Mayıs ayı pek şenlikli bizim ailede. Babamın doğumgünü ile başlayıp, Doğa’nın doğumgünü ile devam edip, annemin doğumgünü ile sona eriyor. Bu hafta pisinin altıncı, babamın 60. yaş gününü kutladık. Birkaç gündür düşünüyorum 60 ve 6 yıl üzerine…

Babama bakıyorum da, sanki içine çocuk kaçmış gibi. Bütün olgunluğu ve ağırlığı bir yana bir o kadar da muzır ve eğlenceli. Doğa ile aynı frekansa inebiliyor, onunla birebir aynı şeylere çatlayana kadar gülebiliyor. Her koşulda hayata hep gülümseyerek, kocaman kalbini açarak bakabilmiş bilge insan babam benim için. Hayattaki duruşum üzerinde etkisi büyük olan. Bana sonsuz güvenen, güven veren, karıncaya bile saygı duyan dünya insanı, yüce gönüllü babam. Kitap ve gazete okuma alışkanlığımı, özdisiplini, karar verip uygulayabilmek adına çok çalışmayı, zor koşullara dayanıklı olmayı ve herkesi olduğu gibi kabul edebilmeyi ondan öğrendim. Bu saydıklarımı öğrenene kadar çok çatıştık, çok burnum kanadı, çok yaralandım ama her defasında yanımdaydı ve hep destekledi. Hep en ağır eleştirmenim oldu, halen de öyle, ama bir yandan da şevkat aradığımda bulduğum omuz oldu. Üniversite tercihlerimi yaparken, gazetecilik seçeneğini işaretlememi öneren de o oldu. Her yazımı takip eder gerek dergide gerekse de burada ve beğense de beğenmese de mutlaka fikrini söyler. Onun fikirleri hep ışık tutar yoluma. Hata yapıyor olduğumu görse de durdurmadı beni hiç bugüne kadar, yaşayarak öğrenmemi sağladı.

Doğa’ya bakıyorum, elinde olsa bütün hayvanları evimize alıp bakabilecek, her türlü tohumu balkonumuzda ekip yetiştirebilecek, herkesi kucaklayabilecek kadar içinde sevgi barındıran minik yogim. Hayata karşı heyecanlı, hevesli, kırılgan ama cesaretli, duyarlı, çok konuşan, çok meraklı, çabuk sıkılabilen, çok kolay ağlayan, çok kolay gülen içi dışı bir tabir ettiğimiz cinsten.

 

Kendime bakıyorum, şu 6 yılda yaşadıklarıma… öğrendiklerime, üzüldüklerime, sevindiklerime, kayıplarıma, kazanımlarıma. 35 yaşı geçince başlıyor gerçekten de insanın kendiyle olan asıl savaşı. Savaş demek de doğru değil aslında kendini tanıma süreci denilebilir belki. İçimdekini tanıyabilmek ve onunla bir olabilmek adına yaptığım çalışmalar hiç bitmeyecek ama şu bir gerçek ki ebeveyn olmak gerçekten büyük bir serüven ve bu serüvende gizli hazineler saklı. O hazineleri bulabilmek için bazı saklı kalmış yerlere ışık tutmanız gerekiyor. Bazen elinizin altında ışık olmuyor ya da ışık olsa da o zifir karanlık kolay kolay aydınlanmıyor. İşte o noktada evrenden size yardım geliyor yeter ki siz fark edin, görün ve yüreğinizi açın. Fırsat ya da seçim de diyebilirsiniz bu duruma. Bana gelen yardım yogaydı. Yogada derinleşmek oldu seçimim. Yoga sığınağım oldu, evim oldu.

Hamileliğimden önce birçok farklı yerde yaptığım yogayı hamileliğim boyunca evde kendi kendime yaptım. Doğa 2,5 yaşına geldiğinde ancak kendime ayırabileceğim 1 saatim oldu. Doğa’yı 10-12 arası yuvaya bırakıyordum haftanın 2 günü sadece. Koşturuyordum ben yogaya Kaivalya’ya. Matın üzerine vardığımda ancak ben oluyordum, kendimi buluyordum. Doğa sabahları biraz daha geç uyansın diye niyet edip uyuyup erkenden kalkıp matın üzerinde buluyordum kendimi. Böyle bir aşk yoga benim için. Özenle beslediğim, emek verdiğim, benimle her yere uykuma bile gelen bir aşk.

Nereden nereye geldim yine döndüm dolaştım yogaya getirdim lafı. Diyeceğim şudur ki çok keyifli birkaç gün geçirdik doğumgünlerimizle. Şükrettik bugünümüze, birarada oluşumuza. Sizler de yanıbaşınızdakilere sarılın bugünlerde. Özellikle de aile büyüklerini el üstünde tutun, sohbet edin onlarla, dinleyin onları. Hayata dair hissettiklerini, daha yapmak istediklerini sorun. Öğreneceğimiz çok şey var onlardan, yaşanmışlıklarından, deneyimlerinden. Onlarla geçirdiğiniz her anı onurlandırın.



Toplam : 2 Yorum var

    Bülent Karagöz Mayıs 18th, 2012 at 12:11 am

    Teşekkür ederim hakkımdaki değerlendirmelerine…
    Değindiğin katkı ve örneklemeleri verebildiğimi fark ettiriyorsun… Ne mutlu yaşarken bunları duyabilmem… Her ne kadar yaşam süreçlerini ciddiye alarak, sorumluluk duyarak yaşamaya çalıştıysam da keyifli kaçamakları ve kendime ait ya da dışımdaki süreçleri izlerken ironiyi unutmadım… Çekirdek ailemi, çevresini ve etkileşimlerini hep önemsedim… Sizlerle çok mutlu oldum… Doğa’nın katılımıyla da bu hissiyatım dorukta…

    Özgür Turan Mayıs 21st, 2012 at 2:04 am

    CAnım babam..

Yorumunuz: