asirikoruyucu

Bugün kendimle ilgili yeni bir duygunun farkına vardım, tam buraya yazacakken, biraz blog okumak istedim ve baktım Sardunya ile bugün aynı şeyleri düşünmüşüz, hissetmişiz. Biz Anatema kadınları böyleyiz, boşuna değil biraraya gelişimiz, düşüncede hep benzer frekanslardayız.

Önce sabah Doğa’yı okula bıraktıktan sonra suçluluk duygusu hafiften kendini göstermeye başladı. Tatilde alışmışım sürekli yanıbaşımda sarılıp öpmeye. Bir an elim boş kaldı. Koca gün ne yaparım diye düşündüm. Oysa ki yapacak o kadar çok işim varken… Sonra uzunca bir yürüyüş sırasında fark ettim ki bu duyguyu yaratan benim. Yani suçlu hissedecek birşey yok tabiki de. Neden suçlu olabilirim ki? 3 yıl boyunca herşeyiyle ilgilenip yuva yaşına kadar getirebildiğim için gururlu olabilirim ancak. Benzer bir duygu yaşayan her kim varsa lütfen siz de gurur duyun kendinizle. Çalışan çalışmayan her anne için gurur duyulacak bir şeydir çocuğunu okul çağına getirebilmek.

Zaten bir süredir günümüz annelerinin, ki buna ben de dahilim, çocuklarımızı fazlasıyla şımartarak büyüttüğümüzü düşünüyorum. Tatilde de aynı şeyi hissettim. “Yemek yemiyor musun canım, hadi boyama yaparak yiyelim mi?” derken buldum kendimi. Durdum öylece. “Yemezsen yeme sen bilirsin” dedim bıraktım. Yani sıkılmasınlar diye sürekli bir aktivite yaratma peşindeyiz hepimiz. Bugün okullar açıldı ve birçok anne-çocuk gördüm ellerinde çikolatalarla, çubuk krakerlerle yollarda yürüyen. Büyük ihtimal anneler çocuklarını okuldan almaya giderken sürpriz yapmak isteyip ceplerinde çikolata ile gidiyorlar.  Biliyorum çünkü ben de yaptım aynı şeyi. Özellikle geçen yıl Doğa yuvaya ilk başladığı zamanlarda kendi suçluluk duygumu yenebilmek için okul çıkışı kitapçıya götürüyordum çocuğu. Ama baktım ki olacak gibi değil. Neredeyse her yuva çıkışında köşedeki kitapçıdayız. Sonra, kimi zaman “Param bitti” kimi zaman da “eve gitmemiz gerek” şeklinde tavrımı koyarak bıraktım bunu yapmayı. Ama oldukça zor oldu bu konuda kendimi eğitmem. Çünkü insan anne olunca maddi manevi sürekli bir fedakarlık yapma psikolojisi içinde yaşıyor. Doğa geçen yıldan buna o kadar alışmış durumda ki halen okuldan alırken “ne sürprizin var bugün” diyor bazen. Fakat bu yıl en fazla çantamdaki sakızım oluyor onunla paylaştığım ya da eve geldiğimizde içeceği bir bardak meyve suyu. Tabiki çikolata da yiyoruz ama sürpriz olarak değil. Sürprizin kelime anlamını öğrendik artık ikimizde:)

Yalnız geçenlerde ne yaptığımı anlatmazsam çatlarım. Baktım ki ertesi gün okulda ikindi kahvaltısında dondurma varmış. Şimdi bizde beyin “dondurma yiyen çocuk hastalanır”a kilitli ya. Halbuki olumlu telkin yap be kadın çocuğa desene “Dondurmamı sağlıkla yiyorum ve okuluma gidiyorum”. Ama yok hep diyorum ya anne olunca telkin falan hikaye herşey “an”ların farkında olmakta ve kendini gözlemlemekte gizli. Veee bir gece öncesinden iletişim defterine aynen şöyle bir not yazdım; “Doğa, dondurmayı çok sever ve çok hızlı yer. Lütfen yavaş yemesini sağlar mısınız ki hasta olmasın?” Gülün gülün evet ben de çok güldüm sonra çok utandım kendimden ama silemedim de notu. Notu o şekilde orada yazılı görmek aslında kendime getirdi beni. Gece yatarken düşündüm ve dondurma ile ilgili bütün olumsuzluzlukları attım beyimden. Ne yapabilirim bütün çocukluğum boyunca böyle söylenmiş bana “Aman dondurma yersen boğazların şişer”. Halbuki bugün üst solunum yolları hastalıklarının birçoğunda mikroplar ölsün diye dondurma tavsiye ediliyor. Çocukluğumuzdan bilincimize yerleşmiş alışkanlıkları silmek bu kadar zor oluyor işte.

Bu nedenledir ki çocuklarımızı uyarırken, severken, onlarla oyun oynarken kullandığımız kelimelere çok dikkat edelim. Çünkü direkt bilincine işleniyor söylediklerimiz. Örneğin geçen gece Kıbrıs’tan dönüyoruz havaalanındayız. Arkamdaki bir çocuk kendi kendine bir şarkı mırıldanıyor. Ben de döndüm kim söylüyor diye baktım ve gülümsedim. Ama çocuk hemen o saniye annesinden “sus artık gürültü yapıyorsun” şeklinde azarı işitti. O kadar utandı ve mahçup oldu ki, eminim bir daha şarkı söylemek istediğinde “acaba annemi yine kızdırır mıyım ya da gürültü yapar mıyım” diye düşünecek. Bunlar çok ufak ayrıntılar ama hayatımızın kodları çocukluğumuzda gizli bunu unutmamak gerek.

Tam da denk geldi konuyla ilgili de çok güzel bir kitap okuyorum bugünlerde; Kemal Sayar – “Herşeyin Bir Anlamı Var”. Kendisi alanında oldukça donanımlı bir psikiyatr. Şöyle yazıyor kitapta bir bölümünde;

“Çocukların özdenetimli ve nasihat ettikleri şeyi kendileri uygulayabilen anne-babalara ihtiyacı vardır. Çocuklar, yüceltilen bir anne-babanın değerlerini içselleştirmek suretiyle bir bilinç geliştirirler. Anne-babalar, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen çocukları olsun istiyorlarsa, sadece onlara telkin veren değil, çocukların beğendiği kişiler de olmalıdır. Şükran duygusunun yokluğu, günümüz çocuklarında giderek salgın halini alıyor. Anne-babalar çocuklarına yeterinde zaman ayıramıyor. Bu durumda suçluluk duygusu, yeni elbise ve oyuncaklarla telafi edilmek isteniyor. Çocuklarımız sizden birşeyler ister hale geldiklerinde, şükran duyguları körelmeye başlar. Onlara iyi şeyler için beklemek gerektiğini, vermenin ve paylaşmanın neşesini, basit hediyelerden zevk almayı öğretmemiz gerek. Hayatın içinde organik çocuklar yetiştirmek, günümüz anne-babaları için bir borç.”



Toplam : 2 Yorum var

    Sibel Eylül 24th, 2009 at 10:04 pm

    Daha geçen gün yaşadım bu pişmanlık duygusunu, hatta ben de yazdım bloğumuzda :) ve Tibet Doğa gibi okul çağında da değil üstelik. Evet biraz şımartıyor olabiliriz ama bir yandan da, onlara gerçekten özen gösterdiğimizi, bu gösterdiğimiz özenin onlar tarafından, sömürülmeyeceğini aksine takdir göreceğini düşünüyorum. Onların bizden daha donanımlı geldiğini düşünüyorum bu dünyaya. Bizim gibi çaba sarfetmeden daha doğal bir yaşam süreceklerine yürekten inanıyorum… Bilmem ki çok mu ütopik düşünüyorum????

    brajeshwari Eylül 24th, 2009 at 11:00 pm

    ne güzel yazmissin Özgür’cüm… Doga ile beraber kendi izlerini takip etmen bence eş zamanlı bir mucize… Dondurma yiyor musun sağlık olsun diye?

    öpüyorum canım ..

Yorumunuz: