Yaz hızlı başladı sanki ya da bana öyle geliyor. Zaman konusundaki hissiyatım böyle son günlerde. Sanki her gün bir öncekinden daha çabuk geçiyor. Zaten yaz nasıl geldi onu da anlamadım ya, şimdi de birden sonbahar olacak sanki. Doğa da geçenlerde yemek yerken şöyle dedi; “Ya anne halen 2012′de miyiz?”. Evet diye yanıtlayınca da “Aaaa ben çoktan 2013′e geçtik sanıyorum” diye bir güzel de şaşırdı. Zamanın hızlandığının hisseden yalnızca ben değilmişim diye sevindim. Annem küçüklüğümden beri bana hep aynı şeyi söyler durur; “Zaman kavramın yok kızım senin”. Örneğin, saat 2′de bir yere gideceğiz diyelim ki annem 1′de arar beni; “Ee hadi saat 2 oluyor” diye. Ama daha kocaman 1 saatim vardır oysa ki. Hiç sevmem acele etmeyi.

Bana göre zaman, an’lara ne sığdırabiliyorsan o. Saat takmayı hiç sevmem örneğin. Yıllar oldu saatlerimi bir kutuya kaldıralı. Hem ağırlık yapıyor koluma hem de sürekli saate bakan bir tip olmadığımdan gerek duymuyorum. Hele plaza hayatından ayrılıp serbest çalışmaya başlayınca saati hepten unuttum. “Aaaa saat de kaç olmuş bak” deme halini severim ben. Zamanın dolu dolu geçirilme, an’ların içinde kaybolma halini. Her saat başı saate bakma ihtiyacı duymam. Vücut saati diye birşey var ya özellikle beslenme uzmanların sürekli bahsettiği, evet o bir gerçek. Ve ben tamamen vücut saatime göre yaşıyorum. Bedenim ve ruhum günün hangi saatinde neye izin verirse, neyi istiyorsa onu yapıyorum. Şu saatte bu yenir, bu saatte bu yapılır diye bir kuralım yok. Sadece yogadan gelen bir özdisiplinden kaynaklanan akşam hatta bazen akşamüzeri belli bir saatten sonra birşey yememe durumum var ki aslında bu da vücut saatimle birebir uyumlu. Kaldı ki bu bile koşullara göre değişebiliyor kimi zaman. Hem disiplinli ama bir o kadar da esnek olmak gerek mümkün olduğunca. Bu güzel dengeyi yakalayıp yaşamdan haz alabilmek gerek. Kendimizi mutsuz ederiz yoksa mükemmel olmaya çalışalım derken.

İşte zamanın hızlı akışında geçiyor gidiyor bizim de günlerimiz. Kim gün yastığımızı zor bulacak kadar yorgun, kimi günümüz rehavet içerisinde yayılarak… her biri de olduğu haliyle güzel. Doğa yaz okuluna gitmiyor. Çok mecbur olmadıkça yaz okuluna gönderme yanlısı da değilim. Ancak yarım gün bir spor dalıyla ilgilenecek olur o zaman olabilir. Ama sabah servisle yaz okuluna gitsin akşam üzeri dönsün hiç istemem. Yayılmalı biraz çocuk yazın, boş kalmanın tadına varmalı, boşluk içinde kendi çözümünü kendi yaratabilmeyi öğrenmeli. Yaşına göre tv ve bilgisayar dışında yapabileceği birçok seçenek var. Yeter ki yönlendirilsin, ihtiyaçları karşılansın. İhtiyaç derken sadece yemek gibi fiziksel şeylerden bahsetmiyorum. Yazın en fazla ilgi ihtiyacı oluyor çocukların. Kış boyunca bütün gün okulda olduklarından yaz gelince anne ile daha fazla paylaşımda bulunmak istiyorlar. Bu da çok normal. Anne yoksa baba, evdeki yardımcı ya da anneanne/babaanne bu rolü üstleniyor. Ebeveyn rolünü üstüne giyen her kim olursa olsun, verebileceği en güzel şey ilgi ve sevgi. Kendi çocukluğumu hatırlayınca en mutlu olduğum zamanlar hep annem ve babamla birebir oyun oynadığım ya da birlikte birşeyler yaptığımız anlardı.

Zaman konusundan nerelere geldik. Aslına bakarsanız zamanda gerçekten de hızlanma var. Bunu bilimsel olarak nasıl açıklarız bilemiyorum ama şöyle diyebilirim; düşünce gücüyle yaratabilmeye başladıysak eğer zaman kavramını da ne kadar geride bıraktık siz düşünün. Aslında sadece an’lar var başka birşey yok.

Yani yaz ayları da çabucak geçecek, kıymetini bilin, çocuklarınıza da bildirin. Onlarla keyfini çıkartarak zaman geçirin.



Toplam : 2 Yorum var

    Evo Temmuz 2nd, 2012 at 9:12 am

    Bu kadar olur vallahi, tam da dusunduklerimi, hissettiklerimi yazmissin Ozgur. ;)

    Daha bugun Basak la bir baktik -iki saatsiz olarak- aaa 19 olmus dedik. İhtiyaci, istegi belirleyen bedenlere kulak vermek gerek gercekten.

    Cocuklarimiza gelince de oyle, bence de yayilsinlar, yayilabildikleri kadar, ooohhhh ne guzel! Tabii biz de.. ;)

    Ps:saatlerde hep simdiyi gostersin lutfen..

    Operim bol bol..

    Özgür Turan Temmuz 2nd, 2012 at 12:52 pm

    Hah işte o duruma bayılıyorum, bir bakmışşınız ki saat kaç olmuş. Çok tatlı bir his! Bize yazın yayılmak zor be Evrimcim. Vücudumuz dursa dilimiz durmuyor, bu cücelere laf yetiştirmek kolay iş mi:) sürekli sorgulanma halindeyiz:) öperim

Yorumunuz: