaladım. Çok bilimsel bir şey. Hatta geçenlerde National Geographic’te bir belgelselde anlatıldı. Güneş aktivitelerinin 11 yıllık çevrimleri varmış. Bu çevrimler zirve yaptığında çok büyük patlamalar oluyor ve gücü çok yüksek parçacık proton, elektron rüzgarı, fırtınası çapıyor dünyaya. Böyle bir şey yüzyılda birkez oluyor. Bu da elektrik ve elektromanyetik bütün aletleri bozuyor ve kullanılamaz hale getiriyor. Böyle bir olay 1859 da yaşandı(Carrington Event). O zaman kuzey yarımküreye çarptı ve bütün telgraf sistemleri iptal oldu. 2 haftaya yakın sürdü. Böyle birşey yüz yılda bir geliyor ama yaklaşık 150 yıldır gelmedi. Dolayısıyla her an böyle bir şey olabilir. Carrington kadar güçlü değilse o kadar zarar vermez ama o kadar güçlü etkide olursa, insanlık taş devrine geri gidebilir. Büyük bir kaos ortamı! Ayrıca insan bedenine vereceği fiziksel zararlar da var. Nasa zaten Haziran ayında böyle bir açıklama yaptı ve insanlığı uyardı. Bununla ilgili farklı siteler var; Bilgisayarınızı, kendinizi nasıl koruyacağınızı anlatıyor.

Dan Winter adında çok çılgın bir bilim adamı var bu konuyla ilgili. Teorisi de kendisi gibi çılgın. “İnsan bedeni de elektro manyetik bir yapıya sahiptir” diyor. Dan Winter’a göre, 2011-2012 içinde böyle bir şey bekleniyor. “Eğer bu normalden daha güçlü olursa zarar büyük olur. Direkt insanın bağışıklık sisteminin çöküşü” diyor. Hani sörften bahsettik ya işte burada tsunami geliyor ve orada sörf yapmanız gerekiyor. Burada çok ilginç yaklaşımlar var. Enerji kanallarının, nadilerin açık olması, gönül gözünün açık olması çok önemli. “Eğer bu dalga geldiğinde sen hiçbir şeyden habersiz değilsen, farkındaysan ve dalganın üstünde sörf yapabiliyorsan işte bu senin DNA’na işleyecek ve mucize bir aydınlanma böyle olabilir” diyor Winter. Sosyal ve fiziksel anlamda her anlamda bir hazırlık gerektiriyor bu durum. Winter ayrıca, metallerle yakın yaşamamamız gerektiği konusunda bizi uyarıyor. Çünkü enerjinin sıkışması ve tekrar açığa çıkması gibi bir şey. Enerji alanımızda çok fazla metal bulundurmamalıyız. Vücudun asit alkali dengesini korumak ve bu nedenle de yeterli miktarda tuz almak gerekiyor.
Nereye çarptığı önemli. Çok güçlüyse eğer tüm dünyayı etkileyebilir. Düşünün, güneşin bir saniye içinde ürettiği enerjiyi, dünya 1 milyon yıl kullanabiliyor. Korku yaratmak istemiyorum. Teslimiyet önemli.
Winter, enerji dalgalarını hareketleriyle ilgili şöyle söylüyor; “Işığı bükebilen tek şey aşk’tır”. Aslında çok mistik anlamda şuna geliyor; Aşık olmak tanrısallığımızı yaşamak anlamında geliyor. Yaratıcılık da bizim içimizde. Güneç patlamasını da atlatmamızı sağlayacak temel şey budur.
Toplumsal hipnoz durumundan çıkmaya başladık mı?
Tam tersi. Kollektif zihnin yapabileceği çok fazla şey var. Farkındalık ve birlik olmak çok önemli. Burada aslında Scalar energy konusuna girmek isterim. Çok önemli bir teknoloji ama bana kalırsa kadim kültürlerin çok da farkında olduğu bir teknoloji. Atlantis’in kullandığı kristal teknolojilere yakın olsa gerek. Temel meselesi; sonsuz enerji. Evren tek bir enerjiden oluşuyor ve bu enerji farklı frekanslarda, dalga boylarında, farklı hallerde oluyor. Işık, renk, titreşim, madde, bizim bedenlerimiz oluyor. Herşey aslında temelde aynı enerji. Scalar teknolojisi, aynı olan sonsuz enerji kaynağının içine dalıp oradan sonsuz enerjiyi açığa çıkartmak üzerine. Ama atom bilimi gibi değil daha farklı derin bir boyutta. Tesla bu konuda bir dahi. Edison onu rakip görüyor çünkü o doğrusal akımı çıkartıyor. Tesla’nınki altenatif akım olduğu için aralarında bir anlaşmazlık oluyor. Şu anda dünya alternatif akım kullanıyor çünkü çok daha akıllıca bir çözüm. çok önemli bir adam; bütün radyo dalgaları, elektro manyetik alanlar gibi farklı fizik alanlarını biraraya getiren ve çok da iyi niyetli bir insan. Yaptığı araştırmalarda ulaşmak istediği sonuç, tüm dünyaya bedava elektrik dağıtmak. Sıfır noktası enerjisi denilen şeye ulaşıp, enerjinin kendisini bu şekilde yaparak elektriği bedava yapmak istiyor fakat rant sahipleri buna engel oluyorlar. Dolayısıyla parasız kalıyor. Ama Tesla’nın çok ilginç teorisi var. Bunlardan biri Philedelphia Deneyi. Scalar teknolojisini kullanarak bir savaş gemisini yok ediyor. Çünkü Amerikan ordusu istiyor bunu ama bütün mürettebat deliriyor çünkü gemi aslında yok olduğu sürede bir zaman yolculuğu yapıyor. Çünkü scalar dalgaları zaman boyutunu da işin içine katıyor. Scalar dalgalar çapraz değil doğrusal gidiyor bu nedenle zaman boyutu da işin içine giriyor. Yani savaş gemisini farklı bir boyuta yollayıp geri getiriyor. Örneğin, yıldız savaşları teknolojisi de Tesla’ya dayanıyor. Dolayısıyla Tesla tek bir tabancayla bir gökdeleni aşağı indirebilir bir teknolojisi de var. Bunlar çok güçlü bu teknolojiler bizi çok aydınlık bir yere de götürebilir, karanlık bir yere de. Tabii Tesla öldükten sonra tüm Amerikan gizli servisleri Tesla’nın arşivine ve çalışmalarına el koyuyorlar. Tesla çok şey paylaşmamış herşeyi hafızasında tutmuş çünkü paranoyakmış ama çok gizli bazı bilgilere ulaşılmış ve gizli ajanlar tarafından kullanıldığına dair bazı teoriler var. Ayrıca bu bilgilerin zihin kontrolü olarak kullanıldığı yönünde de teoriler var ki bence çok da gerçekçi olabilir. Özellikle politik alanda kullanıldığını biliyorum.
Örneğin, Masonlarla ilgili bir hikaye var; Romanya’da bir parapsikoloji uzmanı öğretmenim anlattı. Mason bir arkadaşı ona bir sır veriyor. Romanya’da vardiya yapan telepati ve üçücü göz yetenekleri geliştirilmiş bir ekipleri olduğunu söylüyor. İlk olarak insanlara mesajlar veriyorlar özellikle de uyurken gece saatlerinde. İnsanların zihinlerini yönetiyorlar. Uyanık olmak gerekiyor her anlamda. Bunu kendimde gözlemliyorum. İnsanlık için iyi şeyler yapmak istiyorum. Yolda önüme yavaşlatıcı şeyler çıkıyor. Moda, güzellik tarzı şeylere bu kadar saldırmamızın nedeni de bu. Scalar teknolojisi aslında insanların berlirli bir partiye oy vermesi için de kullanılabilir. Türkiye’de de kullanıldığını düşünüyorum.
İşte bu yüzden insanın kendi gücünü, tanrısallığını, özgürlüğünü keşfetmesi çok önemli. Bir matrixin içinde yaşıyoruz aslında bir parapsikolojik savaş var. Alt beynimizi olgunlaştırmalıyız.
Scalar enerji çok olumlu da kullanılabilir. İktidar ve medya bunlardan hiç bahsetmiyor. İnternet sayesinde haberdar oluyoruz. Geleceğin bilimi bu. Doğru kullanılabilirse mucizevi şifa gibi. Onu kaldıracak bir yapıya sahip olmamız lazım. Kendimizi belirli bir disiplinde tutmamız gerek. Yine ciddi bir düşünce dalgası var üzerimizde bizi daha çatışmacı yapmaya yönelik. Çünkü buradan beslenenler iktidar sahipleri. Moda örneğin kadında bir beğenilme takıntısı yaratıyor. Erkek de bunu destekliyor. Aslında tantraya göre her kadın güzeldir. Güzel giyinmekte bir sorun yok ama moda tüketim çılgınlığını tetikliyor. Aslında erkek bir kadının nasıl güzel giyindiğinden çok onun enerjisine bakardı ama artık bu durum değişti.


Bugün Maya Takvimine göre benim doğum günüm. Erken başladık sabaha üç kişilik çekirdek ailemizle güzel bir kahvaltıyla. Baba kızın evden çıkmasıyla mutfağa girdim. Ocakta bol naneli, maydanozlu kabak kalye, evde yakılanan Mozart, dışardan gelen havanın kokusu ile ruhum dans ediyor. Ocakta pişen yemek evin enerjisini yeniden topluyor adeta. Mutfak işlerinin ardından biraz da çekmece, dolap düzeltikten sonra sıra içimdeki çekmecelere, dolaplara gelecek… Doğum günüme dair kendim için bir niyet tohumu ekeceğim bugün meditasyonumda. Maya Takvimine göre her 260 günde bir doğum kombinasyonunuz tekrar ediyor ve sizi doğum enerjinize götürüyor. O gün ektiğiniz bir niyet tohumu 260 gün içerisinde olgunlaşıp gelişebiliyor. Maya Takvimine ilginiz varsa bu özel günleri atlamayın siz de.
Bilmem farkında mısınız zaman hızlandıkça ya da bizlerdeki zamansızlık hissiyatı arttıkça herşey daha bir şeffaf oldu sanki. Herkes içindeki herşeyi bilinçli ya da bilinçsiz olduğu gibi dışarı yansıtır oldu. Bu kimi zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak kaosa neden olabiliyor. Ama çözülmeler de işte böyle başlıyor. Hiçbir şey gizli kalmıyor artık, kalamıyor. Yeni enerji denilen durum bu olmalı. Gizlenenler, gizlemek için çaba sarfedenler zorlanıyorlar, ağır depresyonlara sürüklenebiliyorlar. Diyorum ki, her ne var varsa içerlerde bir yerlerde korkmayın önce kendinize söylemekten, aynaya bakmaktan. Kendinize söylediğinizde aslında en büyük adımı atmı oluyorsunuz. Ardından bu farkındalıkla harekete geçip hayatınızda değiştirmek istediğiniz her ne varsa bu yolda yürüyebilirsiniz. Çünkü korku artık bugüne ait bir duygu değil. Korku temelli dramalar yarattıkça biz istemediğimiz senaryoları çekiyoruz hayatımıza ve sonra “nasıl düştüm ben bu duruma” diye soruyoruz, şikayet ediyoruz. Şikayet etmek ise daha büyük kaosa sebep oluyor içimizde, odaklandığımız olumsuzu büyütmekten başka da bir işe yaramıyor.
Dün “Eat, Pray and Love” kitabının filmini izledim. Kitapla pek de ilgisi olmayan, tamamen görselliğe dayalı, yüzeysel bir anlatım söz konusu. Tabiki görsellik de çok güzel verilmiş, hele de oyuncular da başarılı olunca keyifli bir 2 saat geçiriyorsunuz. Filmde özellikle sevdiğim tek cümle; “Her yıkım bir dönüşümdür”. Bunu aslında baş karakterin boşanması için söylüyor filmde fakat çok geniş açıdan baktığınızda, yani hem makro hem de mikro kosmosda, evet… her yıkım dönüştürür!

Şimdi bu fotonun yazıyla ne ilgisi var diyeceksiniz. Dün Doğa çekti bu fotoyu, birlikte oyun oyarken. Okuldan geldiğinde çok yoğun oyun oynuyoruz yatma vaktine kadar. Çünkü ancak bu şekilde şifalandırıyoruz kendimizi her ikimizde. Oyunlarımızda oyuncakları konuşturuyoruz, her birini farklı ses tonlarıyla. Aslında gerçek hayattan yansımalar görebilirsiniz bu oyunlarda yani kendimizi nasıl görmek istiyorsak o oyunu oynuyoruz gerçek hayatta da. Bazen prens bazen de Cindirella olmuyor muyuz hiç? Peki ya bazen iyilik meleği?
Hepinize neşeli bir 5 Lamat (Tavşan) günü dilerim:)


Kendimize ne kadar dürüstüz?
Hangi yönlerimizi gösteriyor, hangi yönlerimizi saklıyoruz?
Neden saklanma ihtiyacı duyuyoruz?
Çıplaklıktan neden çekiniyoruz? Hem duygusal hem fiziksel…
Kendimize dürüst olamadığımız noktalar neler?
Hadi aynaya bakalım ve kendimizi bütün çıplaklığımızla, olduğumuz halimizle kabul edelim ve sevelim.
Evrenin dengesine, sevgiye kucak açalım. Zıtlıkları, karmaşayı, olumsuzu da kabul edelim. Yargılarımızı olması gerektiği yerde bırakalım. Biraz olsun çıplak kalalım. İlk doğduğumuz an’daki gibi… hiçbrşey bilmediğimiz, öğrenmediğimiz, sadece iç sesimizi dinlediğimiz o an’a geri dönelim…
Kimsenin sizi böyle savunmasız görmesini istemiyor musunuz? Korkuyor musunuz göreceklerinizden? Korkmayın! Sadece bir ayna alın elinize ve bakın. Baktıkça derine, daha da derine inmeye çalışın. Gördüklerinize lanet okumayın, öfkelenmeyin, izleyin sadece. Görün bakalım neler varmış. Tanışın hepsiyle, kucaklayın. Gerçek siz ile buluşun.
NOT: Tam bunları düşünürken yukarıdaki satırları yazdıktan sonra bir mail düştü posta kutuma; Maya Takvimi’ne göre Bıçak Trecanası’nın 1. gününde olduğumuzu söylüyordu. Ve devamında şöyle diyordu; Bu trecananın gündemi hakikati aramaktır. Bu trecana boyunca aynaya bakın ve kendiniz hakkındaki hakikati görmeye çalışın. Seçimler yapmak ve kararlar almak için mükemmel bir dönem. 13 gün boyunca kendimiz ve etrafımızdaki dünya ile ilgili hakikati ortaya çıkarabiliriz.
Fotoğraf: Heykeltraş Mehmet Aksoy – Aynaya Bakan Kadın

Yağmurdan, selden, ekonomiden şikayet etmek yerine çözüm yolları aramaya, birlik bilinci için neler yapabileceğimizi sorgulamaya başlasak biran önce çok iyi olur. “Vah vah havuza da gidemiyoruz” demek yerine bir dursak düşünsek içinde buluduğumuz şartları, salt kendimiz için değil, ülkemiz için değil dünyamız için neler yapabileceğimizi düşünsek. Tek bir dünya, BİR TEK olduğumuzun farkına varsak. Bu saatten sonra ne yapılabilir, olan oldu demeyelim. Evet verebileceğimiz maksimum zararı verdik dünyamıza, yani kendimize aslında, evimize. Yine de olumlu niyetler için hiçbir zaman geç değildir ve gün bugündür diyorum. Tasarruf yapmaya, az tüketmeye, bilinçli tüketici olmaya, bizde olanı paylaşmaya, çevreye saygıya ve sevgiye devam ama olumlu niyeti de eksik etmeyelim.
Yoğun meditasyonlar yapılıyor ve yapılacak dünyamızın dönüşümü için. 17-18 Temmuz tarihlerinde Birlik Bilinci için Küresel Senkronize Meditasyon’a katılmak istiyorsanız şuradan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
Ayrıca, bir diğer meditasyon da, ilki 7 Temmuz’da yapılmış olan, Dünya ana – Bilinçli Dönüşüme – Niyet Meditasyonu. İkincisi, 17 Temmuz’da 19:00 -19:19′da yapılacak. Bu meditasyonla ilgili olarak bana ulaşan açıklama şöyle;
“Dünya ekolojik sistemini yok edecek, insanlığın ve yeryüzündeki diğer canlıların varlığını tehlikeye sokacak, fosil yakıta dayalı, kar amaçlı vahşi üretim-tüketim sistemlerinin ve insanı bu sistemlerin mekanik aracı haline getiren teknolojinin, doğayı kemiren ve meta haline getiren bakış açısının, kutsal kitaplarda üstü örtülü işaret edildiği, maya takvinde açıkca belirtildiği, doğanın ekolojik felaketlerle çoktan sinyallerini verdiği ve BM Milletlerin İklim Kuruluşu IPCC nin raporları ve bilim insanlarının araştırmaları ve çeşitli yollarla insanlara ilettikleri uyarılar göstermektedir ki, İnsanlık olarak BİLİNÇLİ BİR DÖNÜŞÜMÜ seçmenin ve açıkca bunu Evrene bilinçli olarak topluca ifade etmenin veya herşeyi yok oluşa terk etmenin son adımındayız.
Dünyanın yaşamın ve hepimizin en yüksek hayrına, Bilinçli Dönüşümü seçen dostlarla birlikte, insanlığın en yüksek potansiyellerine odaklanamanın yaratacağ sinerjinin de farkındalığıyla; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak –potansiyellerin ortaya çıkmasına ve lutufla yaşamlarımıza akmasına NİYET edeceğiz.
Katılmak isteyen dostlara da sevgiyle haber veriyoruz…..
Bilinçli Dönüşüm Niyet-Meditasyon saati
*17.07.2010 saat 19:00 ile 19:19 arasında 19 dakika yapılacaktır…
“NİYET: İnsanlık Ailesinin bir ferdi ve dünyada yaşayan bir canlı olarak;
Dünya üzerinde, doğanın, canlıların ve insanların yaşamını tehdit ve insan eliyle kurulmuş tüm sistemlerin; doğayla uyumlu, dengeli, HERKESİN EN YÜKSEK HAYRINI GÖZETEN, GELECEK NESİLLERE AKTARILABİLEN, yenilenebilir, işbirliği ile çoğaltılabilir, gizli gündemler olmaksızın paylaşılabilir, YENİ YAŞAM MODELLERİNİ ortaya çıkaracak dönüşmesine NİYET ediyoruz. BİRLİKTE NİYETİMİZLE ilgili potansiyeller ortaya çıksın. Ve hayatımıza aksın. NİYETİMİZLE ilgili sorumluluğumuzu kabul ediyor ve Yaşamlarımızı Kutluyoruz. Ne Mutlu Bize.”
Öte yandan 17-18 Temmuz 2010 Birlik Dalgası – Bilinçli Kavuşum’un Maya Takvimi’ndeki anlamını buradan okumanızı tavsiye ederim.
Not: Alternatifkarma’nın facebook grubu açıldı; bir tık

Aylar önce minik hiç bilinmedik bir kitapçıya girdim, vakit geçirmek, ne var ne yok bakmak için. Ben kitaplara göz gezdirirken, kitapçının sahibi yeni gelmiş kitaplarla dolu kolileri açıyordu. Pat diye önüme bir kitap attı. Henüz poşetinden çıkmamış, raflara konmamış. “Bu kitabı seversiniz siz” dedi. Tabii önüme geleni kabul ettim ben de fazlaca vakit kaybetmeden kitabı satın alıp çıktım. Kitabın adı “Büyük Değişim”. O günden beri yani aylardır okudum defalarca, sindire sindire. Başka kitaplar, çalışmalar girdi araya, sonra döndüm yine okudum. Sizlerle de paylaşmadan olmayacak bu özel kitabı.
Kitap, 15 yıldır yayıncılık işinde olan Martin Vallee tarafından yapılmış bir derleme. Kitapta 3 farklı yazar biraraya getirilmiş; Yirmi yılı aşkın süredir Kryon’a kanal olan Lee Carroll, öğretmen, bilim adamı, ses şifacısı, şaman ve psikoterapist Tom Kenyon, ve durugörsel/kanal, spiritüel rehber, Spiritüel Revelations adlı kitapların yazı Patricia Cori. Kitabı ilk olarak Fransızca yayınlamış olan Martin Vallee, bu 3 yazarla da uzun yıllardır süregelen dostluğunun verdiği sıcaklığı ve samimiyeti kitaba da yansıtmış. Zaman zaman soru-cevap, zaman zaman da makale şeklinde yazılmış olan kitap 2012 ve ötesi için yeni bir dünya yaratmak konusunda oldukça ayrıntılı bilgiler, fikirler içeriyor. Yayıncı, böyle bir kitabı derlemeye karar verme aşamasını ve nedenlerini şöyle anlatıyor; “Değişime izin vermeliyiz, çünkü eğer izi vermezsek, 2012 kapımızı çaldığında, yıllarca sürdürdüğümüz direnişten dolayı yorgun olacağız. Bu kitabın ardındaki sebep de bu: Her insanın, bilinçli ya da değil, bir seviyede hissettiği bu değişimleri anlamasına ve onlarla yüzleşmesine yardımcı olmak.”
Kitapta en fazla ilgimi çeken bölüm Tom Kenyon ile yapılan söyleşi ve Hathorlar tarafından gelen yeni kanal bilgileri. Kenyon aracılığıyla Hathorlar tarafından verilen bilgiler şöyle; “Giderek daha fazla Dünya değişimi, iklimsel değişimler, jeopolitik istikrarsızlık ve ekosisteme tehditler göreceksiniz. Bunlar, önümüzdeki yıllarda yaşanacak. Ama dünyanın haline bakıp cesaretinizin kırıldığını fark ettiğinizde, bizim size tavsiyemiz, kendinize olan düşkünlüğü aşmanız, üzerinize yönledirilen manipülasyonu ve izolasyon hissini aşmanız, grup zihni formunu aşmanızdır. Bu zorlu bir görevdir, çünkü siz, etrafınızda ızdırabın ortasında, yüreğinizin mutluluğuna giden yolu bulmak orunda kalacaksınız. Gelecek yıllarda, spiritüel olarak hassas bireylerin, vazgeçmek isteyecekleri zamanlar olacaktır. Bu kendinize yeniden ilham vermeniz gereken bir dönemdir ve bunu nasıl yaptığınız tamamen size bağlıdır.”
Kenyon bu süreçte kendimize ilham vermek için, dikkatimizi kendimizden ve sorunlarımızdan alıp çevremizdeki dünyaya, ayaklarımızın altındaki dünyaya, sosyal çevremize, arkadaşlarımıza, çevremizde yaşayan yabancılara, sevdiklerimize yöneltmemiz gerekitini söylüyorlar. Örneğin bir gülümseme, telkin edici bir söz, önünüzde dönüş yapan araca yol vermek, aç bir insanın karnını doyurmak, televizyonu kapatıp çocuklarınızla oyun oynamak, ağaç dikmek gibi basit şeylerle içinde yaşadığımız dünyaya mutlu bir yere dönüştürebiliriz. Basitliğin içinde aynı zamanda güç olduğundan bahseden Kenyon, kültürümüz ve ekonomimiz sıkıntılı dönemler geçirse de yaşadığımız her anın değerini bilmemiz gerektiğine dikkat çekiyor.
Kenyon, diğer Hathor bilgilerini ise şöyle aktarıyor; “Etrafınızda olup bitenleri aşmak ve kendinizi ayrı tutmak için içinizde bir yer bulun. İşte o zaman, belki de en ilginç deneyimi yaşayacaksınız. Kozmik şakaya tanık olacaksınız ve gezegeninizde olup biten herşey gözünüze, yüksek bilince yapılan ilginç ve eğlenceli bir geçiş olarak görünecek. Ancak hiç süphesiz bu eğlence hissi, sadece beşinci ve daha yüksek boyut bilincinden görülebilir. Olaylar düalist bir evrende gerçekleşirken, onların mizahi yönünü görmek, hele de siz onlara kilitlendiğinizde çok kolay değildir. Bu yüzden sizi, dünyanızı aşmaya – inandığınız dünyayı aşmaya – ve farkındalığın daha yüksek bir oktavına adım atmaya teşvik etmek istiyoruz. Olasıklarla dolup taşan bir evren sizi bekliyor.”
NOT: Konuyla ilgili Tom Kenyon’ın sitesinden Türkçeleştirilmiş haliyle şu yazıyı okumanızı ve sonundaki ses meditasyonunu yapmanızı öneririm.
