Ebeveyn olmak, hayata farklı bir bakış açısı geliştirmenizi sağlıyor. Kimi zaman olabildiğince korumacı olurken kimi zaman da alabildiğine özgürlükçü oluveriyorsunuz. Aradaki dengeyi kurabilmek çoğu zaman çok kolay olamıyor. Geçenlerde çocuklarımızla olan bağımız konusunda yoga hocam Dada Ac. Hiranmayananda Avt. ile sohbet ederken şöyle dedi; “Neden endişe ediyorsun ki, onlar zaten evrenin çocukları? Her ne kadar özgür bırakacaksın ama bir o kadar da disiplinli olacaksın. Sen elinden gelen her türlü fedakarlığı yapacaksın ama sonra özgür bırakacaksın”. Aslında hocam burada yoganın da temeli olan bir ahlaktan bahsetti. Yani hayatın her alanında denge kurabilmek! Fedakarlık yapmak ama şikayet etmeden, sevmek ama bağlanmadan, sevdiklerine bağımlı olmadan. Her anlamda son derece özgür büyütülmüş biri olarak bunun önemini çok iyi biliyorum aslında. En vurucu nokta da, özgürlüğün bedende değil ruhta, kalpte başladığını. Buna rağmen anne oluşumun ilk yılında ciddi sorgulamıştım kızıma olan bağımlılık duygumu. İçinizde büyüttüğünüz bir canlıyı sahiplenip, sarmalayıp “o benim” diyebilmek öyle şişiriyor ve besliyor ki egonuzu. Bir süre egonuz havalarda geziniyorsunuz dünyanın en büyük mucizesine sahip olduğunuz ve onu siz yarattığınız için. Ama ne zaman konuşmaya başlıyor, size ayna tutuyor işte o zaman siz de ayaklarınızı yere basıyor ve farkına varıyorsunuz ki ebeveyn olmuşsunuz, bir “insan” büyütüyorsunuz. Korkularınızı onda görüyor, sevinçlerinizi onda yaşıyorsunuz. Birbirinizin yansıması oluyorsunuz. Ne verirseniz onu alıyorsunuz.

Dada bir de çok önemli bir şey daha söyledi sohbetimiz sırasında; “Çocuklara bir şey öğretmeye çalışmayın, sadece örnek olun yeter”. Bunu duyduğum anda tabii sigara içen ebeveynler geldi aklıma. Bir yandan tüttürürken, bir yandan da “evladım sigara sağlığa çok zararlı”diyen. Ya da çocuğuna kola içirmeyen ama kendi yemeğe kolasız oturmayan. Yargılama amaçlı söylemiyorum bunları, sadece bu köşenin de adı “ayna” olduğu üzere kendimizi biraz olsun analiz edelim istiyorum. Kaldı ki eşim de kısa bir süre öncesine kadar kolasız oturmazdı yemeğe, sonra birden bırakma kadarı aldı kolayı. Bunu duyduğu gün kızımız sarılıp tebrik etti kendisini. Hayat da dümdüz bir çizgiden oluşmuyor tabii, inişleri çıkışları olduğu gibi hepimizin de farklı faklı bakış açıları var. Sigara konusunda çok tepkiliydim bir süre öncesine kadar özellikle çocukların yanında içilmesine. Fakat kızım bu tepkimi öyle içselleştirmiş olmalı ki dışarıda elinde sigara gören her insana “sen sigaranın zararlı olduğunu bilmiyor musun ki içiyorsun” gibi söylenmeye başladı. Tabii bu hoşuma gitmedi ve sonunda ona herkesin hayatta kendi seçimleri olduğunu ve sevdiklerimizi seçimlerine göre yargılamamamız gerektiğini ve buna bizim karışamayacağımızı anlattım. Tabii burada en büyük ders kendimeydi aslında.

Bütün bunları düşünüp, gözlemlerime devam ederken, geçtiğimiz hafta kızımın okulunun düzenlediği seminerde konuşmacı olan İstanbul Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin de taşları yerine oturttu. Bilgi sahibi olmak ile bilinç sahibi olmanın farklı olduğu konusuna değinen Ergin de, çocuklarımıza bir şeyler öğretebilmenin en iyi yolunun onlara rol model olmaktan geçtiğini, eğitimsel ve yaşamsal deneyimlerimizin bir bütün olması gerektiğini söyledi.

Ergin’in bilgisayar konusunda verdiği çok önemli bir bilgi var ki onu da paylaşmam gerekiyor. Almanya’da yapılan bir araştırmada, günde 8 saat bilgisayarda şiddet oyunu oynayan bir ergen ile, uyuşturucu alan bir insanın vücudundaki kan düzeylerinin aynı olduğu saptanmış. Teknoloji her ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da çocuklarımızı ondan verimli faydalanma noktasına getirebilmek ciddi disiplin ve özen istiyor. Bu konuda kesinlikle ipleri çocuğun eline bırakmadan ebeveynlerin kontrollü ve disiplinli olması gerekiyor. Ergin’in verdiği bilgilere göre, yine yapılan araştırmalar sonucunda görülüyor ki; kontrollü olarak günde 1 saat bilgisayarda strateji oyunu oynayan bir ergen, bilgisayarda oyun oynamayan arkadaşlarına göre yüzde 50 daha yüksek performans gösteriyor.

Hem çok seveceğiz, hem özgür bırakacağız ama bir yandan disiplinli olacak, bir yandan da örnek olacağız. Çok da kolay görünmüyor evet farkındayım. Hatta çocuk sahibi olmak isteyen bir çifti anında uzaklaştırabilir bu tanımlama. Ama bana göre annelik, bir kadının kendini tanıma sürecinde yaşadığı en değerli deneyimdir ve koşulsuz sevgiyi hücrelerinde hissedebilmenin tek yoludur. Ebeveynlikte de asıl olan sevgidir her zaman, her kapıyı açan, her an’ı onurlandıran.

*İnfomag Şubat sayısı köşe yazım.



Toplam : 4 Yorum var

    Tugba U. Şubat 25th, 2011 at 4:38 am

    Her kelimesini yürekten hissederek okudum. Ve bir anda farkettim ki ben de kızıma örnek olmaya çalışırken masaya kolasız oturamayanlardanım…
    Teşekkür ederim Özgürcüm. Sağladığın farkındalık için…

    Uma Şubat 25th, 2011 at 7:12 am

    Kendinden memnun degilsen, memnun olacagin cocuklarin olmaz :) Insan kendini kabul edip begendikten sonra ancak ebeveyn olmali bence de…
    Oyle sunu sahte yapmiyor gibi gorunmeler asla calismaz cunku ebeveynlikte. Sen cocugunun onunde hic kufretmezsin misal, ama cocugun kufurbaz olur ve sen onu duzeltmeye calisirken bulursun kendini. Sasirirsin, nasil oluyor bu is diye, Tanri’nin islerine akil sir ermez iste :)

    Özgür Turan Şubat 28th, 2011 at 1:15 am

    Tuğbacım, ben teşekkür ederim. öpüyorum.

    Özgür Turan Şubat 28th, 2011 at 1:21 am

    Sevgili Uma, olmuyor evet. İçtenlik olmayınca sahte kaçıyor herşey. Ebeveynlik de ancak gönül bağıyla oluyor ya o bağda sahtelik ne arar… sevgiler.

Yorumunuz: