Kafamda, gündemimde türlü konular vardı oysa ki. Ama sayfalarımı hazırlamama 1 hafta kala aldığım bir haberle bütün gündemim değişti. Daha doğrusu gündemim sıfırlandı diyelim. Tanıdığım çok güzel bir insan talihsiz bir deniz kazası sonucu bu dünyaya veda etti. Sebepsiz, zamansız gidişler derin sorgulamalar yaptırıyor insana, adeta bir tokat gibi çarpıyor yüzünüze. Kimsenin kontrolünde olmayan bir düzenin varlığını bir defa daha fark ediyorsunuz. Sevgili Buket Güney, Caddebostan Sinerji adındaki kişisel gelişim merkezinin işletmecisiydi. Bugün Sinerji’nin tam karşı çaprazında bir kafede oturdum kahvemi yudumlarken, bir yandan düşünüyorum “Şimdi oraya gitsem Buket yok artık” diye, diğer yandan karton kahve bardağımın üzerindeki minik yazılar dikkatimi çekti; “Life is too short. Stay awake for it”. Yani, “Hayat çok kısa. Farkında ol” diyor. Kimbilir Buket de kaç defa bu kafede kahve içti ve bardakların üzerini okudu ve gülümsedi. En fazla da gülümsemesi var aklımda kalan ve de o güzel mavi gözleri. Hangimiz farkındayız ki hayatın çok kısa olabileceğinin, habire yazıp, okuyup duruyoruz “an”ların kıymetini bilin diye. Peki ya gerçekten yaşayabiliyor muyuz acaba “an” ları olduğu gibi? Hep keşkeler, acabalar, -meli, -malı’larla geçiyor günlerimiz. Ya geçmişteyiz ya da gelecekte.

Buket’le tanışmama vesile olan dostum Esra ile bugün telefonda konuşurken “kıyamet içimizde” dedik. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki an be an değişiyoruz, dönüşüyoruz. Farkındayız ya da değiliz bir şekilde değişmeye zorlanıyoruz. Zorlandığımız zamanlarda şikayet etmek yerine farklı bakış açıları geliştirip, kendi içimize dönebilirsek işte gerçek değişim orada başlıyor. Ama biraz cesaretli, yürekli olmamız gerek. Hükümetten, düzenden, eğitim sisteminden, kapitalizmden, eşinizden, çocuğunuzdan, işinizden sürekli şikayet ederek mutlu olabilir misiniz? Önce kendinizi, bakış açınızı değiştirmekle başlayın işe sonra hayatınıza bir bakın, neleri yeniden inşa etmeniz gerekiyorsa sıvayın kolları ve girişin işe. Hemen hemen! Beklemeye vakit yok. Zaman şimdi! Başka bir zaman kalmadı artık. Çevrenizi değiştirmek istiyorsanız önce kendiniz değişin. Daha kaç tane kişisel gelişim seminerine katılmanız gerekiyor değişmeniz için? Kaç terapist işe çalışmanız gerekiyor? İnanın bana bunun sonu yok. Bırakın gününüzü ayın güneşin durumuna göre planlamayı. Siz içinizde ay ve güneşi bulun önce, onlara inanın.

Size yol gösterecek rehberlere tabiî ki ihtiyacınız olacak ama her zaman en büyük rehberiniz sezgileriniz olsun. İçinizdeki güce güvenmeyi öğrenin.

Bu tür yazıları hiç de planlayıp yazmıyorum. Kelimeler kendiliğinden dökülüyor. Sanki biraz ahkam kesiyormuşum gibi bir hal içinde oluyorum ama sanılmasın ki ben bu dediklerimin her birini birebir uyguluyorum. Yapmaya çalışıyorum diyelim sadece. Evet kendimle çalışmayı çok seviyorum. Biraz olsun tökezlediğim her defasında kendime dönüyorum ve daha da iyi anlıyorum kendi gücümü. Söylediklerim, yazdıklarım her zaman önce kendime. Haydi terzi kendi söküğünü dikemez atasözünü değiştirelim. Önce kendi söküğümüzü dikelim ki düşlerimizi gerçekleştirebilmek ve sevdiklerimize yardım edebilmek için gücümüz olsun.

Düş deyince Tanrılar Okulu kitabının yazarı kitabının yazarı Prof. Stefano E.D’Anna geldi şimdi aklıma. 2008 yılında röportaj yapmıştım kendisiyle. Üşenmedim aradım buldum röportajı şimdi. En fazla “düş” ile ilgili sorular sormuşum röportajımda. Ekonomist ve sosyolog olan yazara göre ‘düş’ bir amaç, hedef ya da istek değil. Örneğin bir yazar olmak ya da bir araba sahibi olmak düş değil. D’Anna düşü şöyle tanımlamış: “Düş, varlığımızın bir durumudur. İnsanoğlunun genel bir aktivitesidir. Gerçekten ne için doğmuş olduğunuzu düşünün. Bu çok önemli. O zaman düşlemeniz daha kolay olacaktır. Ne için doğduğunuz, bu hayata neden geldiğinizi bulursanız, düşünüz için savaşmak, mücadele etmek zorunda kalmazsınız. Hayatınız bir çabadan ibaret olmaz. Başarı kendiliğinden gelir. Evren sizin için çalışır.”

Ne için doğmuş olduğunuzu nasıl bulabilirsiniz? Hangi işi yapsanız en çok haz duyarsınız, sevgiyle yaparsınız onu düşünün. Evrenin işaretlerini izleyin. Bir işi çok isterken o iptal olup hiç hesapta olmayan başka bir iş çıkıyorsa bir bakın bakalım orada görmeniz gereken ne var. Direnmeden sadece olanı olduğu şekliyle, yeni bir gözle görmeye çalışın. Başarı kendiliğinden nasıl gelir ve evren sizin için nasıl çalışır? Bir iş sevgiyle yapıldığı zaman kendiliğinden su gibi akar, siz evrenin işaretlerini anlamlandırdığınızda ve değişime direnmediğinizde her süreci kolaylıkla aşabilirsiniz.

Sevgili Buket ile bu sohbetleri ayaküstü yapardık. Daha çok kızlarımız ve onların geleceği üzerine konuşurduk, dertleşirdik. Tanıdığım Buket çok cesurdu, hayata karşı dayanıklıydı. Bir yandan da eğlenceli tarafından bakardı hep hayata. Neden gitti bu kadar erken? İşte bu sorunun yanıtı yok bu dünyada. Sizler bu yazıyı okurken gidişinin üzerinden 1 ay geçmiş ama kalplerde acısı halen taptaze olacak.

NOT: Bu yazıyı Ağustos’un 20’lerinde yazmıştım. O günlerden beri halen yazasım yok. Buket’in gidişinden yaklaşık 1 ay sonra da çok değerli bir gazeteci arkadaşımız Yurtsan Atakan’ı kaybettik.

Işıklara kavuşsunlar…



Toplam : 7 Yorum var

    ESRA EKREN Eylül 12th, 2012 at 11:49 am

    teşekkürler Özgürüm bu güzel yazı için…
    Buketin anısına verdiğin değer için teşekkürler..
    Ne kadar tanımıyor olsak ta bir in parçasıyız hepimiz..Yurtsan ın da yolu ışıklı ve nurlu olsun..
    layık olduğu şekilde karşılanmasını yüce Allah’tan niyaz ederiz..seni seviyorum dostum..

    Özgür Turan Eylül 13th, 2012 at 6:09 am

    Seni seviyorum Esracım iyi ki varsın.

    ESRA EKREN Eylül 14th, 2012 at 12:32 pm

    sen de sevgili dostum iyi ki varsın..ve birbirimizin hayatındayız..çok sağol..

    Evrim Eylül 18th, 2012 at 4:55 am

    :( tanımadan beni de çok etkilemişti okuduğumda.. Acınızı paylaşıyor, dileklerinize yürekten katılıyorum..

    Özgür Turan Eylül 18th, 2012 at 6:26 am

    sAğol tatlım.

    emel Eylül 18th, 2012 at 9:09 am

    Çok sevdim yazını yine. Etkilendim…
    Adını ve bloğunu vererek, yazının bir kısmını Facebook ta paylaştım. Umarım bir sakıncası yoktur. Belki birilerine de fark ettirici olur diye düşündüm. Teşekkürler …

    Özgür Turan Eylül 19th, 2012 at 10:56 am

    Tesekkur ederim Emelcim, yok tabii sakincasi. Gonul isterdi ki bu yazi boyle bir sebeple yazilmasaydi. Oyle oldu… Sevgiler.

Yorumunuz: