“Prens külkedisine birden aşık oluyor” diyordu kitapta.
“Aşık olmak ne demek anneanne?” dedi.
“Sevmek” dedi annem.
O günden beri ara ara soruyor aynı soruyu. Düşünüyorum ben de cevabını. Al sana cevap Doğa’cığım. Bunu okuduğunda gerçi sen çoktan çözmüş olacaksın konuyu ama olsun…
Şimdi ne ilgisi var aşkın sevgi ile. Aşk bana göre kısacık, gelip geçen, anlık bir duygu hatta. Sevmek gibi ilahi ve yüce değil. Sevginin enerjisi ir başka. Sevdiğin zaman kucaklamak, sarmalamak istiyorsun. İçine sokmak, onunla bir olmak, ruhuna dokunmak, ruhunu hissetmek istiyorsun. Ama sanki aşk daha yüzeysel gibi kalıyor bana göre. Daha fazla cinsel enerji yoğunluklu. Hani bir sevişip geçiveren ya da geçmeyen. Çılgınca bir tutku bir yandan da. Eee peki sevginin içinde aşk ve tutku yok mu? Var tabiki. Herşey birbirinin içinde içinde aslında. Bir ve bütün.
Yine aynı yere geliyorum ama, anne olunca, ilahi olana, evrenin akışına aşık oluyorsun örneğin. Evrenin mucizelerinin farkına varıyorsun. Koşulsuz sevmeyi öğreniyorsun. İçinden çıkan bir varlığı kendinden bile fazla seviyorsun. Bir yandan korumak, kollamak diğer yandan da özgür bırakmanın nasıl bir şey olduğunu görüyorsun. Ama gerçek sevginin, evrenin akışının bu olduğunu fark ediyorsun.
Tanrı da bizi koşulsuz sevip, özgür bırakmıyor mu zaten? Ama duygularımızı hapseden, sınırlayan hep bizleriz, çoğunlukla Tanrı’ya küsüp onu suçlasak da kendimizi özgürleştiremiyoruz bir türlü. Bunun adına ister hayat koşulları, ister evlilik, ister iş hayatı diyin… her birimizin bir bahanesi var özgür olamamak adına. Kafalarımızın içinde bambaşka düşünce baloncukları varken, attığımız adımlar tam da bu baloncukların tersi oluyor çoğu zaman. Ne zaman ki bu baloncukları kabul edip, onlarla barıştığımızda özgürlük çanları çalmaya başlıyor. Kimi zaman yerde gördüğünüz kuru bir yaprak, yeni tanıdığınız bir çift göz, güneşin doğuşu ya da sabah uyandığında çocuğunuzun yüzündeki gülümseme bu özgürlük çanlarına dokunuyor. İşte o zaman bir başka oluyorsunuz. Vücudunuz bir başka forma giriyor sanki. İçinizde kelebekler uçuşuyor. Havanın kokusu bile değişiyor. Korku diye birşey kalmıyor bilinçte. Her yanınızla barışıyorsunuz. Nefes alışınız düzenleniyor kendiliğinden. Duraksamadan, kendiliğinden nefes alıp veriyorsunuz. İçinizdeki bütün organlar özgürlük dansı yapıyorlar adeta. Saçınız ayrı, cildiniz ayrı parlıyor. Dinlediğiniz müziklerin tınısı, yediklerinizin tadı bir başka oluyor. Her anı şükranla karşılıyorsunuz. Sizden akan bu olumlu enerji en sevdiklerinizden tutun da, dolmuşta para uzattığınız adama kadar geçiyor.
Çok sevdiğimizi ya da aşık olduğumuzu sanıp da aslında ruhumuzu hapsediyorsak, özgür olamıyorsak çok yazık…
Hiç böyle bir yazı yazmak yoktu bugün aklımda. Hele aşk, sevgi hakkında hiiiç!
Düşüncelerimden geçip de bu yazıya sebep olan güzel ruh, teşekkürler sana…

claudel_vals02
Fotoğraf: Camille Claudel, Vals (Hayatını anlatan kitabı uzun yıllar önce okumuştum. Aşkı beni derinden etkileyen kadındır kendisi)



Toplam : 2 Yorum var

    yasemin Kasım 10th, 2009 at 4:03 pm

    o kitabı okumuştum lisedeyken sanki pek bilinen bi kitap değildi, bahsedince sen sevindim. heykelleri de camille de büyüleyici. ha bi de filmi vardı gerard gepardieu ve isabelle adjani’nin oynadigi.

    Damla Kasım 11th, 2009 at 7:12 am

    Süpermiş. Çok pahalı mı?

Yorumunuz: