Bugün oyun oynarlarken Rana Doğa’ya şöyle dedi; “Büyüyünce senin veteriner dükkanın benim kostüm dükkanımın karşısında olur. Hem de dışarı yemeğe çıkarız buluşup”. Doğa da, “Harika fikir Ranacım” dedi. İşte hayallerimiz, bilinçaltımız böyleydi bizlerin de. Bu kadar netti herşey, olduğu gibi. Ne oldu da bozuldu? Ailevi etkenler, sosyal çevre, okul ve diğer dış etkenler tabiki… ve de bir süre sonra da kendi kendimizi bozduk. Kendimize inanmaz olduk ve işte o noktada yaratmayı durdurduk. Rüyalarımızı bile erteledik, rüya göremez olduk. Ta ki hayatımızda hep terslikler üstüste gelene, nefes almayı bile unutmuş olduğumuzu fark edene kadar.

Bende böyle olmuştu yıllar önce. 6 yıl kadar önceydi, uzun bir ilişkimi yeni bitirmiştim, kendim isteyerek, pek de hoş olmayan bir şekilde. Sabahları bildiğiniz kusarak uyanıyordum, berbat bir şekilde işe gidiyordum. Öyle bir noktadaydım ki hiçbir şeyin önemi kalmamıştı hayatta artık. Kendimi suçlamanın da ötesinde sürekli hayatımda aynı şeylerin tekrar ediyor oluşuna lanet okuyordum. Derken bir gün bir yerde Elif’e rastladım. Şimdi çok yakın dostum olan bu insanla o gün karşılaşmam bugün, şimdi, şu an burada olmamı sağladı. “An” da kalabilmeyi öğrenmek için birçok method, öğreti ile tanıştım ki bunların çocuğunu buradan da anlatıyorum. Kendimi sevdiğim her yeni gün yeni bir mucize girdi hayatıma, kendimi onayladığım her an yeni bir adım attım, yeniyi kucakladım. Serdar ve Doğa da bunların sonucuydu…

Geçmişe artık sevgiyle bakabiliyorum ve baktıkça şükrediyorum her anını doya doya iyi ki yaşamaşım, herşeyiyle. Bunları neden yazdım? Bugün Doğa ve Rana’nın oyunlarını izlemek çok duygulandırdı beni, farklı yerlere aldı götürdü. Bizlerin de kendimizin yarattığı bir oyunun içinde olduğumuzu bir defa daha fark ettim. Nasıl bir oyun yaratacağımız tamamen bizim elimizde. Esra yazmıştı ya Inception ile ilgili; Yarat ve Oyna!

Bu arada geçen akşam ben de gittim Inception’a. Ne zamandır yalnız başıma sinemaya gitmedim ama bu filme yalnız gitmek kısmet oldu. Filmden çıkınca istediğim tek şey, yüzüme çarpan rüzgarla birlikte alabildiğine yürümek oldu. Sanırım 1 saati geçkin yürümüşüm öyle, Serdar arayana kadar:) Toplantısının bittiğini gelip beni alabileceğini söylüyordu telefonda. Ben oracıktaki bir banka oturuverdim sadece beklemek için, geldiğinde beni bankta oturur bulunca çok güldü tabii. Dırdır bütün gece filmi anlattım durdum, üstelik uykumuz da kaçtı bir de üstüne:)

Neydi beni filmde bu kadar etkileyen hemen söylüyorum; Zihnimiz daha güzel anlatılamazdı! Geçmiş anılarımızın izleri, korkularımız, aynalarımız bu kadar güzel tarif edilemez, tasarlanamazdı. Her birimiz yapıyoruz aslında o filmde yapılanları, o aletlere bağlanmaksızın. Filmi izleyenlerler anlayacaklar ne demek istediğimi, bir düşünün bakın, düşüncenizle olumlu ya da olumsuz neler yaratabileceğinizi ya da bugüne kadar yarattıklarınızı. Alt bilinçler ise tam bir görsel şölendi yine. Hep söylüyorum yine de söyleyeceğim, bu film de vesile olsun, bilinçaltınızla oynamayın, oynatmayın. Spiritüel cambazlardan uzak durun!



Toplam : 2 Yorum var

    brajeshwari.dd Ağustos 29th, 2010 at 2:27 pm

    filmi izlemene sevindim :)
    bu konuda daha birkac post daha yazarsin diye umuyorum. Bitmez böyle bu kadarla:P

    Dogaya gelince hem gülümsedim, hem içim burkuldu. Tubitak yayınlarının “dogadaki son cocuk” kitabini okumani öneririm. Ben kendi cocukluğumu, sorularim, cevaplarimi buldum..

    öpüyorum Özgürcüm…

    Özgür Turan Ağustos 30th, 2010 at 8:06 am

    Sevgili Burcu,
    yok yazmaya devam edeceğim filmi daha birşey yazmadım:) Kitabı not aldım canım teşekkürler. öptüm

Yorumunuz: