Geçtiğimiz hafta çoğunlukla “yapmam gereken çok şey var ama hiçbiri için vaktim yok” şeklinde söylenerek geçti. İçimden tabiki. Zaman zaman etrafımdakilere söylendiğimde olmadı değil. Bu en büyük bahane aslında biliyorum ama bütün hafta konuştum durdum içimden. Üstelik yogaya bile sadece bir defa gidebildim. Doğa’nın hafif nezle ve dolayısyla halsiz oluşu, bunların sonucunda da yuvaya gidememesi benim için hayatı durdurdu. Herşey Doğa oldu.  

Biraz da tembel olmak istedim bu hafta, sıkıldım sürekli yaptıklarımdan. Özellikle evin rutin işleri ve mutfak konusu baş sıkıntılarım. Sevmiyorum işte ne yapayım. Yorulduğumu hissettim çok. Ama farkettim ki beni asıl yoran, Doğa’nın son 1 aydır bitmek bilmeyen “hayır”ları ve hiperaktivite derecesinde hareketliliği. Ayrıca her konuda onu ikna için sürekli beynimi zorlayıp birtakım oyunlar uydurabilme çabası. “Yok ! Bu hafta oyun falan uyduramayacağım, onu ikna edebilmek için dil dökemeyeğim” dedim kendime.

“Yemek sofrasında oturmak istemiyor musun? Kalk o zaman içeride bizi bekle” dedim.

“Giyinmek istemiyor musun? Giyinme o zaman çıplak dur ya da kendin giyin” dedim.

Her ağlama krizinde; “Ağladığında ne demek istediğini hiç anlamıyorum. Ağlamayı bitirirsen seninle konuşabilirim” dedim.

Sonuç  ne mi oldu? Kendisinin mükemmel bir tiyatro oyuncusu olduğu ve herşeyin fazlasıyla farkında olduğu bir defa daha kanıtlanmış oldu. Ağlamalar birden durdu. Giyinmeler tam olarak çözülmese de daha kolay oldu. Yemekte masada oturmanın da süresi en azından biraz daha uzadı.

Tabiki de kazanan benim diyemiyorum çünkü ortada bir kazanan-kaybeden durumu yok. Bu hafta deneyimlediklerimden anladığım kadarıyla yeni nesil çocuklar bilinç düzeyi olarak bizlerden çok yüksekteler. Aslında onlara çocuk demek bile yanlış olabilir. Onlarla paralel bilinç düzeyine gelebilmek için kendimizi çok geliştirmemiz gerekiyor her anlamda. Zorlayacaklar bizi hem de çok. Her biri, her birimize farklı dersler olarak geldiler. Bu durumda rehberliklerinden faydalanmak için elimizden geleni yapacağız. Yani diyeceğim şudur ki; Çocuğunuzun sizi en çok hangi konularda zorladığına dikkat edin; o konulara dikkatle eğilin, üzerinde çalışın. Oturun üşenmeyin yazın ne hissettiğinizi. Sonucunda sorunun, ki aslında “sorun” olarak tanımlamak doğru değil, ucu mutlaka sizde oluyor. Yani annede ya da babada. Ayna-yansıma durumu burada da geçerli; Yani karşınızdaki kişinin sizi en fazla rahatsız eden yönü, sizin kabul edemediğiniz, direndiğiniz yanınızdır. İşte çocuklarımız da bize ayna tutuyor.

Yarını da sakin,”hayır”larla mücadeleye kalkışmadan, dinlenerek geçirip yeni haftaya başlarken şöyle diyorum; “Herşeye yetecek kadar zamanım var. Her işimi kolayca hallediyorum.”



Toplam : 5 Yorum var

    brajeshwari Mayıs 3rd, 2009 at 2:34 am

    Bir şeyi bırakınca çözülür bir de..İpi bıraktın, kendi kendine çözülmüş düğüm…

    öpüyorum ikinizi de..

    funda Mayıs 3rd, 2009 at 6:27 am

    ben ukalalık yapmak istemiyorum ama inan hiç böyle sorunlar yaşamadım.. emre yaptı mı bunları evet, ama bu zaten doğal bir süreç ..inatlaşmasa bir sorun var demektir aslında.. ben çocuk olsam ben de masada herkes gibi oturmak istemezdim, ben çocuk olsam tabi ki çukalatayı ıspanağa tercih ederdim..
    doğanın özgüveni gelişiyor ve kişiliği çerçeveleniyor, tercihlerinin olması için direnmesi çok güzel bence..hareketli olması da dünyayı keşfetme isteği, ben de çocuk olsam oturmaktan sıkılırdım ki hala sıkılıyorum.. vazgeçirmek yerine sevinmelisin derim ben..doğa olması gerekeni yapıyor..

    Özgür Turan Mayıs 3rd, 2009 at 7:06 am

    Fundacım, lütfen ukalalık yap:)) Tamamen haklısın. Vazgeçirmeye çalıştıkça daha çok inatlaşıyorlar zaten. Kendi haline bırakıp, tepki vermeyince daha normale dönüyor herşey.

    yonca Mayıs 3rd, 2009 at 3:00 pm

    Annelik, dünyanın en güzel ve en zor şeyi, ama onun gözleri gülünce insan herşeye sabrediyor işte..

    sufi Mayıs 4th, 2009 at 1:30 am

    Ha haaaha nasıl da komiklik yapıyor ama? Benden bir öpücük meleğine ve sana.

Yorumunuz: