Özgür Turan
Gazeteci, anne ve yoga eğitmeni denilebilir ama aslında bu üç yolun da öğrencisiyim. Kendisiyle çalışmayı pek seven özgür ruhlu bir öğrenci...

Esra Ekren
F.Mihrimah Temel






Yeni ay giriş yaptı. Yeni ay yeni umutlar, yeni başlangıçlar, atamadığınız bir türlü karar veremediğiniz ya da beklettiğiniz adımları atma zamanı demek.
Evrenden bir cesaret desteği almak demek.
Dualar kalpten gökyüzüne yükselen seslerdir. Sessiz lakin etkili. Kalpten yapılan dualar etkilidir. Gönülden, hiçbir kuralı olmadan yaratıcıya uzanan ellerdir. Belki de bundandır her dinde ellerin dua ederken kalp hizasında tutulması.
Yeni ayda kalbimize dönelim ve bakalım umutlarımıza, hayallerimize, gönülden istediklerimize. Kendimize dürüst olarak kalbimizin sesini bize ulaştıralım, sevgiyle.
Yaratıcıya gönderilip evrenin sesi olmuş dualardan en sevdiklerimden örnekler sunarak yeni ayın hepimize gönlümüzdeki muratlarımızı vermesi dileğiyle…
En içten sevgilerimle…
Evrenin yaratıcısı. Bana yaşam denilen armağanı verdiğin için teşekkür ediyorum.
Gerçekten ihtiyacım olan her şeyi bana verdiğin için teşekkür ederim. Bu güzel bedeni ve zihni deneyimleme imkanı verdiğin için teşekkür ederim. Tüm sevginle, saf ve sınırsız ruhunla, sıcak ve parlak ışığınla içimde yaşadığın için teşekkür ederim. Gittiğim her yerde sevgini paylaşmak için, sözlerimi, gözlerimi, yüreğimi kullandığın için teşekkür ederim. Seni olduğun gibi seviyorum çünkü ben senin yarattığınım. Kendimi olduğum gibi seviyorum. Yüreğimdeki sevgiyi ve huzuru hep korumama yardım et. Bu sevgiyle yeni bir yaşam yaratmaya ve hayatımın geri kalan döneminde sevgiyle yaşamama yardım et.
Amin
Don Miguel Ruiz – Dört Anlaşma / Toltek Bilgelik Kitabı
Sevgili Tanrım , beni senin barışının aracı yap
Öyle ki benden nefret ettikleri yerde sevgi vereyim
Bana hakaret ettikleri yerde affedici olayım
Kavga olan yerde birleştirici olayım
Yalanın hüküm sürdüğü yerde hakikati söyleyeyim
Kuşkunun olduğu yerde inancı getireyim
Kederin yaşadığı yere sevinci getireyim
Moola Mantra
“Ey Büyük Ruh
Sesini rüzgarlardan işittiğim,
Bütün Dünyaya yaşam nefesini veren, duy beni!
Ben küçük ve güçsüzüm, Senin bilgeliğine ve gücüne ihtiyacım var. .
Güzellikler içinde yürüyeyim ve gözlerim güneşin kırmızısını, günbatışının morunu hiç görmediği gibi görsün.Ellerim senin yarattığın herşeye saygılı davransın ve kulaklarım senin sesini duyacak kadar keskin işitsin.Beni bilgili yapki insanlarıma öğrettiğin şeyleri anlayabileyim.Senin her kayaya her yaprağa gizlediğin sırları öğrenebileyim.Güçlü olmaya çalışıyorum ama kardeşlerimden değil. . En büyük düşmanıma karşı kendime karşı. Beni daima temiz ellerle ve güçlü gözlerle sana gelmeye hazır et. Gün batımının solgunluğu gibi benim de yaşamım solup bitmeye başladığında ruhum seni utanmadan ziyaret edebilsin.”
Bir Kızılderili Duası


Dün gidebileceğim beni çeken bir film bakarken yeni gösterime girmiş orijinal adı PERFECT SENSE (maalesef ki Türkçeye çevirisi “yeryüzündeki son aşk” olan) bir film dikkatimi çekti. Orjinal ismi ile çeviri de uyumsuzluk da hat safhada.
Filme gidince bu filmin, gerçekten çok sevdiğim “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” söyleminin (bazılarına göre klişe ama benim düsturumdur ) fazlasıyla canlı bir örneği olduğunu, ne afişindeki resmin, ne de ona uydurulmuş ismin bu filmin anlatmak istediği derinliği yansıtmaktan çok çok uzak olduğunu anladım.
Film ; 5 duyu, farkındalık, zihin, madde, ruh bağlantılarını, insanın içindeki kıyameti, karanlık ve ışığın ne kadar birbirlerinin içinde olduğunu çok güzel ustaca bize hap kıvamında veriyor. Bunları bize aktarırken de gizli sorularla düşünmeye sevkediyor ;
Farkında mıyız, ne kadar farkındayız, hatta neyin farkındayız, sahip olduğumuz güzelliklerin farkında mıyız, sahip olduklarımıza sahip çıkıyor muyuz, sahip olduklarımız için şükrediyor muyuz.?
Bizler dünyada yaşıyoruz. Dünya farkındalığı, sahip olduğumuz beş duyu organımızın ve düşünceler havuzunun bizde yarattığı bir farkındalıktır. Dış dünyada olan biteni algılayan beş duyumuz değil aslında zihnimizdir. Zihin algılar, bilgi biriktirir, bu bilgilerden beslenir, büyür ve başta beş duyumuzun uyaranları olmak üzere sayısız düşünce uyaranlarıyla eylemler yaratır, deneyimler kazanır. İşte bu eylemler ve deneyimler zihnimizi hem biçimlendirir hem de sınırlandırır. Ve ne yazık ki kendimizi zihnimiz zannediyorsak, onun sahte hayallerini gerçeğimiz sanıyorsak ve buna inanmışsak ta işte bu sadece sahip olduğu verilerin dışına çıkamayan, bildiklerinin dışında sorulara yanıt bulamayan kısıtlı, sınırlı bir bilgisayar programının ya da sınırlı bir düşüncesel matrix’in içine hapsolup, onun kader arkadaşı olarak bu yaşamı sonsuz olasılıklara sahip iken, sınırlı olduğumuz yanılgısına kanarak, yani derin uykuda uyumaya devam ederek kafesin kapısı açıkken hatta ne acı ki kafes bile yokken esaret içinde yaşıyoruz demektir.
Bizlerin dünyada öğrenmeye geldiğimiz en önemli gerçeklik; maddeyi ruhsal boyutu ile yaşamayı öğrenmek ve madde boyutundaki (ki bunun yansıtıcısı zihindeki ) acılardan, kederlerden, suçluluklardan, vicdan azaplarından, öfkeden, nefretten, kızgınlıktan, zihnin uydurduğu ve sürekli korkularla, endişelerle, kısıtlamalarla,sınırlarla, aşağılamalarla, kurban rolleri ile üzerini süsleyip önümüze her seferinde farklı bir yemek kıvamında sunduğu geçmiş ve geleceğe ait yalanlarla dolu hep aynı yemeği yemeği yemeyerek, artık zihnin bizi bu yollarla oyalayarak dikkatimizi, algımızı, hayatımızı, dünyasal farkındalığımızı elimizden almasına kararlılıkla “ BURAYA KADAR KOMUTA BENDE ARTIK VE GERÇEĞİN FARKINDAYIM” diyebilmektir.
Ruhsal gerçek farkındalığın yaşanabilmesi için önce dünyasal farkındalığın yaşanması gerekir. Bunun içinde zihnimizin, duyularımızın, hayatımızın, yaşadıklarımızın, nefesimizin, olup biteninin FARKINDA OLMAMIZ lazımdır. Filmin kanırtarak, bazen canınızı yakarak, zorlayarak sizi bu konuda düşünmeye sevkettiği gibi ; ruhsal farkındalığa yani sonsuz anlayış, koşulsuz sevgi , hoşgörü ve affetmeyle gelen derin huzur, mutluluk ve olma haline belki de duyularınızı kaybetmeden de sadece farkındalığınızı artık farkında olmaya vererek ve farkında olarak yaşamayı seçerek de yapabiliriz.
İnsanın kıyameti zihninden ruha geçiştedir aslında. Bu filmde; bu kıyameti, sadece UN ve YAĞ bir insanın hayatta kalmasına yeterli iken sürekli acıkan, bir türlü doyuramadığımız, her zaman gözü aç ve talepkar zihnin beslendiği damarlar tek tek kesildiğinde, artık beslenemez olduğunda nasıl çıldırdığını, saldırganlaştığını, kabalaştığını, can çekiştiğini, bağırdığını ve nihayet kıyamet gerçekleştiğinde ve her şey bitip pes edip kenara çekilip Ruhun Gerçeğine o huzurlu, sonsuz bir kabulün, sonsuz sevginin, anlayışın olduğu dingin sessizliğe yerini bırakmasını izliyoruz.
O sessizlikte artık sesler, bağırmalar, gürültüler, yalnızlık, korkular,geçmiş,gelecek, yalanlar, hikayeler, ayrılıklar, şekilcilikler, sınıflandırmalar, savaşlar, çatışmalar, sen, ben,onlar yoktu…BİZ vardı..BİR vardı..RUH vardı..İhtiyaç duyulan ne bir şey, ne bir yoksunluk, ne bir hareket…Sadece öylece OLDUĞUN GİBİ OLMAK…Ve ÖTESİ…HEPSİ BU..
Karanlık vardı…Karanlığın içinde Işık ta vardı..bunun farkına varabilmen için de gerçeğin gözleriyle ruhunun, kalbinin farkındalığı ile bakıp görmen gerekiyor..zira BAKMAK GÖRMEK DEĞİLDİR…
FARKINDA OL SAHİP OLDUKLARIN, SAHİP OLDUĞUN GÜZELLİKLERE SAHİP ÇIK VE ŞÜKRET…
FARKINDALIK CENNETİN KRALLIĞIDIR..CENNET BAHÇESİNDE BİR ÖMÜR VADEDER..FARKINDA OLARAK YAŞAMAK; TANRININ VARLIĞINI DUYARAK, HİSSEDEREK YAŞAMAK VE ALINAN HER NEFESE, ATILAN HER ADIMA, KOKLANAN HER ÇİÇEĞE, DUYULAN VAROLUŞUN HER SESİNE, DOKUNULAN HERŞEYE VE HERKESE, HİSSEDİLEN BÜTÜN GÜZELLİKLERE, GÖRÜLEN TAMAMI MUCİZE OLAN YARATILMIŞLIĞA YARATICININ ZAMANI OLAN “AN”da SEVGİYLE ŞÜKRETMEKTİR.
HER YENİ GÜNE DUYULARINIZ, VARLIĞINIZ UYANDIĞINDA SİZE SUNULAN BİR ARMAĞAN BU FARKINA VARIN VE KABUL EDİN , ŞÜKREDİN..ÖNCE YARATICIYA
“ BANA NEFESİNDEN ÜFLEDİĞİN, RUHUNDAN BİR PARÇA VERDİĞİN VE VERDİĞİN TÜM YAŞAM HEDİYELERİN İÇİN ŞÜKREDİYORUM. “ DİYELİM.
ÖNCE KENDİ GÖZLERİMİZE , SONRA EN SEVDİĞİMİZİN VE SEVDİKLERİMİZİN GÖZLERİNİN DERİNLİKLERİNE GÖRMENİN, DUYMANIN, TATMANIN, HİSSETMENİN, DUYMANIN, VAROLUP AN’I YAŞAMANIN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ OLDUĞUNU BİLEREK GÖNÜLDEN SEVGİYLE
“ SENİ SEVİYORUM VE SENİ GÖRÜYORUM…” DİYELİM..
Belki seçersiniz…Belki gidersiniz bu filmi görmeye.. Kimbilir…
BEN DAHA ÖNCE YAŞADIĞIM BİR FİLMİ GÖRDÜM…ÇOK ŞÜKÜR…


İzlemek istediğim yapımlardan birisiydi. Dün nihayet gidebildim. Beni bir hayli sarstığı ve etkilediği için de sizlerle paylaşmayı arzu ettim.
Siyah Kuğu, bana göre bir bale konulu sanat filminden çok daha fazlası. Sarsıcı, uyandıran, silkeleyen, acıtan, yüzleştiren, kişiyi içsel hesaplaşmasıyla başbaşa bırakan, kadının yaradılışını, varlığını, potansiyelini, kendiyle rekabetini, gücünü, kariyer mücadelelerini ve en önemlisi de ebeveyn-çocuk ilişkisindeki sevgi, koruma, iyilik adı altında en büyük zararların sevenler tarafından sevilenlere verildiğini kanırtarak, tokat gibi seyredenin yüzüne vurarak gösteren bir film.
Beni filmde iki replik bir hayli etkiledi. Tam birebir aynı kelimelerle size aktaramasam da ben de kaldığı kadarı ile aktaracağım..
Filmdeki erkek karakterin, kuğu kraliçesi rolundeki karaktere söylediği şu replikler;
” MÜKEMMEL olmak istiyorsan konrol etmeyi değil, bırakmayı öğrenmen lazım ”
“İçinde BEYAZ BİR KUĞU olduğu kadar, aynı zamanda da SİYAH BİR KUĞU var. Ben her ikisini de ortaya çıkartabilecek ve canlandıracak TEK BİR KİŞİ arıyorum ”
Bale, DENGE, UYUM, ZERAFET üzerine kurulu bir sanat dalı. Aynı Hayat gibi… Hayatın kendisi ve hayatı yaşamak da bir sanat. DENGE, UYUM ve ZERAFET bu sanatın sırları.
Varlığımızda da uyum ve dengenin olması için SİYAH ile BEYAZ ın BİR olması gerekir. Bu birlik gerçekleştiğinde de Varlığımız gerçek sonsuz potansiyelini ifade eder.
Filmde; BEYAZ ve SİYAH kuğuyu bir kadın olarak içinde yaşayarak ve yaşatarak ifade edebilmenin, başarının, huzurun, gücün, ihtişamın, mükemmelliğin sırrının BIRAKMAK, HİSSETMEK ve FARKINDA OLMAK olarak işlendiğini anlıyoruz..
Film KUĞU GÖLÜ üzerine kurulu. Bir BEYAZ KUĞU, bir de SİYAH KUĞU rolü var ki ikisi de bir kadında can buluyor.
Her kadının içinde BEYAZ KUĞU ile temsil olunan annesinin küçük, tatlı, duygusal, kırılgan, sessiz, söz dinleyen, aman sorun çıkmasın diyerek herşeye evet demeye çalışarak, kendinden ve kendi isteklerinden vazgeçerek itaatkar derecesinde uyum gösteren, uslu, kurallara uyan, hesap veren, hayır kolaylıkla diyemeyen, bir sevimli kız var, bir de SİYAH KUĞU ile temsil olunan kuralları olmayan, sınırsız, doğal, özgür, seksi, fazlasıyla dişi, çekici, cesur, sıradışı, hayranlık ve merak uyandıran bir kadın var.
Kadının içindeki savaşı, kadınların içindeki, zihinlerindeki dinmeyen sen-ben çekişmesini, küçük kızla, özgür ve seksi kadının güç mücadelesini BEYAZ ve SİYAH kuğuyla beyaz perdede izlemek benim için enteresan bir deneyimdi.
Filmdeki ANNE karakterinin yaşamda kendi yapamadıklarını, gerçekleştiremediği yarım kalan hayallerini kızının üzerinden gerçekleştirmek adına bencilce çabalarını, bunaltan ısrarcı kararlılığını donarak izliyorsunuz…
BEYAZ KUĞU ile tasvir olunan tatlı, küçük kızın hayal dünyasında yaşaması ve kendisine zihninin yalanlarını gerçeği yaparak ikinci bir sanal yaşam kurması , zihnin insana nasıl oyunlar oynadığını birkez daha kanıtlayan görsel bir ispat olarak karşımıza çıkıyor.
Film aynı zamanda ZİHNİN ve ZİHNİN EMRİNDEKİ EGO nun en sevdiği araçları ÖNYARGI, YARGI ve ELEŞTİRİ üçlüsünü kullanarak bolca bayram yapacağı, şahlanarak, coşacağı çok güzel sahnelere sahip..:))))
Sonuçta bir film izledim nihayetinde… Başladı, süresince izledik ve bitti… aynı hayat gibi değil mi?…:)) Lakin bazı filmler, sonraya da kalırlar. İçsel hesaplaşmaya, suskunluğa ve üzerine düşünmeye iterler. Bu da benim için işte o kategoride bir film oldu.
Seçerseniz ve giderseniz iyi seyirler diliyorum. Sevgilerimle…

HAMUŞ demiş kendine Mevlana RUMİ… SUSKUN yani… Susmak kelime olarak basit lakin uygulamada zor birşeydir aslında herkesin birbirine kendini anlatma telaşında olduğu yaşadığımız bu hayatta. Susmak dinlemektir. Cankulağı ile karşındakini kendini anlatmadan dinlemek. Maarifet ise kendi içinde susmaktır ki, sessizliğin de sahip olduğu bir dili vardır.
Sen susarsan konuşan mutlak gerçektir… Sırların kapılarının birbir açılmasıı, gerçeklerin aşikar olmasıdır… Ne güzel söylemiş Einstein; “Yalnızca Tanrı’nın düşüncelerini bilmek isterim. Onun dışında kalan herşey dipnottan ibarettir.” Yaratıcının düşüncelerine ve sırlarına vakıf olmak ta susmaktan, sessizliği dinlemekten geçiyor…
Karanlığın nasıl ki içinde kendine has bir aydınlığı var, sessizliğin de sesi vardır… Dinlemek isteyene… Sessizliğin kapıları kalbe açılır. Zihinden kalbe geçmek, hayalden gerçeğe açılan kapıdan geçmek huzura kavuşmak demektir.
Matrix 1 deki Neo’ nun kurşunların gerçek olmadıklarının farkına varması ve kurşunların yere düşmesidir ki zihnin hapishanesinden, kalbin cennetine geçmek demektir.
Zihin deli bir attır. Üzerine insanı alır ve kafasına göre istediği gibi koşturur durur. Yorulan, yıpranan insandır. Zannedersiniz ki birşeyler yapmanız ve birşeylere sahip olmanız için daha da çok hareket etmeli ve daha da çok çaba göstermelisiniz. Zihin tam da bunu ister. Sizin onun emrine girmesini. İnsanoğlunun belki de hayatının kararıdır :
” ZİHNİN EMRİNDE BİR ÖMÜR GEÇİRECEK VE ORADAN ORAYA YAPRAK GİBİ SAVRULACAK MI? YA DA ZİHNİNİN EFENDİSİ OLARAK HAYATININ DA EFENDİSİ OLACAK MI?”

Farkındalık, Susmak, Sadeleşmek, gözlemleyen konumuna geçmek zihni izlemenin ve onun neler yaptığının farkına varmanın en kolay yollarıdır.
Bir denersiniz belki kimbilir belki de bir oyun gibi… Zihni 37 ekran bir tv gibi koyun önünüze sessizce bir izleyin kendi sessizliğinizin içinde… hiçbir yorum getirmeden ve ona müdahale etmeden… sadece izleyin lütfen.. yapabildiğiniz ölçüde… ve farkına varın ki artık daha gidilmeyen yemeğin konuşma repliklerinin 2 gün öncesinden hazırlandığını, ya da bir görüşme daha gerçekleşmeden zihin tarafından sizi kurban rolüne sokarak sonlandırıldığını hatta duygusunu da size yarattığı an yaşattığını….
Enteresan bir deneyimdir O’nun farkına varmak… Ne diyeyim…
İYİ EĞLENCELER…


Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor.
Neyi özlediğini, kalbinin arzuladığnı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum.
Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor.
Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, bir aptal gibi görünme riskini göze alıp almayacağını bilmek istiyorum.
Ay´ının etrafında hangi gezegenlerin döndüğü beni ilgilendirmiyor.
Kederinin merkezine dokunup dokunmadığını, hayatın ihanetlerince açılıp açılmadığını, daha fazla acı korkusundan kapanıp kapanmadığını bilmek istiyorum. Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan benim ya da kendi acınla oturup oturamayacağını bilmek istiyorum.Benim ya da kendi neşenle olup olamayacağını, insan olmanın sınırlılığını hatırlamadan, bizi dikkatli ve gerçekçi olmamız için uyarmadan çılgınca dans edip coşkunun seni parmak uçlarına kadar doldurmasına izin verip vermeyeceğini bilmek istiyorum.
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor.
Kendi kendine dürüst olmak için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını; ihanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip etmeyeceğini bilmek istiyorum.Güvenebilir ve güvenilebilir olup olamayacağını bilmek istiyorum.Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.Benim ve kendi hatalarınla yaşayıp yaşayamayacağını; bir gölün kenarında durup gümüş ay´a ´EVET!´ diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, yorgun, bitap da olsan, çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum.
Kim olduğun, buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor.
Çekinmeden benimle ateşin ortasında durup durmayacağını bilmek istiyorum.
Nerede, kiminle, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor.
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum.
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını ve o boş anlarda sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum.
Oriah Mountain Dreamer (Kanadalı bir Kızılderili)
Bugün okuduğumda beni cok etkileyen bu satırları sizinle paylaşmak istedim. Umarım sizler de beğenirsiniz. Sevgilerimle…
