Hani hatırlarsınız burada demiştim ya size Neler gördüm neler! İşte gördüklerim;

Organik beslenip, doğayla iç içe olmak, her şeyin doğalını deneyimlemek, kendinizi evinizde hissetmek ve aynı zamanda inzivaya çekilmek istiyorsanız burası tam size göre.
Naya3
İstanbul’un karmaşasından ve iş yaşamınızda stresli günlerden bunaldıysanız sadece bir vapur gezisi yaparak gidebileceğiniz alternatif bir yer var; Naya İstanbul. Büyükada’da yer alan Naya, adeta cennetten kopmuş bir inziva yeri. Beyaz ahşap bir villa içinde kalıyorsunuz ve palmiyeler, kaktüsler, çeşit çeşit çiçek arasında kendinizden geçiyorsunuz. Nane, adaçayı ve lavanta kokuları içinde nefis bir deniz manzarasına şahitlik ediyorsunuz. Fakat bildiğiniz otellere benzemiyor burası. Kendinizi evde gibi hissetmeniz için birçok sebep var; Öncelikle yediğiniz her şey tamamen organik. Suyunuz, elektriğiniz, yedikleriniz doğal yollardan elde ediliyor.
ludwig
Naya’nın kurucularından Ludwig Lehner, öncelikle Türk insanına hayran olduğu için Türkiye’de kalma kararı almış. Lehner, 13 yıl önce Türkiye’ye gelmiş. Türk insanını oldukça insancıl ve doğal bulan Lehner, “Herhangi bir Avrupa insanının sizinle tanıştıktan hemen sonra evine davet etmesi çok normal bir durum değildir” diyor.
Lehner, bir süre Tünel Festivali’ni düzenlemiş ve Beyoğlu Tünel’de vejeteryan bir restoran işletmiş. Daha sonra ise Naya’yı kurma kararı almış. Kendisi de aynı zamanda meditasyon hocası olan Lehner, Naya’da dünyanın dört bir yanından gelen kişisel gelişim gruplarının çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Kültürler arası bir dinlenme merkezi olan otele bir haftasonu kaçamağı için gitmek istiyorsanız mutlaka önceden aramanız gerek çünkü otelde çok sık meditasyon ve inziva çalışmaları yapılıyor.
Otelin sadece 8 odası var. Daha fazla misafir olduğunda ise misafir villalarda ağırlanıyor. En güzel sezon ise Eylül-Ekim ayları.
naya4
naya6

Herşey ekolojik
Lehner, Naya’yı doğaya duyarlı bir çevre projesi olarak ele aldıklarını ve bir yandan da yüksek tekolojiden faydalandıklarını söylüyor. Fakat bu teknolojiyi doğaya saygı duyarak kullandıklarını vurguluyor. Bu nedenle oteldeki herşey doğal;
*Bahçedeki havuzun suyu bitkilerle temizleniyor. Havuzun bir bölümünde yüzülüyor, diğer bir bölümünde ise temizleme fonksiyonu var.
naya5
*Ahşap fırında ekmek, pizza, pide pişiriliyor. Aynı zamanda otelin tamamı bu fırının doğal enerjisi ile ısınıyor. Fırın ahşap olduğundan ısısını saatlerce koruyor. Böylece dışardan başka enerjiye ihtiyaç olmuyor. Fırın aynı zamanda saunada duruyor. Dışarıda ekmekler pişerken bir yandan saunadan da faydalanabiliyorsunuz. Yani bu fırının 3 temel fonksiyonu var; Ekmek yapımı, ısı tasarrufu ve elektrik üretimi. Güneş enerjisi ile elektrik ve sıcak su üretiliyor.
*Duş suyu geri dönüşümlü olarak kullanılıyor, temizleniyor.
*Mutfak ağırlıklı olarak vejeterjan fakat misafirlerin isteklerine bağlı olarak barbekü partileri yapılıyor.

Doğal yaşama yönelik inzivalar
Mekanı görmek için gittiğimizde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş, insan haklarıyla ilgili bir grup çalışması vardı. Çalışmanın öğlen arasında açık büfe vejeteryan yemekleri gerçekten de görülmeye değerdi.
Gelecek yıl doğal bahçe tasarımıyla ilgilenen bir grubu misafir edeceklerinden bahseden Lehner, bu grubun tasarım süresinde bütün materyalleri yine bahçenin kendisinden kullanarak muhteşem güzellikte bir bahçe oluşturduklarını anlattı.
Naya’daki inziva çalışmaları kaliteli doğal yaşama yönelik. Otelin para odaklı değil doğanın güzelliklerine odaklı olduğunu iddia eden Lehner, “Burada evde gibi hissediyorsunuz. Soğuk atmosferi sevmiyoruz. Müşterilerimizle aile ya da arkadaş gibi olmayı seviyoruz. Gelip paranızı ödeyip de gitmeniz değil istediğimiz. İletişimimiz hep sürsün istiyoruz. Mutfağa bile girin ve bizimle her anı yaşayın istiyoruz.”
Otelde ayrıca, ahşap boyama, resim, yazarlık, yoga ve meditasyon kurslarına katılabilir, shiatsu ve ayurvedik masaj yaptırabiliyorsunuz.



Toplam : 7 Yorum var

    Tanya Kasım 12th, 2009 at 4:01 am

    Ayırttım ben yer..hadi..

    arzu Kasım 16th, 2009 at 3:04 pm

    güzel bir reklam postu olmuş.
    son yıllarda bir organik modası çıktı herkes aynı şeyi söylüyor ama tabii ki hikaye bilen biliyor.
    marketing çalışmanızdaki şu cümle Öncelikle yediğiniz her şey tamamen organik.
    nasıl doğru olabilir. yediğiniz her şey organik demişsiniz. şimdi bütün kanalizasyon denize akıyor ve kanalizasyonla birlikte çer çöp her şey asitler, bir sürü maddeler potasyumlar, kurşunlar vs çoğu da yeraltı sularına karışıyor. buhar oluyor yağmura dönüyor. vs bunları zaten herkes biliyor tekrar dan ilk okul fen ve tabiat bilgisi dersine dönmeye gerek yok.
    sulama bu kadar sakatken, toprak saf değilken nasıl üretilen her şey organik olabiliyor dünyanın şu anki mekanizmasına aykırı. organik tarım çok eskilerde kaldı insanlığın ilk yıllarında şu an organik diye satılan her şey ise sadece kandırmaca insanların gözünü boyamaca ve marketing den başka bir şey değil.
    sizin de reklamanı yaptığınız yer güzel olabilir fakat organik ekolojik vs gibi terimler tamamen ütopyadır günümüz koşulları içinde her nerede olursa olsun.

    Özgür Turan Kasım 18th, 2009 at 2:20 pm

    Arzu Hanım,
    öncelikle bu bir reklam postu değil. GEçen ay İnfomag dergisinin mekan sayfasında yazdığımız haberdir. Reklam sizin de bildiğiniz gibi para karşılığında yapılan tanıtımdır. Haberin ne olduğunu biliyor olmalısınız.
    Organik diye satılan herşeyin kandırmaca olduğve eskisi gibi saf toprak kalmadığı konusunda size katılıyorum fakat buradaki “herşey organik” demek, suları dahil herşeylerini kendileri üretiyorlar, katkı maddesi yok anlamında. bu sert uslubunuzu da biraz olsun yumuşatmanızı rica edicem. Yoksa herhangi bir bilgi paylaşımında bulunamayacağız.

    arzu Kasım 19th, 2009 at 1:15 pm

    merhaba;
    bahsettiğiniz dergiyi takip etmiyorum o nedenle içeriğini bilemeyeceğim fakat aşağıda kopyaladığım cümleler bana yazının reklam yazısı olduğunu düşündürttü.
    Organik beslenip, doğayla iç içe olmak, her şeyin doğalını deneyimlemek, kendinizi evinizde hissetmek ve aynı zamanda inzivaya çekilmek istiyorsanız burası tam size göre.
    Kültürler arası bir dinlenme merkezi olan otele bir haftasonu kaçamağı için gitmek istiyorsanız mutlaka önceden aramanız gerek

    üslubum konusuna gelince ben bir problem görmedim bu sizin yanlış algılamanızla ilgili bir şey.
    yazdığım yazının içinde size hakaret edici bir cümle mi var hayır yok. kendi fikrimi beyan ediyorum.
    üslubumun nesini sert buldunuz bende sizden bunu açıklamanızı rica edeceğim.
    bir de bu yazının içinde ne yapıldığı var yani marketing kısmı nasıl yapıldığı yok yani haber kısmı yok.
    *Bahçedeki havuzun suyu bitkilerle temizleniyor.
    bence bu cümle işin marketing kısmıdır.
    hangi bitkiyle ve nasıl temizlendiğinin anlatılması ki bu herkesin bildiği bir konu değildir teknik bir konudur işte bu haberdir.
    en azından ben böyle anlıyorum.
    meditasyon var,yoga var, resim var bunlar biraz tanıtım yazısı gibi duruyor.

    Özgür Turan Kasım 19th, 2009 at 1:42 pm

    Bana deseniz ki “bu havuzun suyu ne tür bitkilerle temizleniyor acaba burası eksik kalmış haberin?”. o zaman sizi anlarım. FAkat direkt olarak reklam postu olmuş gibi bir ifade bana oldukça sert geldi. Kaldı ki reklam postlarına kişisel olarak hiç mi hiç ihtiyacım yok. ne gördüysem, ne hissettiysem onu yazarım yazılarımda her zaman. Bu evet biraz fazla öven bir yazı çünkü gerçekten övgüyü hak eden bir mekan olduğu için. Ayrıca mekan sayfasının özelliği budur. Gideriz, inceleriz, beğenirsek, okuyuculara faydası olabilecek bir yerse yazarız. Neyse, bitkiler konusunu soracağım Ludwig’e. Yakın zamanda yazarım yanıtı size.

    arzu Kasım 20th, 2009 at 6:14 am

    tekrar merhaba;
    reklam postu konusuna neden bu kadar takıldınız anlayamadım ben organik ürünlere vurgu yapmıştım.
    benim yazdığım paragrafın konusu reklam değil organik adı altında her yerde karşımıza çıkan son zamanların popüler kültürü nedeniyle bize dayatılan organik, ekolojik pazar, doğal, vs gibi kelimelerin ilgili ilgisiz heryerde görülmesi.
    bu tamamen hayal ürünü günümüz koşullarında mümkün değil genetiği değiştirilmiş tohumlarla, gökyüzünden yağmur yerine asit yağıyorken, içme sularına kanalizasyon, kalay, kurşun vs karışıyorken, gübrelere potasyum vs hertürlü şey ekleniyorken, çernobilin etkisi hala geçmemişken, nasıl organik tarım yapılıyor.
    belki bir haber konusu olabilir bu konuyla ilgili bilgi paylaşımı yaparsınız bizimle.
    benim anlatmak istediğim organik ürünlerle ilgili insanların kandırılıdığı ortaya çıkan ürünlerin anormal fiyatlarla insanlara satıldığı organik adı altında satılan ürünlerin de aslında organik falan olmadığı ama bizim moda meraklısı insanlarımızın her şeyde olduğu gibi bu konuya da bilinçli ve bilinçsizce saldırması.
    mekan sayfası tanıtım yazısında da, köşedeki manavda da, pazarda da, markette de organik tarım, organik ürünler diye karşıma çıkması benim canımı sıkan kısmı.
    insanlar sağlıkları içinde bu tür ürünlere yönelmiyorlar ne yazak ki arkadaşlarına hava atmak için ay şekerim, canım, cicim bilmem ne ekolojik pazarından aldım organik domates bilmem kaç lira ay sen de al çok sağlıklı biz hep böyle besleniyoruz tarzı şeyleri de gerek blog yazılarında gerek gazetelerde gerekse etrafımda çok görür oldum.
    yazdığım yorumda yapılan vurgu reklama değil organik ürünleredir.
    sizin reklam alıp almamanız, kişisel olaraka ihtiyacınızın olup olmaması açıkçası beni hiç ilgilendirmiyor insanlar yanlış yönlendiriliyor ne yazık ki.

    Özgür Turan Kasım 25th, 2009 at 8:39 am

    Arzu Hanım merhaba tekrar,
    Ludwig diyor ki; “Havuzun suyunu tatlı su bitkileri ile temizliyoruz. Çünkü bu bitkler sudaki bütün çöpleri yiyorlar. Bunun yanısıra suyu devirdaim edip, kum ve ultra viole ışınları ile filtre ediyoruz. Merak edenlere burada uygulamaları gösterebiliriz”.
    Eleştirileriniz ve katkılarınız için teşekkürler.

Yorumunuz: