Raflara 14 şubat’ta çıkması, kapağı, kapak içinde yazarın kitap göğsündeki fotoğrafı,konusu ve daha birçok şey uzak tuttu beni Elif Şafak’ın “Aşk” kitabından bugüne kadar. Ne zaman elime alsam bıraktım. Okumasam da olur dedim. Ama yine de yargılarımı kırmak adına aldım sonunda. Okumam gerek sonuçta, hem bir gazeteci olarak merak ediyorum, hem de özel ilgilendiğim bir konuda olması da cabası. Dün gece bitirdim kitabı. Bende bıraktığı ilk etki; Herhangi bir kişisel gelişim kitabı ile tasavvuf kitabı arasında bir yerlerde asılı kalmış. Koyamadım bir yerlere. Koymak da gerekli değil tabiki de ama daha bir derinlik aradım hep okurken, ulaşamadım… Hikayeleştirme, karakterler çok güzel fakat çeviri olduğu o kadar belli ki. Dili her ne kadar herkesin anlayabileceği kadar sade olsa da bazı yerler var, Türkçenin tadını vermiyor. İtiraf etmeliyim ki yarısını geçtiğimde biraz sıkılmış bir vaziyette bıraksam mı okumayı acaba dedim. Bir süre bıraktım okumadım fakat yine aldım elime ve baktım yarısından sonrası daha akıcı gidiyor.

Tabiki belli ki emek verilmiş, bir bilgi birikimi ile yazılmış ama bende biraz yüzeysel bir izlenim bıraktı. Üstelik en son yazarın 9 kitabından alıntılar yapı çıkardığı “Kağıt Helva”yı görünce daha bir şaşırdım. Yani bu kadar da pazarlamasını yapar mı insan yazılarının? Belki de ben yanılıyorum, yargılıyorum… Böyle mi olması gerek? Tercih ve seçim meselesi yine her zaman olduğu gibi…

Sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda merak ediyorum?



Toplam : 6 Yorum var

    ozguranne Ocak 16th, 2010 at 2:37 pm

    Merhaba,

    Kitabın hedef kitlesi ABDli sıradan okur diye düşündüm ben. “Yeni başlayanlar için Mevlana’ya giriş” düzeyinde. Bazı alt öyküler renkliydi, çöl gülünün öyküsü, meseller güzeldi ama meseller hep oradalar ve güzeller zaten. Ne kaldı dersen, bilmiyorum. Elif Şafak’ın önceki romanlarını beğenmiş biri olarak yorumlarına katıldım.

    sevgiler.

    mermaid Ocak 16th, 2010 at 7:16 pm

    Tamamen katılıyorum. Dahası içinde çok fazla tarihsel hata var. Misal sema etmeleri, bunu prova etmeleri vs. Buna benzer bir çok örnek. Ben de merak ettiğim için ve kitapları yarım bırakmama huyum olduğu için bitirdim. Ve bir de ilgi duyduğum için tabi. Ama o kadar büyük bir hayal kırıklığıydı ki. Cahil cesaretiydi sanki. Kitap içinde hoşumuza giden meseller (varsa tabi) zaten mesneviden, bildiğimiz şeyler hep. İlk fırsatta ben de yazacağım kitapla ilgili. Aynı şekilde düşünen biriyle karşılaşmak güzel.

    Kahvegibi Ocak 17th, 2010 at 2:03 am

    Yaklaşık iki senedir Mevlana üzerine çalışıyorum. İlk başlarda, piyasada, Mevlana üzerinde yazılmış her kitabı alıp okuyordum. Ama Mesnevi’ye ve Fihi Mafih’e elim gitmiyordu bir türlü. Korkuyordum okumaktan. Sonra bir gün Mesnevi’yi okumaya başladım. Hani aşık olunca insanın midesinde kelebekler uçuşur ya, işte öyle oldu. Sonra arkasından Fihi Mafih’e geçtim. Ve anladım ki, aslında o zamana kadar okuduklarım, keçiboynuzu imiş…

    Bu yüzden Aşk’ı elime bile almadım. Mis gibi, aromatik kahve dururken, 3′ü 1 arada hazır kahveyi kim ne yapsın değil mi?

    brajeshwari Ocak 17th, 2010 at 12:43 pm

    Bende zor okuyanlardanım kitabi..Populer olan şeylerde hep geriden takip edebiliyorum..Evet kitapta bazı yerler kişisel gelişim adına güzel özetlemelerde bulunmuş.Ama hepsi Mesnevi’yi okurkende karşına çıkıyor. Bir anlamda kitabı, insanların kendi kültürlerindeki Mevlana’yı farketmeleri için iyi bulmuştum. Fakat kağıt Helva gerçekten pazarlamanın doruk noktası! Üstelik hayli pahalı satılıyor.Bundan sonra Elif Şafak neyi yazacak merak ediyorum.!

    Nazlı Ayça Özkarahan Ocak 17th, 2010 at 3:48 pm

    Herkese merhaba,
    Bende kitaba zor başlayanlardanım, ancak kitabın belli bir noktasından sonra oldukça zevkle okudum. Sanıyorum bunun en büyük nedeni sadece ‘roman’ okumak amacıyla elimdeydi. Dil konusundaki yorumlara katılıyorum, çeviri olduğu bazı yerlerde fazlasıyla anlaşılıyor burada ozguranne kitabın hedef kitlesi konusunda doğru bir tespit yapmış bence. Diğer yandan kitabın türünü illa bir yere koymamız gerekiyorsa ben buna ‘tarihi roman’ derim. Tarihi roman, tarihi ve karakterleri ilham kaynağı olarak alır, kendi hayal gücüyle harmanlar ve sonuçta kurgusal bir eser çıkar. Tarihi romanların çoğunda bu Savaş ve Barış’tan tutunda ‘İsyan Günlerinde Aşk’a kadar aynıdır, içlerinde ispatlanamayacak unsurlar vardı. Bu noktada Mesnevi ve Mevlana hakkında illa yüzde yüz doğru bilgi, yeterli bilgi veya Mesnevi kadar derin bilgi arayışını biraz törpülememiz lazım diye düşüyorum. Sonuçta yazılan bir roman, bir ders kitabı değil. Pazarlama konusunda ise, Kağıt Helva’yı görünce bende aynı hayal kırıklığını yaşadım ama alan varsa, o kadarıyla yetinen, o kadarını okumaktan zevk alan varsa bence böyle bir kitap çıkartmakta sorun yok. Eğer, yazar eserinin ‘best of’unu yapmak istiyorsa bir müzisyen kadar buna hakkı olmalı. Ama ben almam ayrı… Yine aynı şekilde yazarın çizerin en az mühendis, mimar, müzisyen, modacı kadar eserini pazarlama hakkı olduğunu düşünüyorum. Bu pazarlama sayesinde okur olmayan bir sürü kesime ulaşarak azıcıkta olsa merak uyandırdıysa ne ala.

    Özgür Turan Ocak 20th, 2010 at 11:44 am

    Herkese çok teşekkürler bu güzel katkılar için.

Yorumunuz: