Bugün Maya Takvimine göre benim doğum günüm. Erken başladık sabaha üç kişilik çekirdek ailemizle güzel bir kahvaltıyla. Baba kızın evden çıkmasıyla mutfağa girdim. Ocakta bol naneli, maydanozlu kabak kalye, evde yakılanan Mozart, dışardan gelen havanın kokusu ile ruhum dans ediyor. Ocakta pişen yemek evin enerjisini yeniden topluyor adeta. Mutfak işlerinin ardından biraz da çekmece, dolap düzeltikten sonra sıra içimdeki çekmecelere, dolaplara gelecek… Doğum günüme dair kendim için bir niyet tohumu ekeceğim bugün meditasyonumda. Maya Takvimine göre her 260 günde bir doğum kombinasyonunuz tekrar ediyor ve sizi doğum enerjinize götürüyor. O gün ektiğiniz bir niyet tohumu 260 gün içerisinde olgunlaşıp gelişebiliyor. Maya Takvimine ilginiz varsa bu özel günleri atlamayın siz de.

Bilmem farkında mısınız zaman hızlandıkça ya da bizlerdeki zamansızlık hissiyatı arttıkça herşey daha bir şeffaf oldu sanki. Herkes içindeki herşeyi bilinçli ya da bilinçsiz olduğu gibi dışarı yansıtır oldu. Bu kimi zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak kaosa neden olabiliyor. Ama çözülmeler de işte böyle başlıyor. Hiçbir şey gizli kalmıyor artık, kalamıyor. Yeni enerji denilen durum bu olmalı. Gizlenenler, gizlemek için çaba sarfedenler zorlanıyorlar, ağır depresyonlara sürüklenebiliyorlar. Diyorum ki, her ne var varsa içerlerde bir yerlerde korkmayın önce kendinize söylemekten, aynaya bakmaktan. Kendinize söylediğinizde aslında en büyük adımı atmı oluyorsunuz. Ardından bu farkındalıkla harekete geçip hayatınızda değiştirmek  istediğiniz her ne varsa bu yolda yürüyebilirsiniz. Çünkü korku artık bugüne ait bir duygu değil. Korku temelli dramalar yarattıkça biz istemediğimiz senaryoları çekiyoruz hayatımıza ve sonra “nasıl düştüm ben bu duruma” diye soruyoruz, şikayet ediyoruz. Şikayet etmek ise daha büyük kaosa sebep oluyor içimizde, odaklandığımız olumsuzu büyütmekten başka da bir işe yaramıyor.

Dün “Eat, Pray and Love” kitabının filmini izledim. Kitapla pek de ilgisi olmayan, tamamen görselliğe dayalı, yüzeysel bir anlatım söz konusu. Tabiki görsellik de çok güzel verilmiş, hele de oyuncular da başarılı olunca keyifli bir 2 saat geçiriyorsunuz. Filmde özellikle sevdiğim tek cümle; “Her yıkım bir dönüşümdür”. Bunu aslında baş karakterin boşanması için söylüyor filmde fakat çok geniş açıdan baktığınızda, yani hem makro hem de mikro kosmosda, evet…  her yıkım dönüştürür!

Şimdi bu fotonun yazıyla ne ilgisi var diyeceksiniz. Dün Doğa çekti bu fotoyu, birlikte oyun oyarken. Okuldan geldiğinde çok yoğun oyun oynuyoruz yatma vaktine kadar. Çünkü ancak bu şekilde şifalandırıyoruz kendimizi her ikimizde. Oyunlarımızda oyuncakları konuşturuyoruz, her birini farklı ses tonlarıyla. Aslında gerçek hayattan yansımalar görebilirsiniz bu oyunlarda yani kendimizi nasıl görmek istiyorsak o oyunu oynuyoruz gerçek hayatta da. Bazen prens bazen de Cindirella olmuyor muyuz hiç? Peki ya bazen iyilik meleği?

Hepinize neşeli bir 5 Lamat (Tavşan) günü dilerim:)



Toplam : 5 Yorum var

    didem kaptan Ekim 21st, 2010 at 12:17 am

    iyi ki doğdun o zaman :)

    Özgür Turan Ekim 21st, 2010 at 7:46 am

    Didemcim, teşekkürler:)

    mihri Ekim 21st, 2010 at 8:35 am

    heeeyyyy çocum, doğum günün kutlu olsun.dileklerin gerçek olsun öptm.

    brajeshwari.dd Ekim 21st, 2010 at 2:24 pm

    güzel yaşlara canim… harika bir yazı…

    Evrim Çetiner Kasım 1st, 2010 at 12:42 pm

    Canım,
    On küsür gün sonrasında da olsa, ‘nice mutlu yaşlara’.. 😉
    Ben de öğreneyim şunu bak merak ettim şimdi, unutmadan..
    E.

Yorumunuz: